Babam Hz.Ali’ye, Peygamber Efendimiz’in, meclisinde bulunan dost ve arkadaşlarına
karşı nasıl davrandıklarını sorduğumda şöyle anlattılar:
‘’Resûlullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler.
Aslâ asık suratlı, katı kalbli, kavgacı, şarlatan, kusur bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler.
Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayâl
kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamâmen mahrum bırakmazdı.
Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı:
Ağız kavgası, boşboğazlık ve mâlâyânî (boş, yararsız, anlamsız konuşma)!
Şu üç hususdan da titizlikle sakınırlardı:
Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin ayıbı ile gizli taraflarını
öğrenmeye çalışmazlardı.
Sâdece yararlı olacağını ümit ettikleri konularda konuşurlardı.
Hazret-i Peygamber konuşurken, meclisinde bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine
kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan kulak kesilirlerdi.
Zât-ı Risâletleri susunca da konuşma ihtiyâcı duyanlar söz alırlardı. Ashâb,
Resûl-i Ekrem’in huzûrunda konuşurlarken birbirleriyle aslâ ağız dalaşında
bulunmazlardı. İçlerinden birisi Resûlullah’ın huzûrunda konuşurken, o sözünü
itirinceye kadar, hepsi de can kulağı ile konuşanı dinlerdi.
Peygamber Efendimiz’in katında, onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın sözü gibi
ilgi görürdü. Ashâbın güldüklerine kendileri de gülerler, onların taaccüb ettikleri
şeylere kendileri de hayretlerini ifâde ederlerdi.
Huzurlarına gelen garîblerin (bedevîlerin) kaba saba konuşmaları ile pervâsızca
suallerinin açtığı tatsızlıklara sabrederlerdi. Ashâbı ise, onların gelip sual sormalarını
çok isterlerdi.
Peygamber Efendimiz: ‘’Hâcetinin giderilmesini isteyen bir ihtiyaç sâhibi ile
karşılaştığınız zaman ona yardımcı olunuz’’ buyururlardı.
Hazret-i Peygamber, ancak yapılan iyiliğe denk düşen ve fazla dalkavukluğa kaçmayan
övgüleri kabûl eder ve haddi tecâvüz etmediği müddetçe, hiç kimsenin sözünü
kesmezdi. Şâyet yüksek huzurlarında haddi aşacak şekilde konuşulursa, o zaman,
ya konuşanı susturmak ya da o meclisten kalkıp gitmek sûretiyle ona engel olurlardı.’’)
(Prof.Dr. Ali Yardım – Peygamberimiz’in Şemâili)
alıntı.
karşı nasıl davrandıklarını sorduğumda şöyle anlattılar:
‘’Resûlullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idiler.
Aslâ asık suratlı, katı kalbli, kavgacı, şarlatan, kusur bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler.
Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayâl
kırıklığına uğratmaz ve onları, isteklerinden tamâmen mahrum bırakmazdı.
Üç şeyden titizlikle uzak dururlardı:
Ağız kavgası, boşboğazlık ve mâlâyânî (boş, yararsız, anlamsız konuşma)!
Şu üç hususdan da titizlikle sakınırlardı:
Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin ayıbı ile gizli taraflarını
öğrenmeye çalışmazlardı.
Sâdece yararlı olacağını ümit ettikleri konularda konuşurlardı.
Hazret-i Peygamber konuşurken, meclisinde bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine
kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan kulak kesilirlerdi.
Zât-ı Risâletleri susunca da konuşma ihtiyâcı duyanlar söz alırlardı. Ashâb,
Resûl-i Ekrem’in huzûrunda konuşurlarken birbirleriyle aslâ ağız dalaşında
bulunmazlardı. İçlerinden birisi Resûlullah’ın huzûrunda konuşurken, o sözünü
itirinceye kadar, hepsi de can kulağı ile konuşanı dinlerdi.
Peygamber Efendimiz’in katında, onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın sözü gibi
ilgi görürdü. Ashâbın güldüklerine kendileri de gülerler, onların taaccüb ettikleri
şeylere kendileri de hayretlerini ifâde ederlerdi.
Huzurlarına gelen garîblerin (bedevîlerin) kaba saba konuşmaları ile pervâsızca
suallerinin açtığı tatsızlıklara sabrederlerdi. Ashâbı ise, onların gelip sual sormalarını
çok isterlerdi.
Peygamber Efendimiz: ‘’Hâcetinin giderilmesini isteyen bir ihtiyaç sâhibi ile
karşılaştığınız zaman ona yardımcı olunuz’’ buyururlardı.
Hazret-i Peygamber, ancak yapılan iyiliğe denk düşen ve fazla dalkavukluğa kaçmayan
övgüleri kabûl eder ve haddi tecâvüz etmediği müddetçe, hiç kimsenin sözünü
kesmezdi. Şâyet yüksek huzurlarında haddi aşacak şekilde konuşulursa, o zaman,
ya konuşanı susturmak ya da o meclisten kalkıp gitmek sûretiyle ona engel olurlardı.’’)
(Prof.Dr. Ali Yardım – Peygamberimiz’in Şemâili)
alıntı.