Eskiden dergâha ilk defa adım atan Kur’an öğrencilerine;
“Âşık mısın?”diye sorarlardı
Eğer değilse;
“Git âşık ol öyle gel” derlerdi.
Mecnun’un Leyla’ya aşkı hakiki aşka basamak oldu.
Madem öyle bizim de hakiki aşkı bulmamız için sevdalanmamız mı gerek?
Ya da âşık olduğumuz biri varsa bu aşkı Allah aşkına nasıl dönüştürebiliriz?
Dergâh hayatı ya da tasavvufî hayat gurbeti öne çıkararak
vuslata hasreti hedefler.
Bunun sebebi gurbetin yaratılışla başlamış olmasıdır ki Allah
nurundan Nur-u Muhammedi’yi yaratıp
bu nurdan felekleri yaratmasıyla
insanın ilk gurbeti başlamış olur.
Doğal olarak dünyada ruhlar âlemindeki tadılan lezzete
vuslat iştiyakı olacaktır.
Aşkın kaynağı Allah’tır.
“Nur-u Muhammedi’nin yaratılmasıyla aşk hâsıl oldu
aşk âlemlere vesile oldu” der Mevlana Hazretleri.
Teşbihte hata olmasın- bir aynanın karşısına geçip güzelliğini
kemalini görmek isteyen kişinin aynadaki yansıması;
“sen güzelsin” deyip alkışlayacaktır.
Aynadaki yansıma O’ndandır.
Ne odur ne değildir. Yani aynadaki “Zat” değildir.
İnsan esmaya aynadır.
En güzel ayna Efendimizdir.
“Vi sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.”
Allah Nur-u Muhammedi ile âlemleri yaratırken
insanı da bu nurdan yarattı.
Yani bir yazarın mürekkebi gibi
Efendimizin nuru âlem harflerinin mürekkebiydi.
Biz de Allah ın yarattığı âlemler içinde bir harfsek
bizim bedenimizde Nur-u Muhammedi var dersek yanılmış olmayız.
Hatta bedene anne karnında üflenen ruhun Allah’tan geldiğini
hesaba koyarak
bir insan ruh ve cesetten oluşan varlık olarak
Allah Kelime-i Şahadeti insana derç etmiş
Efendimizin ismini Lafz-ı Celalinin yanından ayırmamıştır diyebiliriz.
Gerçek aşk sultanı Allah’ın tahtı kalbdir.
“Ben yerlere ve göklere sığmadım
ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.”
Allah aşkı dışında tüm aşklar mecazdır.
Göz penceresinden kâinatı seyreden ruh ile
sevdaya odak olmuş kalb
dünya gurbetinde devamlı anavatanını özler.
tahtın sahibini arar!
Ararken mecaz aşklara tutulur fakat kalb ve ruhun aradığı sonsuzdur
baki olandır.
Bakar ki bağlandıkları fani geçici verdiği haz da geçici.
Dolayısıyla kalb mecaz olduğu için itecektir.
“Bu değil” diyecektir.
Zira sadece insana değil güzel bir ezgiye güzel bir muhabbete denize yaylaya.
Yani göze ve kalbe huzur veren her şeye kalb iştiyak duyar ve
o ilk ruhlar âlemindeki tadı hissetmeye yaşamaya çalışır.
Mecnun gibi O’nu arar.
Burada bir misalle nefes alalım.
Güzel bir bayan öldükten sonra maddi güzelliği kaybolur.
Yani ruh cesedi terkedince en fazla bir gün sonra kokmaya başlar.
Artık o güzel bir bayan değildir.
Demek ki bize güzel görünen ruhtan dolayı.
Ruh Allah’tan geldiğine göre seyrettiğimiz O’ndandır.
Aslında göz penceremizden bakan ve aynı sıladan gelen ruhların seyretmesidir.
Yurtdışında bir müddet kalsanız ve anavatandan sıradan birine rastlasanız
ona sıradan biri gibi davranmaz
memleket toprağı kokluyor gibi hem fazla alaka gösterir hem
de onunla fazla zaman geçirmek istersiniz.
Mecnun’un Leyla’ya duyduğu aşkın Allah aşkına basamak olması da
belli süreçler sonrasıdır.
Hızır (a.s)’ın; “Leyla’yı arayacaksan gir çilehaneye orada ara” demesiyle
Mecnun çilehanede Leyla diye diye Leyla’yı karşısında bulur.
Yüzüne bile bakmadan Hızır (a.s)’ı bulur.
“Madem isteyince oluyor bana istemeyi öğret” der.
Hızır (a.s);
“Öyle iste ki kavuşmak mecbur kalsın” der.
Mecnun hüve (O) sırrını anlamıştır.
Kendi başta olmak üzere Allah dışında tüm fanileri sıfırlamış hatta
“Leyla öldü” diyenlere “Hayır Leyla benim” demiştir.
Yani Allah Baki’dir Hayy’dır Kayyum’dur.
Hepimiz O’nun nurundan yaratıldık.
O’ndan başka yok nazarıyla cismi aşmıştır.
Bir ara Leyla gelir. Mecnun onu tanıyınca ölmediğini anlar ve
“Sen varsan kalbim buna dayanmaz”
diyerek kendini yok farzetmiştir.
Yani kalb Bir’e aşıktır.
Allah birdir. Aşk birdir.
Rivayetlerin son kısmında Leyla gerçekten ölür.
Mecnun mezarı başında toprağına sarılır ve
“Aşka cism-i can gerekmez” der.
Elbette illa Allah aşkı için mecaz aşka tutulmaya gerek yok
. Mecaz aşklar mal evlat da olabilir.
Asıl olan bunların faniliğidir.
İnsan vicdanında duyduğu ebediyet arzusunu sahip olduklarının
hiçbirisiyle tatmin edemediğini anlaması
âşık olduklarına kavuştuğu zaman başka aşklara talip olması ve
nihayetsiz istekleri olması bizi
ayetinde buyurduğu gibi;
“Kalbler ancak ve ancak Allah’ı anmakla mutmain olur”
hakikatine ulaştırır.
Yalnız insanın marifet ile muhabbete ulaşması için gurbetin
gurbete ait hangi özellik olursa olsun yaşanması gerektiği vurgulanmıştır.
Belki insan kendi vatanında bile gurbet yaşarken
belki kendi bedeninde gurbet yaşama hali de bunlardan sayılır.
Bir tas deniz suyunuz varsa
koca bir derya vardır.
Güzelden kopan parçaların güzelliği de
bütünden dolayı güzeldir.
Parçaların ittifakı ile bütün görülür.
Allah güzeldir
O Cemal-i Hakiki’dir.
Unutulmaması gereken cüz ile bütün arasındaki illiyet
benzerlik bağı iken sonsuzun cüz ile illiyeti işaret etme
yol gösterme bağı gibidir
Ayet; “Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır”
derken akıl ve göz ile yol bulmaya işaret edilmiştir.
Örneğin; yemyeşil bir seyrangâh elvan türlü çiçek kokuları var
ama bir köşede gübre yığını da var.
Bütün olarak bakınca çok güzel.
Sadece gübreye bakınca “Ne işi var burada?” diyebiliriz.
Çiçek ve ağaçların daha güzel olması daha çok meyve vermesi
toprağın verimi hesaba katılınca anlarız ki gübre zahirde çirkin ama
batında çok güzelliklere sebeptir
Yokluğunda gül kemal derecede güzelliğini gösteremeyecekti.
Allah cc Uhud’da Halid bin Velid (r.a) ile Müslümanları hizalamıştır.
Dikkat edilirse güzel ve çirkin iyi ve kötü ayırımını da
yapmamıza nedendir gübre
ve benzeri çirkinlikler
Hangisi galip gelirse gelsin
kalb hakiki güzelin ve iyinin peşindedi
kalp gerçek Aşkın pesindedir.
Ali Rüştü Gürsoy
“Âşık mısın?”diye sorarlardı
Eğer değilse;
“Git âşık ol öyle gel” derlerdi.
Mecnun’un Leyla’ya aşkı hakiki aşka basamak oldu.
Madem öyle bizim de hakiki aşkı bulmamız için sevdalanmamız mı gerek?
Ya da âşık olduğumuz biri varsa bu aşkı Allah aşkına nasıl dönüştürebiliriz?
Dergâh hayatı ya da tasavvufî hayat gurbeti öne çıkararak
vuslata hasreti hedefler.
Bunun sebebi gurbetin yaratılışla başlamış olmasıdır ki Allah
nurundan Nur-u Muhammedi’yi yaratıp
bu nurdan felekleri yaratmasıyla
insanın ilk gurbeti başlamış olur.
Doğal olarak dünyada ruhlar âlemindeki tadılan lezzete
vuslat iştiyakı olacaktır.
Aşkın kaynağı Allah’tır.
“Nur-u Muhammedi’nin yaratılmasıyla aşk hâsıl oldu
aşk âlemlere vesile oldu” der Mevlana Hazretleri.
Teşbihte hata olmasın- bir aynanın karşısına geçip güzelliğini
kemalini görmek isteyen kişinin aynadaki yansıması;
“sen güzelsin” deyip alkışlayacaktır.
Aynadaki yansıma O’ndandır.
Ne odur ne değildir. Yani aynadaki “Zat” değildir.
İnsan esmaya aynadır.
En güzel ayna Efendimizdir.
“Vi sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım.”
Allah Nur-u Muhammedi ile âlemleri yaratırken
insanı da bu nurdan yarattı.
Yani bir yazarın mürekkebi gibi
Efendimizin nuru âlem harflerinin mürekkebiydi.
Biz de Allah ın yarattığı âlemler içinde bir harfsek
bizim bedenimizde Nur-u Muhammedi var dersek yanılmış olmayız.
Hatta bedene anne karnında üflenen ruhun Allah’tan geldiğini
hesaba koyarak
bir insan ruh ve cesetten oluşan varlık olarak
Allah Kelime-i Şahadeti insana derç etmiş
Efendimizin ismini Lafz-ı Celalinin yanından ayırmamıştır diyebiliriz.
Gerçek aşk sultanı Allah’ın tahtı kalbdir.
“Ben yerlere ve göklere sığmadım
ancak mü’min kulumun kalbine sığdım.”
Allah aşkı dışında tüm aşklar mecazdır.
Göz penceresinden kâinatı seyreden ruh ile
sevdaya odak olmuş kalb
dünya gurbetinde devamlı anavatanını özler.
tahtın sahibini arar!
Ararken mecaz aşklara tutulur fakat kalb ve ruhun aradığı sonsuzdur
baki olandır.
Bakar ki bağlandıkları fani geçici verdiği haz da geçici.
Dolayısıyla kalb mecaz olduğu için itecektir.
“Bu değil” diyecektir.
Zira sadece insana değil güzel bir ezgiye güzel bir muhabbete denize yaylaya.
Yani göze ve kalbe huzur veren her şeye kalb iştiyak duyar ve
o ilk ruhlar âlemindeki tadı hissetmeye yaşamaya çalışır.
Mecnun gibi O’nu arar.
Burada bir misalle nefes alalım.
Güzel bir bayan öldükten sonra maddi güzelliği kaybolur.
Yani ruh cesedi terkedince en fazla bir gün sonra kokmaya başlar.
Artık o güzel bir bayan değildir.
Demek ki bize güzel görünen ruhtan dolayı.
Ruh Allah’tan geldiğine göre seyrettiğimiz O’ndandır.
Aslında göz penceremizden bakan ve aynı sıladan gelen ruhların seyretmesidir.
Yurtdışında bir müddet kalsanız ve anavatandan sıradan birine rastlasanız
ona sıradan biri gibi davranmaz
memleket toprağı kokluyor gibi hem fazla alaka gösterir hem
de onunla fazla zaman geçirmek istersiniz.
Mecnun’un Leyla’ya duyduğu aşkın Allah aşkına basamak olması da
belli süreçler sonrasıdır.
Hızır (a.s)’ın; “Leyla’yı arayacaksan gir çilehaneye orada ara” demesiyle
Mecnun çilehanede Leyla diye diye Leyla’yı karşısında bulur.
Yüzüne bile bakmadan Hızır (a.s)’ı bulur.
“Madem isteyince oluyor bana istemeyi öğret” der.
Hızır (a.s);
“Öyle iste ki kavuşmak mecbur kalsın” der.
Mecnun hüve (O) sırrını anlamıştır.
Kendi başta olmak üzere Allah dışında tüm fanileri sıfırlamış hatta
“Leyla öldü” diyenlere “Hayır Leyla benim” demiştir.
Yani Allah Baki’dir Hayy’dır Kayyum’dur.
Hepimiz O’nun nurundan yaratıldık.
O’ndan başka yok nazarıyla cismi aşmıştır.
Bir ara Leyla gelir. Mecnun onu tanıyınca ölmediğini anlar ve
“Sen varsan kalbim buna dayanmaz”
diyerek kendini yok farzetmiştir.
Yani kalb Bir’e aşıktır.
Allah birdir. Aşk birdir.
Rivayetlerin son kısmında Leyla gerçekten ölür.
Mecnun mezarı başında toprağına sarılır ve
“Aşka cism-i can gerekmez” der.
Elbette illa Allah aşkı için mecaz aşka tutulmaya gerek yok
. Mecaz aşklar mal evlat da olabilir.
Asıl olan bunların faniliğidir.
İnsan vicdanında duyduğu ebediyet arzusunu sahip olduklarının
hiçbirisiyle tatmin edemediğini anlaması
âşık olduklarına kavuştuğu zaman başka aşklara talip olması ve
nihayetsiz istekleri olması bizi
ayetinde buyurduğu gibi;
“Kalbler ancak ve ancak Allah’ı anmakla mutmain olur”
hakikatine ulaştırır.
Yalnız insanın marifet ile muhabbete ulaşması için gurbetin
gurbete ait hangi özellik olursa olsun yaşanması gerektiği vurgulanmıştır.
Belki insan kendi vatanında bile gurbet yaşarken
belki kendi bedeninde gurbet yaşama hali de bunlardan sayılır.
Bir tas deniz suyunuz varsa
koca bir derya vardır.
Güzelden kopan parçaların güzelliği de
bütünden dolayı güzeldir.
Parçaların ittifakı ile bütün görülür.
Allah güzeldir
O Cemal-i Hakiki’dir.
Unutulmaması gereken cüz ile bütün arasındaki illiyet
benzerlik bağı iken sonsuzun cüz ile illiyeti işaret etme
yol gösterme bağı gibidir
Ayet; “Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır”
derken akıl ve göz ile yol bulmaya işaret edilmiştir.
Örneğin; yemyeşil bir seyrangâh elvan türlü çiçek kokuları var
ama bir köşede gübre yığını da var.
Bütün olarak bakınca çok güzel.
Sadece gübreye bakınca “Ne işi var burada?” diyebiliriz.
Çiçek ve ağaçların daha güzel olması daha çok meyve vermesi
toprağın verimi hesaba katılınca anlarız ki gübre zahirde çirkin ama
batında çok güzelliklere sebeptir
Yokluğunda gül kemal derecede güzelliğini gösteremeyecekti.
Allah cc Uhud’da Halid bin Velid (r.a) ile Müslümanları hizalamıştır.
Dikkat edilirse güzel ve çirkin iyi ve kötü ayırımını da
yapmamıza nedendir gübre
ve benzeri çirkinlikler
Hangisi galip gelirse gelsin
kalb hakiki güzelin ve iyinin peşindedi
kalp gerçek Aşkın pesindedir.
Ali Rüştü Gürsoy