“Allah’ım, ondan aldıklarını geri ver!”
Namaz kılarken dünyayı unutan, tüm duygularıyla, benliğiyle namazı hissedip yaşayan büyüklerden Ebû Bekir Kettânî, böyle güzel ve engin duygular içinde namaza durmuş, namazda olmanın verdiği huzurla çevresindekileri görmüyor ve duymuyordu.
Namaz kılarken dünyayı unutan, tüm duygularıyla, benliğiyle namazı hissedip yaşayan büyüklerden Ebû Bekir Kettânî, böyle güzel ve engin duygular içinde namaza durmuş, namazda olmanın verdiği huzurla çevresindekileri görmüyor ve duymuyordu.
Böyle bir namaz ânında, arkasından biri ona yavaş yavaş yaklaştı. Birden Ebû Bekir Kettânî’nin üzerindeki kaftanı kaptığı gibi çarşıya doğru koşarak gözden kayboldu.
Biraz dolaştıktan sonra ilk gördüğü tellâla yaklaştı ve kaftanı satmak istediğini söyledi. Tam bu sırada birden ellerinde büyük bir ağrı hissetti. Ellerine baktığında şaşırmıştı.
– Aman Allah’ım, dedi.
Elleri kurumuştu. Gözlerine inanamadı. Yaptığı büyük hatayı anlamıştı. Hemen o namaz kılan zâtın yanına doğru, büyük bir acıyla yol almaya başladı. Yanına vardığında, kaftanını çaldığı insan namaz kılmaya devam ediyordu. Hemen kaftanı Ebû Bekir Kettânî’nin üzerine koydu. Fakat Ebû Bekir Kettânî, ne kaftanın üzerinden alındığından haberdardı, ne de geri konulduğundan.
Namazı bitirir bitirmez hırsızın ayaklarına kapandığını gördü.
Hırsız büyük bir pişmanlık içinde:
– Efendim, ne olur beni bağışlayın, yalvarırım hakkınızı helâl edin, diyordu.
Onun bu sözlerine şaşıran Kettanî:
– Ne oldu, niçin af diliyorsun, diye sordu.
Adam sıkılarak konuştu.
– Az önce sizin üzerinizdeki kaftanı aldım. İhtiyacım vardı. Çarşıda satmaya çalıştım. Ama gördüğünüz gibi, elim kurudu. Ne olur beni affedin!
Ebû Bekir Kettânî:
– Allah’a yemin ederim ki olup bitenlerden hiçbir haberim olmadı, dedi.
– Pişmanım efendim, beni bağışlayın ve dua edin...
Kettanî, adamın durumuna acımıştı. Zaten Allah’tan çok korkan ve çok şefkatli bir insandı.
Hemen o adama dua etti:
– Allah’ım, o benden aldıklarını geri getirmiş. Sen de ondan aldıklarını geri ver.
Bu dua üzerine hırsızın elleri eski hâline gelivermişti.
Elleri kuruyunca müthiş bir üzüntüye kapılan adam, yaşadıklarına inanamıyordu. Büyük bir imtihan yaşamıştı. Tek tesellisi, Kettanî gibi bir maneviyat büyüğünü tanımış olmasıydı.
KAYNAK : Namazı yaşayanlar - Said Demirtaş
alıntı..
Namaz kılarken dünyayı unutan, tüm duygularıyla, benliğiyle namazı hissedip yaşayan büyüklerden Ebû Bekir Kettânî, böyle güzel ve engin duygular içinde namaza durmuş, namazda olmanın verdiği huzurla çevresindekileri görmüyor ve duymuyordu.
Namaz kılarken dünyayı unutan, tüm duygularıyla, benliğiyle namazı hissedip yaşayan büyüklerden Ebû Bekir Kettânî, böyle güzel ve engin duygular içinde namaza durmuş, namazda olmanın verdiği huzurla çevresindekileri görmüyor ve duymuyordu.
Böyle bir namaz ânında, arkasından biri ona yavaş yavaş yaklaştı. Birden Ebû Bekir Kettânî’nin üzerindeki kaftanı kaptığı gibi çarşıya doğru koşarak gözden kayboldu.
Biraz dolaştıktan sonra ilk gördüğü tellâla yaklaştı ve kaftanı satmak istediğini söyledi. Tam bu sırada birden ellerinde büyük bir ağrı hissetti. Ellerine baktığında şaşırmıştı.
– Aman Allah’ım, dedi.
Elleri kurumuştu. Gözlerine inanamadı. Yaptığı büyük hatayı anlamıştı. Hemen o namaz kılan zâtın yanına doğru, büyük bir acıyla yol almaya başladı. Yanına vardığında, kaftanını çaldığı insan namaz kılmaya devam ediyordu. Hemen kaftanı Ebû Bekir Kettânî’nin üzerine koydu. Fakat Ebû Bekir Kettânî, ne kaftanın üzerinden alındığından haberdardı, ne de geri konulduğundan.
Namazı bitirir bitirmez hırsızın ayaklarına kapandığını gördü.
Hırsız büyük bir pişmanlık içinde:
– Efendim, ne olur beni bağışlayın, yalvarırım hakkınızı helâl edin, diyordu.
Onun bu sözlerine şaşıran Kettanî:
– Ne oldu, niçin af diliyorsun, diye sordu.
Adam sıkılarak konuştu.
– Az önce sizin üzerinizdeki kaftanı aldım. İhtiyacım vardı. Çarşıda satmaya çalıştım. Ama gördüğünüz gibi, elim kurudu. Ne olur beni affedin!
Ebû Bekir Kettânî:
– Allah’a yemin ederim ki olup bitenlerden hiçbir haberim olmadı, dedi.
– Pişmanım efendim, beni bağışlayın ve dua edin...
Kettanî, adamın durumuna acımıştı. Zaten Allah’tan çok korkan ve çok şefkatli bir insandı.
Hemen o adama dua etti:
– Allah’ım, o benden aldıklarını geri getirmiş. Sen de ondan aldıklarını geri ver.
Bu dua üzerine hırsızın elleri eski hâline gelivermişti.
Elleri kuruyunca müthiş bir üzüntüye kapılan adam, yaşadıklarına inanamıyordu. Büyük bir imtihan yaşamıştı. Tek tesellisi, Kettanî gibi bir maneviyat büyüğünü tanımış olmasıydı.
KAYNAK : Namazı yaşayanlar - Said Demirtaş
alıntı..