Güzel Bir Masal Kitabý...

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • Yağmur
    • Oct 2026

    #1

    Güzel Bir Masal Kitabı...

    Yeşil kabının içinde çiçek boyuna süsleniyor, hazırlığı bir türlü bitmiyor. Renklerini özene bezene seçiyor, yavaş yavaş giyiniyor, yapraklarını bir bir yerleştiriyor. Gelincikler gibi buruşmuş bir elbiseyle meydana çıkmak istemiyor. Bütün güzelliğiyle pırıl pırıl doğmak emelinde. Evet! Çok süsüne düşkündü bu çiçek! Bu yüzden gizli gizli süslenmesi günlerce sürdü. Sonunda bir sabah güneş doğarken, kendini gösterdi.
    Güzel olmak için bu kadar özenip bezendikten sonra, esneyerek:
    - Aman, daha uykumu alamadım...
    Üstüm başım berbat... Yüzüme bakılacak gibi değil... demez mi?
    Küçük Prens hayranlığını gizleyemedi:
    - Ne güzelsiniz! dedi.
    Çiçek ince bir sesle:
    - Güzelim, değil mi? Hem ben güneşle birlikte doğdum, dedi.
    Küçük Prens bu çiçeğin pek alçak gönüllü olmadığını anladı, ama o kadar dokunaklı bir hali vardı ki!

    Çiçek:
    - Kahvaltı saati gelmiş olacak, dedi. Beni unutmasanız...
    Küçük Prens utandı, çabucak gitti bir kova taze su getirdi, çiçeğe sundu.

    Çiçek ilk gününden onu üzmeye başlamıştı! Alıngan, kendini beğenmiş bir çiçekti. Örneğin bir gün döt dikeninden söz açarak, Küçük Prens'e:
    - Varsın gelsin kaplanlar, demişti, vız gelir pençeleri.
    Buna karşılık Küçük Prens:
    - Gezegenimde kaplan yok, hem de kaplanlar ot yemez ki, demişti.
    Çiçek de yavaşça:
    - Ben ot değilim, diye cevap vermişti.
    - Özür dilerim...
    - Kaplanlardan hiç korkmam, ama hava akımlarından çekinirim. Bir paravanınız yok mu sizin?

    Küçük Prens de "Hava akımlarından çekinmek, olacak iş mi, bir bitki için?" diye düşündü. "Bu çiçek pek de nazlı."
    - Geceleri üstünü bir cam kavanozla örtersiniz. Burası çok soğuk. Hiç iyi yerleşmiş değilsiniz. Benim geldiğim yer...
    Ama sözünü bitiremedi:
    O, Küçük Prens'in gezegenine tohum olarak gelmişti. Öbür dünyalardan bir şey görmüş olamazdı. Çiçek, beceriksizce kurduğu bu yalanı tutturamadığı için, utandı. Küçük Prens'i suçlu çıkarmak emeliyle sinirli sinirli:
    - Hani o paravan ?... diye sordu.
    - Gidip getirecektim; ama konuşuyordunuz da...
    .........

    - Hoşça kal, dedi çiçeğe.
    Çiçek cevap vermedi.
    - Hoşça kal!
    Çiçek öksürdü, ama soğuk algınlığından değildi bu kez.
    Neden sonra:
    - Budalalık ettim, dedi, bağışla beni. Mutlu olmağa çalış.
    Küçük Prens çiçeğin ona çıkışacağını sanmıştı. Cam şişesi elinde, şaşkın şaşkın bakıyordu. Çiçeğin bu tatlı uysallığına bir türlü akıl erdiremiyordu.
    - Evet, seni seviyorum, dedi çiçek. Anlatamadım, suç bende. Önemi yok. Ama sen de benim kadar aptalmışsın. Mutlu olmağa çalış. Bıraksana şu camı elinden.Onu istemiyorum artık.
    - Ya rüzgar...
    - O kadar da nezle değilim... Gecenin serin havası iyi gelir, Çiçek değil miyim?
    - Ya hayvanlar...
    - İki üç tırtıl gelmiş, ne çıkar! Onlara katlanmalı ki, kelebeklerle tanışayım. Kelebekler pek güzelmiş. Sen gittikten sonra, bari onlar gelsin beni görmeye. Büyük hayvanlardan da korkmam, dikenlerim var, diyerek dört dikenin gösteriyordu safça.
    Sonra da:
    - Ne sallanıp duruyorsun öyle. Haydi, kararını verdin. Gideceksen git artık, dedi.
    Gözyaşlarını belli etmek istemiyordu. Öyle gururlu bir çiçekti ki...


    Küçük Prens
    Konu Misafir; Tarafından 06-20-2012, 01:29 değiştirilmiştir...
  • kemal864
    Kıdemli Üye
    • Jan 2008
    • 877

    #2
    Yağmur hanım uzun zamandır bu tür kitapları okumuyordum.

    Sanırım ilk olarak bu kitabı okuyarak başlayacağım bu tür kitapları okumayı.

    Hem paylaştığınız kısımda yer alan alıntı oldukça güzel.

    En kısa zamanda bu kitabı okumayı düşünüyorum.

    Emeklerinize ve gönlünüze sağlık.

    Selamun Aleyküm...

    Yorum yap

    • Yağmur

      #3
      Ve aleyküm Selam..ben buradan paylaşır,size anlatırım Kemal bey..Şimdi masal kitabıyla görünüp karizmayı çizdirmeyin..

      Yorum yap

      • kemal864
        Kıdemli Üye
        • Jan 2008
        • 877

        #4


        Yağmur hanım bu masal kitabını oldukça beğendim.

        Yağmur hanım elbette siz kitabı alıntılarla anlatsanız sizden dinlerim.

        Ama karizmayı çizdirsekte kitabı almaya karar verdim.

        Hem çoğu kişinin çocukluklarından kalan bir esintiyi canlandırıyor bu kitap.

        Mutlaka okumalıyım.

        Yorum yap

        • Yağmur

          #5
          Kısacık zaten bir solukta okursunuz...fakat sonu çok hüzünlü söyleyeyim

          Yorum yap

          • Yağmur

            #6
            Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki.

            “Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.”

            “Doğru, haklısın” dedi tilki.

            “Ama ağlayacağını söyledin!”

            “Evet, öyle.”

            “O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”

            “Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”

            Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.

            “Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”

            Güller bu duyduklarına çok bozuldular.

            “Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”

            Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.

            “Elveda” dedi.

            “Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”

            “Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens.

            Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.

            “Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir”

            “İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.”

            “Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için.

            Sonra yoluna devam etti…

            Yorum yap

            • kemal864
              Kıdemli Üye
              • Jan 2008
              • 877

              #7
              Yağmur hanım kitabın her bölümü birbirinden güzel.

              Ve sayenizde kitabın en güzel bölümlerini okuyoruz.

              Hem kitabı okudukça dahada meraklanmaya başladım.

              Emeklerinize ve gönlünüze sağlık.

              Yorum yap

              • Yağmur

                #8
                İlginiz için teşekkürler...sizin de gönlünüze sağlık

                Yorum yap

                • Yağmur

                  #9
                  Küçük prens büyük bir dağa tırmandı. Daha önce kendi gezegenindeki üç yanardağın dışında hiç dağ görmemişti. Bu yanardağların boyu ise sadece dizlerine geliyordu. Sönmüş yanardağı tabure olarak kullanırdı. Ona ayaklarını uzatırdı. Kendi kendine : “Bu kadar yüksek bir dağın tepesine tırmanırsam, bütün gezegeni ve gezegendeki bütün insanları görebilirim” dedi. Ama görebildiği tek şey, diğer dağların sivri dorukları oldu.

                  “Günaydın” dedi kibarca.
                  “Günaydın... Günaydın... Günaydın...” diye yanıtladı yankı.
                  “Sen kimsin?” diye sordu küçük prens.
                  “Sen kimsin... Sen kimsin... Sen kimsin...” dedi yankı.
                  “Arkadaş olalım. Ben çok yalnızım” dedi bu kez.
                  “Ben çok yalnızım... Çok yalnızım... Çok yalnızım...”
                  “Ne tuhaf bir gezegen!” diye düşündü. “Her tarafı kuru, her yeri dikenli, tamamen sert ve acımasız. İnsanlarda ise hayal gücü yok. Sadece sizin söylediklerinizi tekrarlıyorlar. Benim gezegenimde bir çiçeğim vardı ki, her zaman ilk konuşan o olurdu.

                  Yorum yap

                  • CUMHUR
                    Özel Üye
                    • Jan 2008
                    • 3964

                    #10
                    gerçekten güzel bir öykü sayende okumuş oldum paylaşım için eline sağlık ALLAHa emanet ol kardeşim yağmur......selamün aleyküm...
                    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
                    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

                    Yorum yap

                    • Yağmur

                      #11
                      Ve aleyküm Selam...Teşekkürler Cumhur abi,sizden de Allah razı olsun.

                      Yorum yap

                      • Yağmur

                        #12
                        Beşinci günü, yine koyun sayesinde, Küçük Prens'in hayatındaki sırrı öğrendim. Birdenbire, hiç sırası değilken uzun zamandan beri sessizce düşündüğü bir meseleyi açar gibi:,
                        - Koyun ağaç fidanı yerse, çiçek de yer, değil mi? diye sordu.
                        - Koyun ne bulursa onu yer, dedim.
                        - Dikeni olan çiçekleri de yer mi?
                        - Evet, dikeni olanı da yer.
                        - Öyleyse, dikenler ne işe yarar?
                        Hiç bilmiyordum. O anda da motorumun sıkışmış bir vidasını sökmeye uğraşıyordum. Çok dertliydim; motordaki bozukluk çok önemli görünüyordu. İçme suyumuz da günden güne azaldığından, geleceği karanlık görmeye başlamıştım.
                        - Dikenler ne işe yarar?
                        Küçük Prens bir soru sordu mu, vazgeçmezdi. Vidaya çok sinirlenmiştim. Rastgele bir cevap verdim:
                        - Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçeklerin kötü huyundan doğar.
                        - Aa...
                        Kısa bir sessizlikten sonra, kin dolu bir bakışla:
                        - İnanmam! dedi. Çiçekler zayıftır, saftır. Tehlikelere karşı koymak için, ellerinden geleni yaparlar. Hem onlar dikenleriyle kendilerini çok güçlü sanırlar...
                        Hiç cevap vermedim. O anda: "Şu vidayı sökemezem çekiçle uçururum" diye düşünüyordum
                        - Hem sen inanmıyor musun ki çiçekler...
                        - Yok, yok, bir şeye inandığım yok. Aklıma geleni söyledim. Hem ben ciddi şeylerle uğraşıyorum.
                        Küçük Prens dona kaldı:
                        - Ciddi şeyler!
                        Elimde çekiç, parmaklarım makine yağıyla kapkara olmuş, hiç beğenmediği o uçakla uğraşıyordum. Bir an baktı, sonra:
                        - Sen de büyükler gibi konuşuyorsun, dedi.
                        Biraz utanmıştım. O ise acımadan sözünü tamamladı:
                        - Her şeyi birbirine karıştırıyorsun... Kafan darmadağın...
                        Çok kızmıştı, başını sallıyor, altın sarısı saçları rüzgarda uçuşuyordu.
                        - Ben bir gezegen bilirim, içinde al yanaklı bir bay oturur, Ömründe bir çiçek koklamamış, bir yıldıza bakmamıştır. Hiç, hiç kimseyi sevmemiştir. Yalnız toplamalar yapar. O da senin gibi sabahtan akşama kadar: " Ben ciddi bir adamım, ciddi bir adamım" der durur. Çok da övünür. Ama adam değil ki o, mantardır.
                        - Nedir?
                        - Mantar!
                        Küçük Prens öfkesinden sapsarı olmuştu.
                        - Milyonlaraca yıldan beri çiçekler diken salar, milyonlarca yıldan beri de koyunlar çiçekleri yer. Hiçbir zaman, hiç bir işe yaramayan bu dikenleri neden bıraktıklarını anlamaya çalışmak ciddi değil de nedir? Koyunlarla çiçeklerin savaşı önemli değil de o al yanaklı şişko bayın toplamaları mı daha ciddi, daha önemli? Ve ben bu dünyada bir çiçek tanıyorsam, biricik bir çiçek, benim gezegenimden başka bir yerde bulunmayan bir çiçek ve günün birinde bir koyun gelip de, ne yaptığını bilmeden, o çiçeği koparıp yerse, önemli değil mi?
                        Yüzü kızararak ekledi:
                        - İnsan binlerce, milyonlarca yıldızın birinde yaşayan eşsiz bi tek çiçeği seviyorsa, yıldızlara bakmakla bile mutlu olur. "Çiçeğim oralarda bi yerdedir" der. Ama koyun çiçeği yerse, sanki yıldızların hepsi birden sönüverir. Bu da mı önemli değil?
                        Daha ileri gidemedi, birdenbire hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Karanlık çökmüştü. Aletlerimi fırlatıp attım. Bana çekiç, vida, susuzluk, ölüm vız geliyordu artık! Yıldızın, gezegenin birinde, benim gezegenim olan bu dünyada bir Küçük Prens vardı, onu avutmak gerekti. Onu kollarımın arasına aldım, salladım. "Üzülme, sevdiğin çiçeği koruruz, koyuna, onu yemesini engelleyecek bir ağızlık çizerim... Çiçeğinin etrafına bir parmaklık çizerim... Sana..." Ne diyeceğimi şaşırmıştım, çok beceriksiz buluyordum kendimi. Küçük Prens'e nasıl yaklaşayım, onu nasıl avutayım bilmiyordum... Şu gözyaşı dünyası öyle esrarlı bir dünya ki!
                        Konu Misafir; Tarafından 06-20-2012, 01:21 değiştirilmiştir...

                        Yorum yap

                        • Yağmur

                          #13
                          “Sen kimsin? Çok güzel görünüyorsun.”
                          “Ben bir tilkiyim.”
                          “Gel, birlikte oynayalım. Öyle mutsuzum ki” dedi küçük prens.
                          “Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”
                          “Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.
                          “Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”
                          “İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”
                          “İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”
                          “Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”
                          “Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”
                          “Bağ kurmak mı?”
                          “Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen eğer, birbirimize ihtiyacımız olacak Sen benim için tek ve eşsiz olacaksın, ben de senin için.”
                          “Anlamaya başlıyorum” dedi küçük prens. “Bir çiçek var. Sanırım o beni evcilleştirdi.”
                          “Olabilir. Dünyada her şey mümkündür.” dedi tilki.
                          “Ama bu çiçek dünyada değil.”
                          Tilki şaşırmıştı. “Başka bir gezegende mi?”
                          “Evet.”
                          “Peki orada avcılar da var mı?”
                          “Hayır, yok.”
                          “Bu çok ilginç. Peki ya tavuklar?”
                          “Hayır. Tavuklar da yok.”
                          “Eh, hiçbir yer mükemmel değildir” dedi tilki içini çekerek. Sonra kendini anlatmaya başladı:
                          “Yaşamım çok monotondur. Ben tavukları avlarım, avcılar da beni.
                          Bütün tavuklar birbirine benzer. Bütün insanlar da öyle. Bu yüzden biraz sıkılıyorum. Ama beni evcilleştirirsen eğer, yaşamıma bir güneş doğmuş olacak. Senin ayak seslerin benim için diğerlerinden farklı olacak. Ayak sesi duyduğum zaman hemen saklanırım. Ama seninkiler, bir müzik sesi gibi beni gizlendiğim yerden çıkaracaklar. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim hiçbir işime yaramaz. Bu yüzden de bu tarlalar bana hiçbir şey hatırlatmazlar. Buna üzülüyorum. Ama sen beni evcilleştirseydin, bu harika olurdu. Altın renkli saçların var senin. Ben de altın renkli başakları görünce seni hatırlardım. Ve rüzgarda çıkardıkları sesi severdim.
                          Sustu tilki ve uzun bir süre küçük prensi izledi.
                          “Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.
                          “Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”
                          “Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
                          “Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
                          “Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
                          Ertesi gün küçük prens yine geldi.
                          “Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.
                          Ama günün herhangi bir vaktinde gelirsen, seni karşılamaya hazırlanacağım zamanı asla bilemem. İnsanın gelenekleri olmalıdır.

                          Yorum yap

                          • kemal864
                            Kıdemli Üye
                            • Jan 2008
                            • 877

                            #14
                            Yağmur hanım bu masal kitabının her bölümü birbirinden güzel.

                            Kitabı hala almamış olsamda sayenizde birçok bölümünü okumuş oldum.

                            Ama şunu belirtmeliyim ki;

                            çok önceleri okuduğum masal kitaplarının arasında en güzel olanı.

                            Paylaşımınız için teşekkürler.


                            Yorum yap

                            • Yağmur

                              #15
                              Teşekkürler Kemal bey.Evet,dediğiniz gibi kitabın bir çok bölümünü paylaştım zaten..artık almanıza gerek yok ...hep ciddi şeyler okuyunca sıkılıyor insan,arada bir hayal dünyasına dalmalı.

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...