NamazLa iLgiLi ßir Hadise:
Hazreti Hüseyin henüz süt emmekte idi, hastalanmış sabaha kadar uyumamıştı...
Sabaha doğru biraz uyur gibi olmuş, hazreti Fatıma Validemiz de vakitten istifade ederek sabah namazını kılıp yatmışlardı.
Mescid-i Şerifte sabah namazını kıldıran Resul'ü Ekrem Efendimiz adeti üzere kızı Fatıma'nın seadetli evine teşrif etmişlerdi.
Hazreti Fatıma'yı uyur vaziyette görünce onu sabah namazını kılmadan yatmış sanarak
“Ey kızım Fatıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terketme! Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki,
namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme!” buyurmuşlar ve namazın hiçbir suretle ihmal edilemeyeceğini beyan buyurmuşlardır.
Ondan sonra hazreti Fatıma “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım... Sabah namazını kılıp da yattım...” deyince,
Peygamber efendimiz “Müjdeler olsun sana ya kızım Fatıma, Ahirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin buyurdular.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İbn-i Mes'ud (R.a) ŞöyLe Der:
bir kimsenin namazı, iyiliği emretmiyor ve onu kötülükten almıyorsa, öyle bir namaz ancak ALLAH'tan uzaklığı arttırır.daha sonra şu ayet'i
kerimeyi okudu: "namazı kıl.gerçekten namaz, kötü ve uygunsuz şeylerden alıkoyar." (Ankebut Suresi 45. Ayet)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Namaza bu kadar ehemmiyet veren Resûl-i Ekrem Efendimiz, onu kılarken derin bir aşk, vecd ve istiğrak hâlinde olurdu.
Rabbi'nin huzûrunda olduğunun şuurunda ve bunun gerektirdiği tâzim ve haşyet duyguları içinde namaz kılardı.
Bir kimse çok sevdiği insanlarla buluştuğunda nasıl sevinir ve mutluluk duyarsa Allâh Resûlü de namaza duracağı ve
Allâh'ın huzûruna çıkacağı zaman, bu sevinçten yüzlerce kat fazlasıyla sevinç ve coşkunluk duyardı.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
NAMAZINDAKİ HUŞÛ VE HUZUR
İnsanın vücûdu, dili ve kalbiyle huşû içinde kıldığı ve kendisini bütünüyle Allâh'a verdiği namaz, muhabbetullâha nâil olmak ve
O'nun sonsuz rahmetini harekete geçirmek için mühim bir sebeptir.
Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazın büyük bir huşû ve saygı içerisinde,
yalvarıp yakararak kılınması gerektiğini şöyle ifâde etmişlerdi:
“Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rekâtta bir teşehhüd vardır.
Namaz, huşû duymak, tevâzû ve tezellül ızhâr etmektir.
(Bitirince de) ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırırsın ve Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! diye yalvarırsın.
Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir.” (Tirmizî, Salât, 166) Yani namaz, kulun Yaratanı karşısında acziyet ve za'fiyetini idrak ederek,
muhtaçlığını arzetmesi ve gönülden gelen feryatlarla tazarrû ve niyazda bulunmasıdır.
Namazı bütün zamanlara yaymak ve o hâli daha sonra da devam ettirmek, bir mü'minin yapabileceği en semereli amellerden biridir.
Cenâb-ı Hak mü'minleri medhederken şu vasıflarını öne çıkarmaktadır:
“Onlar ki namazlarında dâimdirler.” (el-Meâric 70/23)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
NAMAZIN MÜKÂFÂTI
Resûl-i Ekrem Efendimiz, namaza çok büyük bir değer vermiş ve onu en hayırlı amel olarak tavsîf etmiştir.
Bir hadîs-i şerîflerinde:
“İstikamet üzere olun. (Bunun sevabını) siz takdir edip kavrayamazsınız.
Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır…” buyurarak (Muvatta, Tahâret, 6) namazın mü'min için ne kadar kıymetli olduğunu göstermiştir.
İslâm'ın en mühim ibâdeti olan namaz, sâhibini büyük mükâfâtlara nâil ettiği gibi, onu bütün kötülüklerden de muhâfaza eder.
Yüce Rabimiz:
“Kur'ân'dan sana vahyedilenleri oku ve namazı da dosdoğru kıl! Gerçekten kâmil mânâda kılınan namaz,
fahşâdan (çirkinlik ve edepsizlikten) ve münkerden (dînin ve akl-ı selîmin tasvip etmediği her şeyden insanı) men eder.
” buyurmaktadır. (el-Ankebût 29/45)
Birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbı ile birlikte mescidde namaz vaktini beklerken, bir kimse kalktı ve:
– Yâ Resûlallâh! Ben bir günâh işledim, dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz ona cevap vermedi.
Namaz bittikten sonra, aynı kişi kalkarak önceki sözünü tekrarladı. Peygamberimiz ona:
“– Sen şu namazı bizimle kılmadın mı? Ve onun için güzelce abdest almadın mı?” diye sordu. Adam:
– Evet yâ Resûlallâh! dedi. Fahr-i Kâinât Efendimiz bu defa:
“– İşte o namaz, işlediğin günâha keffâret olur!” buyurdu . (Heysemî, I, 301)
“Ancak, tevbe edip îmân eden ve sâlih ameller işleyen kimselerin Allâh, kötülüklerini iyiliklere tebdîl eder.” (el-Furkân 25/70)
CEMÂATLE NAMAZIN EHEMMİYETİ
“Cemâatle kılınan namaz, kişinin yalnız kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha fazîletlidir.”
(Buhârî, Ezân, 30) hadîs-i şerîfi ile beyân etmiştir.
Yine Efendimiz, “Kim, sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allâh Teâlâ, o kimseye cennetteki ikrâmını hazırlar.”
(Buhârî, Ezân, 37) hadisleriyle beş vakit câmiye devâm eden kimselere ihsân edilecek nimetlerin güzelliğini ve çokluğunu beyân etmiştir.
Hazreti Hüseyin henüz süt emmekte idi, hastalanmış sabaha kadar uyumamıştı...
Sabaha doğru biraz uyur gibi olmuş, hazreti Fatıma Validemiz de vakitten istifade ederek sabah namazını kılıp yatmışlardı.
Mescid-i Şerifte sabah namazını kıldıran Resul'ü Ekrem Efendimiz adeti üzere kızı Fatıma'nın seadetli evine teşrif etmişlerdi.
Hazreti Fatıma'yı uyur vaziyette görünce onu sabah namazını kılmadan yatmış sanarak
“Ey kızım Fatıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terketme! Beni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki,
namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zannetme!” buyurmuşlar ve namazın hiçbir suretle ihmal edilemeyeceğini beyan buyurmuşlardır.
Ondan sonra hazreti Fatıma “Canım babacığım, sabaha kadar uyumadım... Sabah namazını kılıp da yattım...” deyince,
Peygamber efendimiz “Müjdeler olsun sana ya kızım Fatıma, Ahirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin buyurdular.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İbn-i Mes'ud (R.a) ŞöyLe Der:
bir kimsenin namazı, iyiliği emretmiyor ve onu kötülükten almıyorsa, öyle bir namaz ancak ALLAH'tan uzaklığı arttırır.daha sonra şu ayet'i
kerimeyi okudu: "namazı kıl.gerçekten namaz, kötü ve uygunsuz şeylerden alıkoyar." (Ankebut Suresi 45. Ayet)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Namaza bu kadar ehemmiyet veren Resûl-i Ekrem Efendimiz, onu kılarken derin bir aşk, vecd ve istiğrak hâlinde olurdu.
Rabbi'nin huzûrunda olduğunun şuurunda ve bunun gerektirdiği tâzim ve haşyet duyguları içinde namaz kılardı.
Bir kimse çok sevdiği insanlarla buluştuğunda nasıl sevinir ve mutluluk duyarsa Allâh Resûlü de namaza duracağı ve
Allâh'ın huzûruna çıkacağı zaman, bu sevinçten yüzlerce kat fazlasıyla sevinç ve coşkunluk duyardı.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
NAMAZINDAKİ HUŞÛ VE HUZUR
İnsanın vücûdu, dili ve kalbiyle huşû içinde kıldığı ve kendisini bütünüyle Allâh'a verdiği namaz, muhabbetullâha nâil olmak ve
O'nun sonsuz rahmetini harekete geçirmek için mühim bir sebeptir.
Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazın büyük bir huşû ve saygı içerisinde,
yalvarıp yakararak kılınması gerektiğini şöyle ifâde etmişlerdi:
“Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rekâtta bir teşehhüd vardır.
Namaz, huşû duymak, tevâzû ve tezellül ızhâr etmektir.
(Bitirince de) ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırırsın ve Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! diye yalvarırsın.
Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir.” (Tirmizî, Salât, 166) Yani namaz, kulun Yaratanı karşısında acziyet ve za'fiyetini idrak ederek,
muhtaçlığını arzetmesi ve gönülden gelen feryatlarla tazarrû ve niyazda bulunmasıdır.
Namazı bütün zamanlara yaymak ve o hâli daha sonra da devam ettirmek, bir mü'minin yapabileceği en semereli amellerden biridir.
Cenâb-ı Hak mü'minleri medhederken şu vasıflarını öne çıkarmaktadır:
“Onlar ki namazlarında dâimdirler.” (el-Meâric 70/23)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
NAMAZIN MÜKÂFÂTI
Resûl-i Ekrem Efendimiz, namaza çok büyük bir değer vermiş ve onu en hayırlı amel olarak tavsîf etmiştir.
Bir hadîs-i şerîflerinde:
“İstikamet üzere olun. (Bunun sevabını) siz takdir edip kavrayamazsınız.
Şunu bilin ki, en hayırlı ameliniz namazdır…” buyurarak (Muvatta, Tahâret, 6) namazın mü'min için ne kadar kıymetli olduğunu göstermiştir.
İslâm'ın en mühim ibâdeti olan namaz, sâhibini büyük mükâfâtlara nâil ettiği gibi, onu bütün kötülüklerden de muhâfaza eder.
Yüce Rabimiz:
“Kur'ân'dan sana vahyedilenleri oku ve namazı da dosdoğru kıl! Gerçekten kâmil mânâda kılınan namaz,
fahşâdan (çirkinlik ve edepsizlikten) ve münkerden (dînin ve akl-ı selîmin tasvip etmediği her şeyden insanı) men eder.
” buyurmaktadır. (el-Ankebût 29/45)
Birgün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbı ile birlikte mescidde namaz vaktini beklerken, bir kimse kalktı ve:
– Yâ Resûlallâh! Ben bir günâh işledim, dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz ona cevap vermedi.
Namaz bittikten sonra, aynı kişi kalkarak önceki sözünü tekrarladı. Peygamberimiz ona:
“– Sen şu namazı bizimle kılmadın mı? Ve onun için güzelce abdest almadın mı?” diye sordu. Adam:
– Evet yâ Resûlallâh! dedi. Fahr-i Kâinât Efendimiz bu defa:
“– İşte o namaz, işlediğin günâha keffâret olur!” buyurdu . (Heysemî, I, 301)
“Ancak, tevbe edip îmân eden ve sâlih ameller işleyen kimselerin Allâh, kötülüklerini iyiliklere tebdîl eder.” (el-Furkân 25/70)
CEMÂATLE NAMAZIN EHEMMİYETİ
“Cemâatle kılınan namaz, kişinin yalnız kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha fazîletlidir.”
(Buhârî, Ezân, 30) hadîs-i şerîfi ile beyân etmiştir.
Yine Efendimiz, “Kim, sabah akşam camiye gider gelirse, her gidip gelişinde Allâh Teâlâ, o kimseye cennetteki ikrâmını hazırlar.”
(Buhârî, Ezân, 37) hadisleriyle beş vakit câmiye devâm eden kimselere ihsân edilecek nimetlerin güzelliğini ve çokluğunu beyân etmiştir.