Ölümü öldürenler

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3964

    #1

    Ölümü öldürenler

    ÖLÜMÜ ÖLDÜRENLER

    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın
    adıyla...
    Ölüm, her canlının sonudur. Âlemlerin Rabb'i olan Allah (c.c.) müstesna.
    Ölüm, insanlar için en tesirli nasihattır. Allah'ın Rasul'ü (s.a.s.):
    "Zevkleri yok eden ölümü, çokça anın" buyuruyor. (1)

    Derin düşünüldüğünde ölüm, müminler için bir otokontroldür, bir nimettir.
    Bununla birlikte birçoğumuz, ölümün bize çok yakın olduğunun bilincinde
    değiliz. Sanki biz en son ölecek kişiymişiz gibi bir bilinçaltımızın
    olduğu görülmektedir.

    Fakat yakînî imana sahip kimselerin böyle olmadığını görüyoruz. Onlar için
    ölüm, bir sevgilinin diğer bir sevgiliye kavuşup buluşması gibidir. Onlar
    için bir bayramdır. Dünya zindanlarından
    kurtuluştur.

    Kendisine Allah'ın (c.c.) rızasını ve ahiret yurdunu hedef seçen kimseler,
    ölümden korkmazlar. Asıl dünya, onlar için bir ayrılıktır. İşte onlar
    muttakîlerdir.

    Ölümden korkan kimseler ise, kâfirler, müşrikler, münafıklar, zalimler ve
    müslüman olmakla birlikte, Allah'ın emirlerine göre yaşamayan, onun
    emirlerini ciddî mânâda tefekkür etmeyen, kendini dünya hayatına kaptıran
    zavallı kimselerdir...

    Ölümü hatırından çıkarmamak müminlerin, daha fazla ihlaslı olmalarına
    vesile olur. Dolayısıyla kısa emel sahibi olurlar. Hesapları da, hep
    ahiret üzerinedir. Hesap gününün dehşeti, sıratı geçememe endişesi,
    Cehennemin alevlerine düşme tehlikesi ve cennet nimetlerini kaybetme
    düşüncesi, onları her zaman diri tutar.

    Ömer b. Abdulaziz, âlimlerden birine: Bana va'z et dedi. Âlim: Halifelerin
    ilk öleni sen değilsin, yani sen de her halife gibi öleceksin dedi. Ömer:
    Daha söyle deyince, Âlim: Âdem' e varıncaya kadar bütün ataların ölümü
    tatmış ve sıra sana gelmiştir, deyince ömer ağladı.
    (2)

    Rebi b. Heysem de, ölümü hatırından çıkarmamak için evinin içinde birkaç
    defa yatıp kalktığı bir mezar kazdırmıştır.
    Bir an ölüm hatırımdan çıksa kalbim bozulur, derdi. (3)

    Bir gün İbn Mutî, evine baktı ve evi hoşuna gitti. Sonra: Vallahi, ölüm
    hatırıma gelmese seninle sevinir ve eğer dar olan mezara girmeyecek olsam,
    dünyalıktan hoşlanırdım. Fakat şimdi bunlar boş şeylerdir, diyerek yüksek
    sesle ağlamaya başladı. (4)

    Eş'as anlatıyor: Hasan-ı Basrî'nin sohbetine devam ediyorduk. Onun
    sohbeti, Cehennem, ahiret ve ölüm işini hatırlatmaktan ibaret idi.
    (5)

    İşte muttakîlerin hâlleri böyle idi. Ölüm, onların uzun emel sahibi
    olmalarını engellerdi. Dünya nimetleri, makam, mevki, şan ve şöhret onları
    aldatmazdı.

    Ayrıca ölüm düşüncesi, yakînen iman edenleri, adâletsizlikten, zulme
    seyirci kalmaktan, hakkı bâtıla karıştırmaktan, Allah'ın (c.c.) ayetlerini
    birkaç paraya ve makama satmaktan ve diğer günah ve şirklerden alı
    koyar.

    Ölüm bütün imkânların yok olmasıdır. Telafisi olmayan acı bir
    gerçektir...
    Ölüm geldi mi, ya sınıfı geçersin ya da kalırsın. Bir sene daha okuma
    imkânı bırakmaz. Onun için müminler çok duyarlı olmalıdır ve dikkat
    etmelidir... Bugünün işini yarına, bugünün ibadetini yarına, bugünün
    hayrını yarına ve bugünün pişmanlığının tövbesini yarına bırakma lüksü
    yoktur. Çünkü Rasulullah (s.a.s.), bir hadisinde şöyle buyuruyor:
    "İnsanlar iki şeyin kıymetini bilmelidirler. O iki şey: Sıhhat ve boş
    zamandır." (6)

    Yine Rasulullah (s.a.s.) işi yarım bırakanları kınama sadedinde şöyle
    buyurmuştur: "Onlar amel konusunda yarına bırakanlardır."
    (7)

    Eğer böyle davranırsak, yarın Allah'ın (c.c.) huzurunda elimiz boş,
    yüzümüz kara olur.
    Ayrıca bize sorulacak olan, "ömrünü nerede geçirdin? Zamanını nerede
    tükettin? Gücünü nerede harcadın?" gibi sorulara cevap
    veremeyiz.

    Müminlerin şiârı, su akarken testiyi doldurmak olmalıdır. Su olmayınca,
    hayat olmaz. Bu yüzden herkes suyunu yanına almalıdır. Çünkü ateşi su
    söndürür...

    İşte öldükten sonra pişman olmamak için, bize verilen zamanı iyi
    kullanmalı, azığımızı ona göre ayarlamalıyız. Çünkü son pişmanlık fayda
    vermez. Bu konuda, Rabb'imiz Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Allah katında
    makul olan tövbe, ancak cahillikle bir günah işleyip de sonra hemen pişman
    olup tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbesini kabul eder.
    Allah her şeyi hakkı ile bilendir, hüküm ve hikmet
    sahibidir.

    Yoksa, günahları işleyip işleyip de ne zaman ki, her birine ölüm gelince:
    ‘İşte ben şimdi tövbe ettim!’ diyen kimselere tövbe yoktur!
    Kâfir oldukları hâlde ölenlerin tövbesi de kabul değildir. İşte onlar için
    elem verici bir azâb hazırlanmıştır." (8)

    Bir başka ayette: "O gün onların yüzü ateşe evirilip çevirilir iken
    ‘ah, ne olurdu bizler Allah'a itaat etseydik, peygambere itâat
    etseydik!’ derler."

    Yine ‘Ey Rabb'imiz! Doğrusu bizler önderlerimize ve büyüklerimize
    itâat ettik, onlar da bizi yanlış yola götürdüler.

    Ey Rabb'imiz! Onların azâbını ikiye katla ve onları büyük bir lanetinle
    rahmetinden kov." (9)
    Evet onlar öyle derken, bizler ne diyeceğiz?
    "Ya Rabbi! Hep dünyanın peşinden koştuk, gâh oyun gâh eğlence bizi
    aldattı, gâh dünya malı, gâh kadınlarımız, gâh çocuklarımız, gâh
    dostlarımız, işimiz, aşımız vesaire aldattı bizi. Zar zor namaz kıldık,
    oruç tuttuk. Farz olan ibadetleri ancak
    yapabildik...

     

    Vaktimiz kalmadı ki, ayaklar
    altındaki senin dinini hayata hakim kılmak için tağutlarla mücadele edip
    çalışıp didinelim. Ancak dünyamızı ikame edebildik. Onun için, bizi
    aldatan bu amillere azâbdan iki kat ver” mi
    diyeceğiz?

    Hayır! Onun için yeniden kendimize gelelim, yeniden imanımızı tazeliyelim,
    kendimize çeki düzen verelim...

    Dünya üzerinde, müminlerin toprakları işgal edilip savunmasız yaşlı ve
    sakat insanlar, küçük çocuklar ve kadınlar kurşunlarla, füzelerle vurulup,
    malları gasp edilip, namusları kirletilip gerçek nasihat olan ölümü, canlı
    canlı yaşarlarken Allah'ın (c.c.) Kitabı ve Rasulullah'ın sünneti
    mahkûmken, bir daha ölümü hatırlayalım! Bir daha yediklerimize,
    içtiklerimize, giydiklerimize, gezdiklerimize hülasa bütün yaptıklarımıza
    dikkat edelim...

    İbni Ömer (R.anhuma) anlatıyor:
    Rasulullah (s.a.s.) buyurdular ki: "Cennetlikler cennette, cehennemlikler
    de cehennemde oldukları zaman ölüm getirilir. Cennetle cehennemin arasına
    konup orada kesilir. Sonra bir münadî, nidâ eder: ‘Ey ehl-i cennet!
    Artık ebediyet var, ölüm yok! Ey ehl-i nâr! Artık ebediyet var, ölüm
    yok!’ Cennetliklerin sürûru bununla daha da artar. Cehennemliklerin
    de hüzünü artar." (10)

    "De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, yalnız âlemlerin
    Rabbi Allah içindir." (11)

    Kaynaklar: 1) Tirmizi, Zühd, 4, 2)
    Said Havva külliyatı. İslam'da nefis tezkiyesi, ölüm bölümü. Yenda
    yayınları. 1997 İst., 3) Said Havva Külliyatı. İslam'da nefis tezkiyesi,
    ölüm bölümü, 4) Said Havva Külliyatı. İslam'da nefis tezkiyesi, ölüm
    bölümü, 5) Said Havva Külliyatı. İslam'da nefis tezkiyesi, ölüm bölümü, 6)
    Buhari, Rikak, B.1 hds , 7) Ahmed b. Hanbel 1, 139, 8) Nisa, 17-18, 9)
    Ahzab, 66-67-68, 10) Buhari, Rikak 5051, 11) Enam,
    162
    Alıntı: Aybuk-ankara
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
Hazırlanıyor...