Güzel Bir Masal Kitabý...

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • PeriliKral
    Yeni Üye
    • Feb 2012
    • 2

    #16
    duygu yüklü dizeler gene bizleri başka taraflara götürdü çok teşekkürler.

    Yorum yap

    • Yağmur

      #17
      Sevindim beğenmenize,ben teşekkür ederim.

      Yorum yap

      • Yağmur

        #18


        Büyükler sayılara bayılırlar.

        Tutalım, onlara yeni edindiğiniz bir arkadaştan söz açtınız, asıl sorulacak şeyleri sormazlar.

        Sesi nasılmış, hangi oyunları severmiş, kelebek biriktirir miymiş, sormazlar bile.

        Kaç yaşında, derler, Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?

        Bu türlü bilgilerle onu tanıdıklarını sanırlar.

        Deseniz ki: “Kırmızı kiremitli, güzel bir ev gördüm. Pencerelerde saksılar, çatısında kumrular vardı”.

        Bir türlü gözlerinin önüne getiremezler bu evi. Ama “yüzbin liralık bir ev gördüm” deyin, bakın nasıl: “Aman ne güzel ev” diye haykıracaklardır.

        Yorum yap

        • Yağmur

          #19


          Kuyunun yanında eski, taş bir duvar yıkıntısı vardı. Ertesi akşam oraya geri döndüğümde, uzaktan, küçük prensimin bu duvarın üzerinde oturduğunu gördüm. Ayaklarını aşağı sarkıtmıştı. Şöyle diyordu: “Unuttun mu? Burası değildi.”
          Biriyle konuştuğu belliydi.
          “Evet, evet. Tam bu gün. Ama burası doğru yer değil.”
          Ona doğru yürümeyi sürdürdüm, ama halen konuştuğu kişiyi ne görebiliyor, ne de duyabiliyordum. Küçük prens bir kez daha cevap verdi: “Evet, tabii. Ayak izlerimin nerede başladığını görürsün. Beni orada bekle. Bu gece orada olacağım.”
          Şimdi duvardan sadece yirmi metre uzaktaydım, ama hala hiçbir şey göremiyordum. Küçük prens yine konuştu: “Zehirin iyi bir zehir midir? Bana çok uzun süre acı çektirmeyeceğinden emin misin?”
          Durdum. Yüreğim sızlıyordu. Ama hala ne olduğunu anlamamıştım.
          “Şimdi git” dedi, “aşağı ineceğim.”
          Bunun üzerine bakışlarımı aşağı, duvarın dibine çevirdim ve orada gördüğüm şey havaya sıçramama neden oldu. İnsanı birkaç saniye içinde öldürebilecek sarı bir yılan, başını küçük prense doğru kaldırmış, öylece duruyordu orada. Silahımı almak için elimi cebime götürdüm ve koşmaya başladım. Ama çıkardığım sesi duymuş olacak ki, başını indirip kumların üzerinde kaymaya başladı yılan. Ve pek de acele etmeden, taşların arasında gözden kayboldu.
          Küçük prensimi tutmak için tan zamanında yetiştim. Onu kollarıma aldığımda yüzünün bembeyaz olduğunu gördüm.

          ...

          “Bu ne demek oluyor?” diye sordum. “Neden yılanlarla konuşuyorsun?” Boynundaki altın renkli fuları çözdüm. Alnını hafifçe ıslattım ve içmesi için ona biraz su verdim. Artık soru sormaya cesaret edemiyordum. Bana ciddi bir ifadeyle baktı ve kollarını boynuma doladı. Kalp atışlarını duyabiliyordum. Sanki tüfekle vurulmuş bir kuşun gittikçe yavaşlayan kalp atışları gibiydi.
          Bana: “Motorundaki arızayı bulmana sevindim. Artık evine gidebilirsin” dedi.
          “Bunu nereden biliyorsun?”
          Aslında bu haberi vermeye geliyordum. Çok umutsuz olmama rağmen, motoru tamir etmeyi başarmıştım.
          Sorumu yanıtlamadı. Sadece “Bugün evime dönüyorum” diye fısıldadı.
          Sonra üzüntüyle ekledi: “Evim çok uzakta... Oraya gitmek çok zor olacak...”
          Beklenmedik bir şey olacağını hissedebiliyordum. Onu bir çocuk gibi kollarımda sımsıkı tutuyordum. Ama o sanki ellerimden bir uçuruma doğru kayıyordu ve ben bunu engelleyemiyordum...
          Bakışları ciddiydi ve uzaklarda kaybolup gidiyordu.

          Buruk bir gülümseme yayıldı yüzüne. Uzun bir süre öylece bekledim. Vücut ısısının giderek arttığını hissediyordum.
          “Küçük dostum benim, sen korkmuşsun...”
          Elbette korkmuştu! Ama yavaşça güldü.
          “Bu gece çok daha fazla korkacağım” dedi.
          Bir kez daha, içimde onarılmaz bir acı duydum. Bu gülüşü bir kez daha duyamayacağımı düşünmek bile istemiyordum. Buna dayanamazdım. Gülüşü, çölün ortasında bir su kaynağı gibiydi benim için.
          “Küçük prens, gülüşünü tekrar duymak istiyorum” dedim.
          Ama o bana : “Bu gece, Dünyaya ineli tam bir yıl oluyor. Gezegenim, geçen yıl Dünyaya indiğim yerin tam üstünde olacak bu gece.” dedi.
          “Küçük prens, lütfen bunun sadece kötü bir rüya olduğunu söyle bana” dedim, “şu yılan hikayesinin be gezegenine geri döneceğinin...”
          Ama sorumu yanıtlamadı küçük prens. Onun yerine bana:
          “En önemli şeyi gözler göremez” dedi.
          “Evet, biliyorum...”

          “Geceleri yıldızları izlersin. Benim yaşadığım yarde her şey o kadar küçük ki, sana gezegenimi gösterebilmem imkansız. Ama böylesi daha iyi. Çünkü içlerinden birinde benim yaşadığımı bileceksin. Hepsini seveceksin. Hepsi senin dostun olacak. Ve sana bir hediyem var...”
          Bir kez daha güldü.
          “Ah, küçük prens! Benim sevgili küçük prensim. Gülüşünü duymak çok güzel!”
          “Aslında benim hediyemdi bu... tıpkı su için olduğu gibi.”
          “Anlamıyorum...
          “Yıldızlar, başka başka insanlara farklı şeyler ifade ederler. Bazıları için sadece gökyüzünde titreyen ışıklardır. Yolcular içinse, bir rehberdirler. Bilim adamları için fikir kaynağıdırlar. Şu benim iş adamı içinse zenginlik. Ama herkes için sessizdirler. Sen hariç...”
          “Ne demek bu?”
          “Geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim yaşadığımı ve orada gülüyor olduğumu bileceksin. Bu yüzden sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Bütün dünyada yalnızca senin gülen yıldızların olacak.“
          Ve bunu söyledikten sonra yine güldü.
          “Ve üzüntün geçtiğinde – çünkü zaman bütün acıları iyileştirir- beni tanıdığına memnun olacaksın. Daima benim dostum olarak kalacaksın. Benimle birlikte gülmek isteyeceksin. Be zaman zaman, sadece bunun için gidip pencereyi açacaksın... Gökyüzüne bakarken güldüğünü gören arkadaşların buna çok şaşıracaklar. Sen de onlara: “Ah, evet, yıldızlar beni hap güldürürler” diyeceksin. Onlar da senin deli olduğunu düşünecekler. Görüyorsun, sana ne kadar kötü bir oyun oynadım...”
          Ve bir kez daha güldü.
          “Aslında ben sana bir sürü yıldız değil de, kahkaha atabilen bir sürü zil vermiş gibi oldum.”


          Yine güldü. Sonra ciddileşti. “Bu gece... biliyorsun... gelme...”
          “Seni bırakmayacağım.”
          “Dışarıdan acı çekiyormuşum gibi görünecek. Ölüyormuş gibi görüneceğim. Bunu görmeye gelme. Hiçbir işe yaramaz bu...”
          “Seni bırakmayacağım” dedim Endişelenmişti.
          “Sana böyle söylememin nedeni, biraz da yılan yüzünden. Sana zarar vermemeli... Yılanlar hain yaratıklardır. Zevk için insanı sokabilirler.”
          “Seni bırakmayacağım” dedim.
          Sonra birden rahatladı. “Yılanlar sadece bir kez zehirleyebilirler, öyle değil mi?” dedi.
          O gece yola çıktığını görmedim. Sessizce ayrılmıştı. Arkasından koşup ona yetiştiğimde, hızlı ve kararlı adımlarla yürüdüğünü gördüm. Bana:
          “Ah! Buradasın...” dedi. Ama sesi hala telaşlıydı.
          “Gelmemeliydin. Üzüleceksin. Öldüğümü sanacaksın, ama gerçekte ölmüş olmayacağım.”
          Sustum.
          “Anlaman gerekiyor. Orası çok uzak. Bedenimi oraya götüremem. Bunun için fazla ağır.”
          Hiçbir şey demedim...
          “Boşalmış bir deniz kabuğu gibi kalacağım...Bunda üzülecek bir şey yok...”
          Cevap vermedim...


          Bir parça cesareti kırılmıştı. Son bir gayretle: “Biliyorsun, çok güzel olacak. Yıldızlara ben de bakacağım. Bütün yıldızlar paslanmış makaraları olan birer kuyu olacak benim için. Hepsi bana içecek su verecekler” dedi.
          Hiçbir şey demedim.
          “Çok eğlenceli olacak. Senin beş yüz milyon tane küçücük zilin olacak; benimse beş yüz milyon su kaynağım...”
          Ve artık o da hiçbir şey söyleyemedi, çünkü gözleri yaşlarla doldu. “İşte burası. Bırak yalnız devam edeyim.”
          Oturdu, çünkü korkuyordu. Sonra:
          “Biliyorsun... Bir çiçeğim var... Ona karşı sorumluyum. O öyle narin, öyle masum ki... Kendini koruyabilmesi için sadece dört küçük dikeni var...”
          Ben de oturdum. Daha fazla ayakta duramamıştım.
          “İşte...” dedi, “Hepsi bu...” Biraz tereddütten sonra ayağa kalktı. Ben hareket edemedim.
          Ayak bileğinin çevresinde sarı bir ışık vardı, başka hiçbir şey yoktu. Bir an hareketsiz durdu. Hiç bağırmadı. Bir ağaç gibi, yavaşça düştü yere. Yer kum olduğu için, düşerken en ufak bir ses bile çıkmamıştı.
          Konu Misafir; Tarafından 05-25-2015, 06:14 değiştirilmiştir...

          Yorum yap

          • Yağmur

            #20

            Çiçeği bir gün üzerindeki dört dikeninden söz ederken küçük prense,
            "Sıkıysa kaplanlar pençelerini bir uzatsınlar!" demişti.
            "Gezegenimde kaplan yok." demişti küçük prens ona. "Hem kaplanlar ot yemezler."
            "Ben ot değilim," olmuştu çiçeğin tatlı bir sesle verdiği yanıt.
            "Özür dilerim..."
            "Kaplanlardan korkmam ben. Sert rüzgârlardan korkarım. Beni rüzgârlardan koruyacak bir
            siperlik bulamaz mısın?"

            "Sert rüzgârlar... Bu bir çiçeğin en korkulu rüyası olmalı," demişti küçük prens. Sonra da içinden,
            "Bu çiçek çok anlaşılması güç bir yaratık," diye mırıldanmıştı..

            ...
            Böylece küçük prens tüm sevgisine, iyi niyetine karşın bir süre sonra çiçeğinden şüphe etmeye başlamıştı.
            Önemsiz sözleri çok fazla ciddiye almış, sonuçta da mutsuz olmuştu.
            "Onu dinlememeliydim," dedi bir gün bana.
            " Çiçeğimin kokusu bütün gezegene yetiyordu.
            Ama ben ona hak ettiği inceliği gösteremedim.
            Şu kaplanların pençeleriyle ilgili sözleri yalnızca acıma duygularıyla doldurmalıydı yüreğimi."

            Küçük prens, "Gerçek şu ki," diye sürdürdü sözlerini, "bir şeyi anlamaya çalışırken neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum.
            Sözlere değil, yapılanlara bakmalıydım.
            Güzel kokusuyla beni öyle büyülemişti ki...
            Ondan uzaklaşmamalıydım... Onun bana yaptığı o küçük numaraların arkasında yatan sevgiyi anlamalıydım.

            Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama onu nasıl sevmem gerektiğini bilemeyecek kadar küçüktüm...

            Yorum yap

            • Yağmur

              #21


              "Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi.

              Kimse sizin için canını vermez.

              Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile o tek başına topunuzdan önemlidir.

              Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur,

              Kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğrunda öldürdüğüm odur.

              Yakınmasına, böbürlenmesine hatta susmasına kulak verdiğim odur.

              Çünkü benim gülümdür O.
              "

              Yorum yap

              • CUMHUR
                Özel Üye
                • Jan 2008
                • 3964

                #22
                kardeşim yağmur,paylaşım için eline sağlık masalda çok güzelmiş selamün aleyküm
                Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
                Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...