Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün..

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • Yağmur
    • Oct 2026

    #1

    Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün..

    Yusuf bir güzel çocuk,bir kuyuya atılmış,köle pazarlarında satılmış..

    Züleyha bir mutsuz kadın,gördüğü düşler çıkmamış..Yanılmış..

    Amma ki bilmemenin emniyetiyle bilinçsiz.
    ...
    Hasılı bu ilk bakışta kimse kimseyi tanımadı..

    Sadece Züleyha başını kaldırıp da Yûsuf'u gördüğü ilk anda,biraz çocuksu ve neşeli bir çığlıkla hafifçe bağırdı:

    "Aman Allah'ım bu ne güzel şey! Bu ne güzel çocuk.."

    Yûsuf bir güzel çocuk,Züleyha her kadın kadar çocuk.

    Züleyha kendi içinde mevcut çocuğun masumluğuyla,

    kendisine köle olarak getirilen Yûsuf'a hiç kıyamadı..

    Yûsuf incinmesin,Yûsuf üzülmesin.Aman Yûsuf yorulmasın..

    "Bir masal anlatayım Yûsuf bak sana..

    Yûsuf, benim içimde de masallar uyuyor söz aramızda,hâlâ..

    Bak Yûsuf, sudan çıkan ışıklı bir düş arabası gibi doğuyor ay,işte tam şurada..

    Hadi sen de çölün öbür tarafında güneş nasıl doğar nasıl batar anlat bana..

    Bak Yûsuf sana ipek gömlek aldım..hah şöyle,

    şu inciyi de takalım saçlarının gecesine..

    Yumma Yûsuf gözlerini,dinle beni

    Uyku mu esir aldı benim güzelimi ?

    Hadi şu ırmakta ıslatalım saçlarını,gözlerini..

    Otur haydi dizimin dibine Yûsuf,bak şu nar şerbeti senin için,için serinlesin.

    Canın mı acıdı,ver parmağını öpeyim de geçsin..

    Yûsuf anlatsana,kuyunun karanlıklarında çok mu korktun ?

    Kervanlar getirirken seni çölün bu tarafına çok mu yoruldun ? "

    Yûsuf..Yûsuf..Yûsuf..Yûsuf


    Yûsuf İle Züleyha
  • Yağmur

    #2
    Züleyha, kalbi acının anlamına dair sınırlarda dolaşmaya başlayınca Yusuf’a bir mektup yazmaya karar verdi.
    İçindeki hallere tercüman olacak sözcükleri bulup da Yusuf’ a göstermek istedi.
    Dedi, her vasfın karşılığı bir sözcük var nasılsa.
    Bende halimi arz edeyim sözcüklerle Yusuf’uma.

    Yusuf diye yazdı, namenin en başına, sayfanın tam ortasına.
    İçinden binlerce Yusuf ses verdi.
    Ey içimdeki yıldızlar mütercimi, ölü olmayan kuşlarım benim

    Konuşan ağacım bana, konuşan ırmağım benim.
    Işıklı yağmurum.
    Gözlerimle gören ey, gözleriyle gördüğüm.

    Yusuf dedi Züleyha, namenin tam ortasına, sayfanın başına.
    İçinden bin Yusuf daha ses verdi.
    En derin kuyusunda kaybolduğum ey,
    Nil’in sesi geliyor, gelsin, sesim nil’e gitmiyor gitmesin.
    Sesi bana gelmeyen, sesim ona gitmeyen ey.

    Züleyha sayfanın ortasından devam etti, Yusuf, dedi.
    Ey kalbimle seven
    Ey kalbiyle sevdiğim.
    Muhabbeti kolay giyilir libas olmayan,
    Vahayı terk edip çölün rahmetine düşen defterim,
    Yitik tahtına gönlünce kurulan çöl misillemesi sevdiceğim,
    Dağ lalesi,Çöl çiçeği
    Ah benim yitik ezel gülü vasfınca sahiplendiğim,
    ah beni ezel gülü vasfınca sahiplenip de sahiplendiğini henüz bilmeyen sevgilim,

    Ah benim! Ah benim!
    Ey adı gelecek zamanların ve mekanların insanlarına adımla bile kalacak olan,
    Ey adım adıyla bile yazılacak olan
    Sularıma dökülen karanlık, yoklarımı örten aydınlık
    Tezatlarım benim , benim tekrirlerim
    Ama muhabbetinden asla rücu etmediğim
    Gün geçtikçe çoğalan benzetmelerim,
    Sözcüklerim, lügatim, lisan hacmimce vasıflandırdığım vasfım
    Yusuf dedi Züleyha, sayfanın ortasına.
    Hala hitaptaydı kalemi, bir satır ileri geçemedi.

    Bir satır ileri geçsem hitaptan, dedi, yanacağım. Ses verdi içinden bir ses: yan o zaman, yan o zaman!

    Züleyha devam etti:

    Ah benim yusuf’ um , ah benim, ah/senim, dedi, başka bir şey diyemedi.

    Züleyha Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca. Yusuf diye başladı, Yusuf diye bitirdi.
    Gördü ki hitaptan öteye geçemedi.
    Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok.ve Züleyha’ nın lügatinde Yusuf’tan öte sözcük yok.

    Yusuf, dedi, kelamım artık sende hükümsüz.
    Ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme.
    Bil ki kelamdan da ötede sadece ah var, ah ki dünya onun üzerine durur, gök kubbe onun hararetiyle döner.
    -alnımın yazısı olduğun kadar alnının da yazısıyım..

    Yorum yap

    • Yağmur

      #3


      Yûsuf'un aşkıyla Züleyha öyle bir hale girdi ki artık her şey ona Yûsuf demekti ve Yûsuf'a yakınlığı nispetinde muteberdi.

      Bundan sonra,dedi Züleyha,nasıl eskisi gibi konuşur,eskisi gibi güler ve ağlarım ?

      Nasıl aynı ağaç olur artık aynı olmayan ağaç,benim kalbimin üzerinden Yûsuf geçmişken ?

      Nasıl eskisi gibi görünür evren gözüme hiç bir vasfı artık eski vasıflarının hiç birine benzemiyorken ?

      Dilim Yûsuf'un adından başka bir sözcük telaffuz edemiyorken kuştan,ağaçtan,sudan nasıl söz açarım ?

      Kuş,diyorsam,Yûsuf demek istiyorumdur..

      Ağaç da Yûsuf demektir..

      Su, Yûsuf'un ta kendisi..

      Nasıl olurda Yûsuf olmayan bir ismi ağzıma alırım ?

      Gördüğüm herşey bana Yûsuf diyorken,ve dahi gördüğüm her şey bana Yûsuf suretinde geliyorken,

      Nasıl olurda gözlerim Yûsuf'tan başka bir surete değer ?

      Bir gün Efendim dediyse bana Yûsuf,
      ..
      Harflerin en kutlularıdır bunlar bana göre,

      Efendim'dir sözcüklerin şahı bundan böyle.

      İçim sızlamaksızın nasıl Efendim diyebilirim..a benim Efendim..
      ...

      Gül mü dedi Yûsuf,yoksa ateş mi,

      Zümrüt mü dedi,yoksa buhur mu,inci mi,

      Yoksa kelepçe,yoksa zincir mi,

      Bundan böyle sözcük dağarcığım Yûsuf'un dilinden dökülen sözcükler kadardır..

      Sadece sözcüklerim değil,hayat sözcükler kadarsa,

      Varlığım Yûsuf kadardır..
      ..
      Benim dünyam ancak bu kadardır bundan sonra.

      Yorum yap

      • Yağmur

        #4
        Gerçekte biri neş'eli,geri kalan her biri neş'eli gibi görünen ama neş'eli olmayan bir kalabalık,günlük ve sandal ağaçlarının arasında kaybolduktan sonra..

        Yûsuf gömleğinin düğmelerini çözdü,sandaletlerini ayaklarından fırlatıp attı.
        Çimenlerin üzerinde koşup oynamaya başladı.

        Bir ara sırt üstü uzanıp sevinçle,başının üzerinden geçip giden bulutların şekillerinden anlamlar çıkarmaya çalıştı.

        Bakın,diye seslendi ağabeylerine gülümseyerek,şu bir mavi çiçek,bir peygamber çiçeği,sizce de öyle değil mi ?
        Ağabeylerinden biri,hayır,diye cevap verdi..o ayakları ters bir cüce,üstelik kör..

        Yûsuf'un gülümsemesi azaldı..Bakın,diye devam etti.Tam şu yanındaki bir gelin kelebeği, öyle mi ?
        Hayır dedi bir diğer ağabeyi,o gördüğün topal bir dev,elinde de can alıcı bir mızrak var.

        Yûsuf'un gülümsemesi dondu dudaklarının ucunda.Peki,dedi,şu yavrusunu ısıtan bir beyaz güvercine benzemiyor mu ?
        En büyükleri,hayır,diye cevapladı..o daha ziyade karanlıkları mesken edinmiş kapkara bir yarasa.

        İçi ürperdi Yûsuf'un,sanki yatmaktan utandı,üşüdü ve toparlandı.Sandaletlerini geçirdi ayaklarına,gömleğinin düğmelerini ilikledi.

        Güneş dağı neredeyse aşacaktı.On ağabeyi Yûsuf'un başına toplandılar.Bakışlarında öfke vardı.
        Kalplerini bir ağızdan açık edip Yûsuf'un önüne koydular.

        "Seni yalancı düş gören seni !

        Seni monolog sürgünü,seni baba yüreğinden muhabbet çalan kalp hırsızı !

        Seni payına düşenle yetinmeyip de kardeş hissesine el açan isteyici seni !

        Söyle bakalım yalancı düş görmenin cezası nedir ? Seni seni! "
        ...
        Her birinin eli bir yandan uzandı.Yûsuf'un sırtından,Yakub'un daha o sabah giydirdiği gömlek çıkartıldı.

        Bir hamle..Bir darbe..Bir itekleme..Sadece o kadar.

        Bir kuyuda yitmenin başlangıcı sadece bu kadardır..

        Yorum yap

        • Yağmur

          #5


          Güçlüydü..

          Bir mazlum âhının gök kubbeyi sarsacağı bilgisiyle.

          Devranın gün gelip de döneceğinin haberiyle.

          Ne ki var zerre kadar şer, ne ki var zerre kadar hayr,

          bir gün şaşmaz bir terazide tartılacağının emniyetiyle.

          Yorum yap

          • SaRey
            Kıdemli Üye
            • Jan 2018
            • 684

            #6
            Çok sevdiğim bir yazıdır.O kadar letafetle anlatılmış ki hüzün bile güzel geliyor.Anlıyorsunuz ki hüzünde de kalbin sanatı var.
            Allah razı olsun.
            Bir aynada seyrettim âlemin cümlesini. Aynam nokta sırrım nokta. Umduğum kadar büyük değilmiş, dünya nokta ben nokta.

            Yorum yap

            Hazırlanıyor...