Bizanslı Sahabiler-
Yazar: Dr. Mehmet Efendioğlu
Bel’âm er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Arap Yarımadası’na ne zaman ve nasıl geldiği ile burada hangi statüde yaşadığı hakkında kaynaklarda bilgi verilmemiştir. Sadece demirci olduğu ve bu mesleği icra ederek geçimini sağladığı bilinmektedir .
Bel’âm, İslâm’ın henüz ilk yıllarında Mekke’de Hz. Peygamber’e gelmiş ve iman etmiştir . Medîne’ye hicret edip etmediği bilinmemektedir. Kaynaklarda onun müslüman olmadan önce samimi bir hristiyan olduğundan ve halk arasında “a’cemiyyü’l-lisân = Arapça konuşmayan, Arap olmayan” bir kişi olarak tanındığından bahsedilmektedir. Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber Mekke’de iken zaman zaman Bel’âm’ın demircilik yaptığı dükkanına uğrar ve karşılıklı olarak oturup sohbet ederlerdi. Mekkeli müşrikler bunu görünce, Resûlüllah’ın okuduğu Kur’an ayetlerini ondan öğrendiği şeklinde bir dedikodu yaydılar. Dedikoduların temelli çoğalması üzerine Cenâb-ı Hak “Yemin olsun ki biz müşriklerin, Muhamed’e Kur’an’ı bir kişi öğretiyor dediklerini biliyoruz. Ancak onlar yanılıyorlar. Çünkü kasd ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Oysa Kur’ân fasih Arapçadır.” anlamındaki âyeti indirmiş ve iddialarını yalanlamıştır .
Bel’âm kuvvetli bir ihtimale göre Mekke’de vefat etti. Vefat tarihi bilinmemektedir.
Cebr er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Mekke’de yaşayan Hadramî oğulları ailesinin hizmetçisi idi . Kuvvetli bir ihtimale göre köle olarak Arap Yarımadası’na getirilmiş ve satılmıştır. Geliş tarihi ve gençliği hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Cebr, önceleri dinine bağlı samimi bir hristiyandı ve Mekke’de Kâbe yakınında bulunan Merve civarında bir ticarethanede çalışırdı . Hz. Peygamber fırsat buldukça onun yanına uğrar ve uzun uzun sohbet ederlerdi. Bunu gören Mekkeli müşrikler, Resûlüllah’ın okuduğu Kur’ân âyetlerini Cebr’den öğrendiği şeklinde bir dedikodu başlattılar. Ku’ân-ı Kerim’in en-Nahl sûresi 103. âyetinin aynı zamanda onların yalanlarını boşa çıkarmak için indiği nakl edilmektedir .
Cebr, İslâm dâvetinin başladığı ilk dönemlerde müslüman olmuşsa da müşrik olan efendilerinin korkusundan inancını açığa vurmamıştır . Onların engel olmaları nedeniyle Medîne’ye de hicret edemedi. Önceleri müslüman olmuşken Cebr’in de müslüman olduğunu öğrenen, ancak sonradan İslâm’dan vaz geçen Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh (ö.678) onun durumunu efendilerine haber verince çok ağır işkencelere uğratıldı. İslâm’dan vaz geçmesi için kendisine baskı yapıldı. Ancak Cebr inancında sebat gösterdi. Mekke’nin fethinden sonra (630) Hz. Peygamber’e gelerek başından geçen sıkıntılı günleri anlatınca Allah Resûlü kendisini takdir etti ve efendilerine bol paralar ödeyerek onu ellerinden kurtardı .
Cebr’in 630 yılından sonraki hayatı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmadığı gibi vefat yeri ve tarihi de bilinmemektedir.
Ezrak b. Ukbe er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Taif’de oturan Benû Sakîf kabilesinden Hâris b. Kelende’nin hizmetçisi idi . Arap Yarımadası’na ne zaman ve nasıl geldiği bilinmemektedir. Ancak bir tüccar olan ve çok sayıda hizmetçiye sahip bulunan efendisi Hâris’in Bizans’a sıkça gidip geldiği göz önüne alınırsa, onun bu seyahatlerden birinde Bizans taraflarından getirilmiş olacağını söylemek mümkündür.
İyi bir demirci ustası olan Ezrak, 630 tarihinde müslümanların Taif’i kuşatmaları esnasında surlardan inip kaçmak suretiyle Hz. Peygamber’e geldi ve müslüman oldu . Buna sevinen Allah Resûlü onu serbest bıraktı . Ayrıca Kur’ân ve sünneti kendisine öğretmesi için Ümeyye oğullarından Halid b. Saîd b. As’ı (ö.635) ona öğretmen olarak tayin etti . Bu sayede Emevî ailesi ile yakınlık kuran Ezrak, daha sonraki tarihlerde onlar tarafından evlendirilmiştir .
Taif’in müslümanlar tarafından ele geçirilmesinden sonra (630) Hâris b. Kelede ve diğer Taifliler Hz.Peygamber’e gelerek yanlarından kaçan ve müslüman olan adamlarını geri vermesini istemişlerse de Allah Resûlü Ezrak ve arkadaşlarına sahip çıkmış ve yapılan teklifi reddetmiştir .
Bundan sonraki hayatı hakkında bilgi bulunmayan Ezrak’ın vefat yeri ve tarihi de bilinmemektedir.
***
Dipnotlar
(*) Hayatı hakkında bkz. Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 169; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 169.
Tek tanrı inancına sahip olan Bel’âm ile Hz. Peygamber arasında samimi bir dostluk vardı. Bel’âm iyi Arapça bilmediği halde Allah Resûlü zaman zaman yanına uğrar ve ona bir şeyler öğretmeye çalışırdı. Bu konuda bkz. İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178.
İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
Kur’ân, en-Nahl (16), 103.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523. Bu âyet-i kerime, Bel’âm ile aynı kaderi paylaşan birden fazla sahâbî hakkında inmiştir. Müfessir el-Kurtubî (ö.1272) bu konuda Yesâr, Cebr, Ye’iş, Bel’âm ve Ebû Meysere gibi isimler zikreder ve Hz. Peygamber’in bunlarla zaman zaman görüştüğünü belirtir. Bkz. el-Câmî’, X, 178.
(*) Hayatı hakkında bkz. Vâkıdî, Megâzî, II, 865-866; İbn Hişâm, Sîre, II, 393; Kurtubî, el-Câmî’, X, 177; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 223; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
İbn Hişâm, Sîre, II, 393.
Kurtûbî, el-Câmi’, X, 177.
İbn Hişâm, Sîre, II, 393.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 223.
Vâkıdî, Megâzî, II, 865.
Vâkıdî, Megâzî, II, 866.
(*) Hayatı hakkında bkz. Vâkıdî Megâzî, II, 931-932; Belâzurî, Ensâb, I, 118b-119a; Belâzurî., Fütûh, s. 79-80; İbn Hazm, Cevâmiu’s-sîre, s. 243; Zehebî, Tecrîd, 2b; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 607.
Belâzurî, Ensâb, I, 119a.
Zehebî, Tecrîd, 2b. Bazı kaynaklarda Ezrak, Hâris’in değil de babası Kelede’nin hizmetçisi olarak geçmektedir. Bkz. Vâkıdî, Megâzî, II, 931.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Belâzurî, Fütûh, s. 79.
İbn Hazm, Cevâmiu’s-sîre, s. 243.
Belâzurî, Ensâb, I, 119a.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Vâkıdî, Megâzî, II, 932.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Vâkıdî, Megâzî, I, 931-932.
(*) Hayatı hakkında bkz. İbn İshak, Sîre, s. 171; Belâzurî, Ensâb, I, 44b; Ebû Nüaym, Ma’rifetü’s-sahâbe, II, 351a; İbn Abdülber, el-İstîâb, IV, 316; İbn Mende, et-Tarîh, 200b; İbnü’l-Esîr, Üsdü'l-gâbe, VII, 123; Zehebî, Tecrîd, 171b; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 305; Abdülkerîm b. Veliyyüddîn, Müzîlü’l-iştibâh, 37a; Mehmed Zihnî, Meşâhîru’n-nisâ, I, 324-325; Kehhâle, A’lâmü’n-nisâ, II, 39; Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 184; II, 874.
alıntı...........
Yazar: Dr. Mehmet Efendioğlu
Bel’âm er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Arap Yarımadası’na ne zaman ve nasıl geldiği ile burada hangi statüde yaşadığı hakkında kaynaklarda bilgi verilmemiştir. Sadece demirci olduğu ve bu mesleği icra ederek geçimini sağladığı bilinmektedir .
Bel’âm, İslâm’ın henüz ilk yıllarında Mekke’de Hz. Peygamber’e gelmiş ve iman etmiştir . Medîne’ye hicret edip etmediği bilinmemektedir. Kaynaklarda onun müslüman olmadan önce samimi bir hristiyan olduğundan ve halk arasında “a’cemiyyü’l-lisân = Arapça konuşmayan, Arap olmayan” bir kişi olarak tanındığından bahsedilmektedir. Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber Mekke’de iken zaman zaman Bel’âm’ın demircilik yaptığı dükkanına uğrar ve karşılıklı olarak oturup sohbet ederlerdi. Mekkeli müşrikler bunu görünce, Resûlüllah’ın okuduğu Kur’an ayetlerini ondan öğrendiği şeklinde bir dedikodu yaydılar. Dedikoduların temelli çoğalması üzerine Cenâb-ı Hak “Yemin olsun ki biz müşriklerin, Muhamed’e Kur’an’ı bir kişi öğretiyor dediklerini biliyoruz. Ancak onlar yanılıyorlar. Çünkü kasd ettikleri kimsenin dili yabancıdır. Oysa Kur’ân fasih Arapçadır.” anlamındaki âyeti indirmiş ve iddialarını yalanlamıştır .
Bel’âm kuvvetli bir ihtimale göre Mekke’de vefat etti. Vefat tarihi bilinmemektedir.
Cebr er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Mekke’de yaşayan Hadramî oğulları ailesinin hizmetçisi idi . Kuvvetli bir ihtimale göre köle olarak Arap Yarımadası’na getirilmiş ve satılmıştır. Geliş tarihi ve gençliği hakkında bilgi bulunmamaktadır.
Cebr, önceleri dinine bağlı samimi bir hristiyandı ve Mekke’de Kâbe yakınında bulunan Merve civarında bir ticarethanede çalışırdı . Hz. Peygamber fırsat buldukça onun yanına uğrar ve uzun uzun sohbet ederlerdi. Bunu gören Mekkeli müşrikler, Resûlüllah’ın okuduğu Kur’ân âyetlerini Cebr’den öğrendiği şeklinde bir dedikodu başlattılar. Ku’ân-ı Kerim’in en-Nahl sûresi 103. âyetinin aynı zamanda onların yalanlarını boşa çıkarmak için indiği nakl edilmektedir .
Cebr, İslâm dâvetinin başladığı ilk dönemlerde müslüman olmuşsa da müşrik olan efendilerinin korkusundan inancını açığa vurmamıştır . Onların engel olmaları nedeniyle Medîne’ye de hicret edemedi. Önceleri müslüman olmuşken Cebr’in de müslüman olduğunu öğrenen, ancak sonradan İslâm’dan vaz geçen Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh (ö.678) onun durumunu efendilerine haber verince çok ağır işkencelere uğratıldı. İslâm’dan vaz geçmesi için kendisine baskı yapıldı. Ancak Cebr inancında sebat gösterdi. Mekke’nin fethinden sonra (630) Hz. Peygamber’e gelerek başından geçen sıkıntılı günleri anlatınca Allah Resûlü kendisini takdir etti ve efendilerine bol paralar ödeyerek onu ellerinden kurtardı .
Cebr’in 630 yılından sonraki hayatı hakkında kaynaklarda bilgi bulunmadığı gibi vefat yeri ve tarihi de bilinmemektedir.
Ezrak b. Ukbe er-Rûmî(*)
Bizans asıllı bir sahâbîdir . Taif’de oturan Benû Sakîf kabilesinden Hâris b. Kelende’nin hizmetçisi idi . Arap Yarımadası’na ne zaman ve nasıl geldiği bilinmemektedir. Ancak bir tüccar olan ve çok sayıda hizmetçiye sahip bulunan efendisi Hâris’in Bizans’a sıkça gidip geldiği göz önüne alınırsa, onun bu seyahatlerden birinde Bizans taraflarından getirilmiş olacağını söylemek mümkündür.
İyi bir demirci ustası olan Ezrak, 630 tarihinde müslümanların Taif’i kuşatmaları esnasında surlardan inip kaçmak suretiyle Hz. Peygamber’e geldi ve müslüman oldu . Buna sevinen Allah Resûlü onu serbest bıraktı . Ayrıca Kur’ân ve sünneti kendisine öğretmesi için Ümeyye oğullarından Halid b. Saîd b. As’ı (ö.635) ona öğretmen olarak tayin etti . Bu sayede Emevî ailesi ile yakınlık kuran Ezrak, daha sonraki tarihlerde onlar tarafından evlendirilmiştir .
Taif’in müslümanlar tarafından ele geçirilmesinden sonra (630) Hâris b. Kelede ve diğer Taifliler Hz.Peygamber’e gelerek yanlarından kaçan ve müslüman olan adamlarını geri vermesini istemişlerse de Allah Resûlü Ezrak ve arkadaşlarına sahip çıkmış ve yapılan teklifi reddetmiştir .
Bundan sonraki hayatı hakkında bilgi bulunmayan Ezrak’ın vefat yeri ve tarihi de bilinmemektedir.
***
Dipnotlar
(*) Hayatı hakkında bkz. Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 169; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 169.
Tek tanrı inancına sahip olan Bel’âm ile Hz. Peygamber arasında samimi bir dostluk vardı. Bel’âm iyi Arapça bilmediği halde Allah Resûlü zaman zaman yanına uğrar ve ona bir şeyler öğretmeye çalışırdı. Bu konuda bkz. İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178.
İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
Kur’ân, en-Nahl (16), 103.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523. Bu âyet-i kerime, Bel’âm ile aynı kaderi paylaşan birden fazla sahâbî hakkında inmiştir. Müfessir el-Kurtubî (ö.1272) bu konuda Yesâr, Cebr, Ye’iş, Bel’âm ve Ebû Meysere gibi isimler zikreder ve Hz. Peygamber’in bunlarla zaman zaman görüştüğünü belirtir. Bkz. el-Câmî’, X, 178.
(*) Hayatı hakkında bkz. Vâkıdî, Megâzî, II, 865-866; İbn Hişâm, Sîre, II, 393; Kurtubî, el-Câmî’, X, 177; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 223; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 604.
İbn Hişâm, Sîre, II, 393.
Kurtûbî, el-Câmi’, X, 177.
İbn Hişâm, Sîre, II, 393.
Kurtubî, el-Câmi’, X, 178; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 523.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 223.
Vâkıdî, Megâzî, II, 865.
Vâkıdî, Megâzî, II, 866.
(*) Hayatı hakkında bkz. Vâkıdî Megâzî, II, 931-932; Belâzurî, Ensâb, I, 118b-119a; Belâzurî., Fütûh, s. 79-80; İbn Hazm, Cevâmiu’s-sîre, s. 243; Zehebî, Tecrîd, 2b; İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44; Cevad Ali, el-Mufassal fî tarîhi’l-Arab kable’l-İslâm, VI, 607.
Belâzurî, Ensâb, I, 119a.
Zehebî, Tecrîd, 2b. Bazı kaynaklarda Ezrak, Hâris’in değil de babası Kelede’nin hizmetçisi olarak geçmektedir. Bkz. Vâkıdî, Megâzî, II, 931.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Belâzurî, Fütûh, s. 79.
İbn Hazm, Cevâmiu’s-sîre, s. 243.
Belâzurî, Ensâb, I, 119a.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Vâkıdî, Megâzî, II, 932.
İbn Hacer, el-İsâbe, I, 44.
Vâkıdî, Megâzî, I, 931-932.
(*) Hayatı hakkında bkz. İbn İshak, Sîre, s. 171; Belâzurî, Ensâb, I, 44b; Ebû Nüaym, Ma’rifetü’s-sahâbe, II, 351a; İbn Abdülber, el-İstîâb, IV, 316; İbn Mende, et-Tarîh, 200b; İbnü’l-Esîr, Üsdü'l-gâbe, VII, 123; Zehebî, Tecrîd, 171b; İbn Hacer, el-İsâbe, IV, 305; Abdülkerîm b. Veliyyüddîn, Müzîlü’l-iştibâh, 37a; Mehmed Zihnî, Meşâhîru’n-nisâ, I, 324-325; Kehhâle, A’lâmü’n-nisâ, II, 39; Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 184; II, 874.
alıntı...........