Dost aradým

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • HİCRET
    Gelişmiş Üye
    • Jan 2008
    • 462

    #1

    Dost aradım

    Bediüzzaman Hazretlerinin “Dostsuz zaman” sözünü okuduğum zaman yanmıştı içim.



    Ürperip başımı yere eğdim.
    Sonra hayatın yaşanan gerçekleri ile karşı karşıya geldim.
    Nice yıllar insan manzaraları ile bu sözün muvazenesini yaptım.
    Ricaları okuyunca bu korkum daha da derinleşti.
    Her şeyin madde ile özdeşleştiği zaman, dostun dostsuz kaldığını gördüm.
    Sonra okumaya başladım.
    Kâh şiirlerde, kâh türkülerin yanık nağmelerinde rastladım bu dost hasretlerine…
    “Ettiler dost nazarında,
    Esir göze kaşa beni,
    Sorgusuz can pazarında,
    Yazdılar en başa beni.”
    demişti Feyzi Halıcı.
    Daha sonra bir başkası başladı dost sözüne:
    “Dost dost diye nicesine sarıldım,
    Benim sadık yârim kara topraktır”
    diye feryat etti Aşık Veysel.
    Bu çığlıklar insanın dost hasretini hüsrana uğratırken, bir başka deyişler ardı ardına gelmeye başlıyordu:
    “Gelmişim dost ilinden,
    Koklayarak gönülden,
    Niyazi’nin dilinden,
    Çağırırım dost dost.”
    Hicranımıza hicran katan bu nağmelerin kendi hayatımızdaki yansımalarına bakarız.
    Bir vefasız çehre,
    Bir kırılmış kalp,
    Bir konuşmaz dil…
    İncir çekirdeğini doldurmayan hayat halleri…
    “Lokman Hekim gelse sarmaz dost dost yarayı,
    Hilebaz dostunan dost dost açtım arayı,
    Ne köşkümü koydu dost dost ne de sarayı,
    Baykuşlar tünedi dost dost dalıma benim”
    Bu dost arayışlarına Rica’lardaki hüzün verici satırlar eklenir.
    “Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere,
    Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber”
    Niyazî-i Mısrî gibi:
    “Dünya gamından geçip,
    Yokluğa kanat açıp,
    Şevk ile her dem uçup,
    Çağırırım dost dost.”
    “Eğer dostlardan müfarakat olmasa idi, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki, gelsin alsın”
    “Dil bekası Hak fenası istedi mülk-i tenim,
    Bir devasız derde düştüm, ah ki Lokman bîhaber”
    Sonra başka dost hasretliklerine baktık.
    Bu yolun üzerinde daha nicelerini yanıp kavrulurken gördüm.
    “Seyyah olup şu âlemi gezerim,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.
    Kendi efkârımla okur yazarım,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

    İki elim kalkmaz oldu dizimden,
    Bilmem amelimden bilmem özümden,
    Akıttım kanlı yaş iki gözümden,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

    Yine boralandı dağların taşı,
    Akıttım gözümden kan ile yaşı,
    Emaneti alır ol veren kişi,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

    Bozuk şu cihanın pergeri bozuk,
    Yazıktır şu geçen ömre yazık,
    Tükendi daneler kalmadı azık,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

    Kul Himmet üstadım ummana dalan,
    Gidenler gelmedi bir haber alam,
    Abdal oldum çullar geydim bir zaman,
    Bir dost bulamadım gün akşam oldu.”

    Bu nağmelerin sesi Erzincanlı Nurettin Dadaloğlu’ndan gelmişti.
    İnsanı yakıp kavuran bu satırlar ve sözlerin saklı olmadığı anlaşılmıştı.
    Ne dostların vefasızlığı,
    Ne de hüzünlerin bitkinliği hakikat kahramanlarını yolundan çeviremedi.
    Bir İhlâs Risalesi meseleyi kökünde halletmişti.
    Evet, insan acizdir, insan zayıftır...
    Kahraman ruhlu insanların bile hıçkıra hıçkıra ağladığı zamanlar olmuştur.
    İnsandır…
    “En civanmet kardeşliği...”
    “Kusurları setretmeyi...”
    “Evet mü’min kardeşini sever ve sevmeli, fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil lütuf ile ıslahına çalışır.”
    Bunun üst seviyesi ihlâstır.
    Bu kulenin üstünden düşen ortada tutunacak dal bulamaz.
    Çok acılar yaşandı, çok ıztdıraplar çektik.
    Düşmanlardan gelenler bize şevkte verdi, mukavemetimizi kamçıladı.
    Ama dostlardan gelen ve fırlatılan bir gül bile bizi incitti.
    Tarih bu olayların şahidi oldu.
    Son noktayı Bediüzzaman koyuyordu.
    Kardeşliğimizi hatırladık.
    Hem de nesebî kardeşten daha yakın bir kardeşliği…
    Ne siyasetin çirkin çirkefliği, ne de hodfüruşluğun iğrenç şemaili bizi bu yoldan çeviremedi.
    En büyük imtihanları kendi dünyamızda yaşadık.
    Dâvâmız uğrunda yakınlarımız bizden uzaklaşırken, biz onlardan uzaklaşmadık.
    İdealimizi bozuk para gibi harcamadık.
    Kulenin üstünden düşmemeye çalıştık.
    Prensiplerimiz sağlamdı.
    Bizler muhabbet fedaisi idik.
    Husûmete vaktimiz yoktu.
    Dost aradık, Allah yetti.
    Yârân istedik, Kur’ân yetti.
    Düşman aradık, nefis yetti.
    Mal aradık, kanaat yetti.
    Nasihat aradık, ölüm yetti.
    Ve samimî dostlukları kendi dünyamızda yaşarken, bu hallerimiz dış dünyalara da yansıdı.
    Artık hiç ağlamaya gerek yok.
    Madem O var, her şey var.
    “Boş dağlar, hâlî sahralar O′nun ibâdı ile doludur.”
    Onu razı etti isek, gerisi önemli değil.
    O zaman bütün dünya bize küsse, ehemmiyeti yoktur.

    RAŞİT YÜCEL
    Yollar Boşaldı Artık, Yolcular Buldu Vaha

    Yolcular Gitmese de Yollar Gider Allah'a
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3964

    #2
    eline sağlık kardeşim...selamün aleyküm...
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    • HİCRET
      Gelişmiş Üye
      • Jan 2008
      • 462

      #3
      Aleylüm Selam ve Râhmetullah
      Yollar Boşaldı Artık, Yolcular Buldu Vaha

      Yolcular Gitmese de Yollar Gider Allah'a

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...