Güzele bakmak sevapmýdýr ?

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #1

    Güzele bakmak sevapmıdır ?

    Çok yanlış anlaşılan ata sözlerimizden birisi de şudur. Güzele bakmak sevap !..


    Evet, güzele ve güzelliklere tefekkür için bakmak, tabii ki sevaptır.


    Ancak asrımızın bir çeşit fitnesi gereği,
    buradaki ‘GÜZEL’ kelimesini, namahrem anlamına gelen,
    açık-saçık ve üryan gezenlere bakmak
    şeklinde söylendiği zaman, cevap da elbette değişir.
    O zaman Sevap değil günah olur.


    Bu gibi namahremlere bakmak, bakış şekline ve sebebine göre anlam kazanır.


    1. Yolda yürürken aniden, dekolte bir mahrem gözümüze çarpsa,
    yüce yaratıcımızın “Gözlerinizi haramdan sakının!” ayetinin tesiri ve tedbiri ile gözlerimizi başka tarafa çevirip,
    korkusuyla irkilsek ve tövbe etsek, bu bakış sonrası titizlik,
    kişiyi günahtan koruduğu gibi, sevap da kazandırır.


    2. Aynı namahreme ilk, yani gayri iradî(irade dışı olan ilk bakış) bakış mubahtır.


    3. Daha sonraki kasdi bakışlar ise haramdır. Çünkü bu bakışlar,
    ‘gözlerini haramdan sakının’ ayetinin aksine bir davranıştır.


    4. Ayrıca kişiyi tanıma maksadıyla zorunlu bakışlar vardır ki,
    bu bakışlar da yukarıdaki ayet hatırda tutularak minimum düzeyde kalırsa, mubah olabilir.


    “Batılı iyice tasvir (batıl işleri detaylı tasarlama, biçim ve şekillendirerek tarif etmek),
    safi zihinleri idlâldir”, (temiz zihinleri saptırır.) vecizesine dayanarak,
    fetva ve fıkıh yönünü konu uzmanlarına bırakıp, tefekkür için bakmak cümlesini biraz açacağız.


    “Güzel” denilince aklımıza, tabii ve meşru güzellikler gelmelidir. Namahremler değil…




    Tefekkür, bu güzelliklerin arka planındaki anlamları,
    gizli manaları ve mesajları hesaplayarak düşünmek,
    o eser veya olay üzerindeki Esma’ül Hüsna tecellilerini irdelemektir.


    Bu güzelliklerden bazıları:


    Gül güzeldir, menekşe güzeldir, karanfil, nergis, sümbül, zambak,
    manolya ve saymakla bitiremeyeceğimiz tüm çiçekler güzeldir.


    Bahar güzeldir, ağaçlar güzeldir, dağlar, ırmaklar, çaylar,
    şelâleler, denizler, göller ormanlar ve tüm manzaralar güzeldir.


    Hayat güzeldir, sağlık güzeldir, eş, evlat, torun, aile, semtimiz,
    memleketimiz güzeldir, gece yıldızlar, ay, güneş ve gezgenler ve tüm yaratılmışlar güzeldir.


    Bülbül güzeldir, papağan, kanarya, tavus ve tüm kuşlar güzeldir.
    Tavşan güzeldir, sincap, kedi, kaplan, penguen, zürafa,
    ceylan, kelebek, arı, uğur böceği ve tüm hayvanlar güzeldir.


    Kiraz güzeldir, portakal, çilek, karpuz, kayısı, şeftali ve tüm meyveler güzeldir.


    İlâhî nameler güzeldir, Kur’ân, vaaz, nasihat ve sohbet dinlemek güzeldir.
    Kuş sesleri, şırıl şırıl su ve çağlayan sesleri güzeldir.


    Makro ve mikro âlemler güzeldir, Samanyolu, nebulalar ve tüm kâinat güzeldir.


    Atom ve atom altı parçacıklar güzeldir, moleküller, elementler, maddeler,
    hücreler, dokular, organlar ve tüm insanlar mükemmel yaratılışlarıyla güzeldir…


    Saymak ile bitiremeyeceğimiz bunca güzellik varken,
    niçin nefsanî güzelliklere takılıyoruz ki? Bunca güzelliklerin üzerindeki,
    Esma’ül Hüsna tecellilerini sadece bir saat düşünmek,
    bizlere bir sene boyunca (nafile namaz, oruç, zikir v.s.)
    ibadet etmiş gibi sevap kazandırırken, nefsanî, malayani,
    fuzuli güzelliklerle ilgilenmek akıl karı değildir?

  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #2
    Güzele bakmak sevap mı, yoksa gözlerin ihaneti mi?


    Güzel nedir, güzel kimdir, güzel kime göredir, güzel kimin içindir?

    Güzel, nefsin hoşlandığı nesne midir? Yoksa güzel, kalbin akl-ı selimle marifet ve ilim devşirdiği şey midir? Başlıkta sorduğumuz soruyu bu sorular çerçevesinde ele almamız gerekir.

    Bunlardan birincisi kötülüğü emreden nefsin güzeli, ikincisi kalbin ve gönlün güzelidir. Birincisinde nefis, gördüğü güzele kendi hesabına bakar ve çirkinleştirir. ıkincisinde kalp ve gönül, gördüğü güzele Allah hesabına bakar ve daha da güzelleştirir.

    Birincisinde nefsin çıkış noktası kendi açısıdır, niyeti ve nazarı kendi zevkidir ve sınırsız arzularıdır. Burada göz bir tahrik âleti derecesine inmiştir. Bu bakışta hayır yoktur. Bu bakış şükürsüzdür, nankörcedir; bundan dolayı haramdır. Namahrem açık da olsa, örtülü de olsa, güzel de olsa, çirkin de olsa, ona nefis hesabına bakmak haramdır.

    ıkincisinde kalbin ve gönlün çıkış noktası, niyeti ve nazarı Allah’ın sonsuz güzelliğine ulaşmaktır; yaptığı iş ilim, marifet ve şükürdür. Gayesi Allah’ın rızasını tahsildir. Üstad Bediüzzaman’a göre, burada göz, her şeye gözün yaratıcısı hesabına bakar, her şeyi güzel görür, büyük kâinat kitabının okuyucusudur, Allah’ın sanat mucizelerinin bir seyircisidir ve yeryüzü bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısıdır. (Sözler, 6. Söz, s. 55)

    Bu ikinci yaklaşımda her şey güzeldir. Bu bakışta lütuf da güzeldir, kahır da güzeldir. Huzur da güzeldir, bela da güzeldir. Göz, Kur’an gibi, “Allah her şeyi güzel yaratmıştır” (Secde, 32/7) der, her tecellide güzellik arar, güzellik bulur. Allah’ın isimlerinin ve sıfatlarının eserlerini büyük bir saadet ve huzur içinde izler, görür.

    Bu bakışta kalp Bediüzzaman gibi, “Melekutiyet (eşya ve hadiselerin iç yüzü) ve hakikat itibariyle her şey şeffaftır, güzeldir” (Sözler, 22. Söz, s. 393) der, Allah’ın isimlerinin tecellilerinden ilim, marifet ve şükür balı toplar. Gönül, bu bakışta ıbrahim Hakkı gibi her tecelli için, “Görelim Mevlâ’m neyler, neylerse güzel eyler!” der, Cenab-ı Hakk’ın tasarruflarına teslim olur.

    Nefis hesabına namahreme bakmak sevap değil, günahtır. Nikâhımız altında olan güzele ya da bakışı haram olmayan yaratılış, fıtrat ve tabiat güzelliklerine Yaratıcı hesabına bakmak ise sevaptır.

    Kur’an, haram bakışı “hâinete’l-a’yün/gözlerin ihaneti” sözüyle ifade eder. Cenab-ı Allah şöyle buyurur: “Allah gözlerin ihanetini de bilir, gönüllerin sakladığını da...” (Mü’min, 40/19)

    Gözlerin ihaneti ifadesi, Kur’an’ın eşsiz dilinde, gözlerin gizlice harama kayması demektir. Burada nefs-i emmare, birer kudret harikası olan gözleri kendi hesabına kullanıyor. O iki inci tanesini harama yönlendiriyor.

    Oysa bu esnada gözlerin haram noktaya kayıp gidişini Allah görmektedir. Nefs-i emmare ise, Allah’ın, gözlerin bakışını görüyor olduğunu ya nazara almıyor ya da unutuyor. Kur’an buna “gözlerin ihaneti” diyor.

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...