ANLAMI YANLIŞ BİLİNEN SÖZCÜKLERDEN BİRİSİDE (ÜMMİ) sözcüğüdür.
KUR’AN’da peygamberimiz için kullanılmış olan bu sözcüğün yanlış manalandırılması sonucu yüce İslâm dini doğru anlaşılmaz olmuş ve peygamberimiz de yanlış tanıtılmıştır.
” امّى ÜMMİ ” sözcüğü halk arasında ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ OKUR YAZAR OLMAYAN anlamında kabul edilmiş, toplumlarda bu anlamıyla kullanılır olmuş ve ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ olmak hep yerilmiştir.
Hem de bu yergi, ŞAİR EŞREF’İN BİR HİCVİNDE YER ALAN
Rahm-i maderden (ana rahminden) nasıl çıkmışsa hâlâ o hâldedir
GEZMEDEN SEYYAH-I ALEM BİLMEDEN ALLAMEDİR beytinde olduğu gibi veya ÜMMİNİN ÜMMİYE İMANETİ CAİZİDR (CAHİLİN CAHİLE İMAM OLMASI SAKINCASIZDIR) deyimindeki gibi alay eder tarzda yapılmıştır.
Hâl böyle iken “امّى ÜMMİ ” sıfatının peygamberimiz için ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ anlamında kullanılması, kaş yaparken göz çıkarma deyiminde olduğu gibi övgü amaçlı çabaları sövgüye dönüştürmekte ve bizim gibi kendisine işin doğrusunu ALLAH’ın yardımı ile öğrenmek nasip olmuş kimselere de bu doğruları anlatmak bir borç hâline gelmektedir.
PEYGAMBERİMİZİN ÜMMİLİĞİ ;
Bilindiği üzere, Müslümanların ekserisi tarafından peygamberimizin okur yazar olmadığına inanılmaktadır. Ama başkaları için söz konusu olduğunda kınanan bu özellik için, peygamberimize bir hayli methiye düzülmüştür. Böylece, bilerek veya bilmeyerek hem peygamberimize hem de yüce dinimize lekeler sürülmüştür. Peygamberimizin ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ anlamında (ÜMMİ) olduğu yolundaki iddiaya ise, konu ile hiç ilgisi bulunmayan Ankebut suresinin 48. ayeti ile ilk vahyi konu alan meşhur Hıra mağarası senaryolu rivayet kanıt gösterilmiştir.
ANKEBUT SURESİ 48. AYET ;
Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; ONU sağ elinle de (kendiliğinden) yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.
Bu ayette, peygamberimizin Kitap okumak ve yazmakla meşgul olması hâlinde, Tevrat ve İncil’de bozulmuş olarak var olan konuların gerçeğinin KUR’AN’da yer alması sebebiyle onun peygamberliği hakkında şüphe uyanacağı bildirilmekte ve peygamberimizin EHL-İ KİTAP HAHAMLARI PAPAZLARI GİBİ KİTAP OKUMAK VE YAZMAKLA MEŞKUL OLMADIĞI VURGULANMAKTADIR
Aslında bu ayet, iddiacıların iddialarının aksine peygamberimizin okur yazar olduğunun kanıtıdır.
Çünkü, okuma yazma bilmeyen birine ONU SAĞ ELİNLE KENDİNDE YAZMIYORSUN ifadesinin kullanılması anlamsızdır. Yani peygamberimiz okuma yazma biliyordu ki kendisine bu şekilde bir ifade yöneltilmiştir.
Ayrıca, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine kanıt gösterilen Hıra mağarası rivayetinin de uydurma olduğu ve orada geçen MAENE BİKAİİN ifadesinin de BEN OKUMA BİLMİYORUM demek olmayıp, ( ما انا بقارئ BEN OKUYUCU DEĞİLİM ) demek olduğu, tarafımızdan Alak suresinin tebyininde açıklanmıştır.
Diğer taraftan, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine, uydurma olan Hıra mağarası rivayetini kanıt gösteren rivayetçiler, onun okuryazar olduğunu, hatta yazısının pek iyi olmadığını ileri süren ve Buhari Sulh ve İlim kitaplarında da yer alan şu rivayeti ise görmezden gelmektedirler:
KİTAB-ÜL MEGAZİ 45. BAB ;
Bunu Enes, Peygamber(S)den zikretmiştir.
263- (Rivayet zinciri; el Berâ- Ubeydüllah b. Musa)
Peygamber (S) zu`1-ka`de ayı içinde umre yapmak üzere yola çık tı.
Fakat Mekke halkı Peygamber’i Mekke`ye girmeye bırakma larını kabul etmediler.
Nihayet Peygamber Mekkeliler ile gelecek senede üç gün Mekke’de kalmak üzere, bir andlaşma yaptı. Andlaşma hükümlerini yazdıkları zaman,
BU ALLAH’IN ELÇİSİ MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANDLAŞMIŞ OLDUĞU ŞEYLERDİR YAZMIŞLARDI
Onlar (Mekkeliler)
Biz bunu (senin elçiliğini) ikrar etmiyoruz. Eğer biz senin Allah`ın Elçisi olduğunu bilir ve tasdik eder olsaydık, seni hiçbir şeyden men etmezdik. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed’sin” dediler.
Bunun üzerine o (Rasûlullah):
BEN ALLAH’IN ELÇİSİYİM VE ABDULLAH OĞLU MUHAMMED’İM DEDİ
Sonra da Alî’ye:
SONRA ALİYE ALLAH’IN ELÇİSİNİ SİL DEDİ …
(Hayır vallahi ben Seni ebediyyen silmem) dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah, sallallahü aleyhi ve selem kitabı aldı.
RASÜLULLAH KENDİSİ YAZI YAZMAYI GÜZEL YAPAMIYORDU
Akabinde:
BU ABDULLAH OĞLU MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANDLAŞMA YAPTIĞI ŞEYLERİN YAZISIDIR
DİYE ( YAZDI )
—Mekke`ye silâh sokmayacak, yalnız kılıfı içinde kılıç getirecek…
—Mekkeliler`den bir kişi Muhammed’e tâbi olmak isterse, Mekke`den çıkamayacak.
—Muhammed’in sahâbîlerinden birisi Mekke’de kalmak isterse, bunun da Mekke’de ikameti men edilmeye*cektir.
Ertesi sene……..
Rivayetin bundan sonraki bölümleri ertesi sene Mekke’de cereyan eden olayları nakletmekte olup, burada konu edilen antlaşma, adı açıkça geçmese de HUDEYBİYE ANDLAŞMASIDIR’dır.
Bu rivayetin altını çizdiğimiz bölümünün orijinal metni de aynen şöyledir:
“فأخذ رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلّم الكتاب و ليس يحسن يكتب فكتب هذا ما قاضى ….. ”
Bu metindeki ” كتبketebe (YAZDI)” fiili birçok çeviride “YAZ (DIR) DI” veyahut “YAZDIRDI” şeklinde yer almıştır. Ayrıca bu rivayetlere göre Siyer ve Tarih yazanlar da her nedense bu rivayetin bizim üzerinde durduğumuz bölümünü görmezden gelmişlerdir. Biz, bu kadar önemli bir konuda, kaynak olarak kabul ettikleri rivayetler arasında yer alan yukarıdaki rivayeti dikkate almayanların bir cinayet işlediklerini düşünüyor ve bu cinayetin ne amaç güttüğünü ise kamu vicdanına havale ediyoruz.
PEYGAMBERİMİZİN (ÜMMİ) OLDUĞU KUR’AN TARAFINDAN BİLDİRİLDİĞİ İÇİN TARTIŞMASIZDIR
Burada tartışılması gereken konu;
peygamberimizin hangi anlamda ve nasıl bir ÜMMİ olduğu, daha doğrusu ÜMMİ’LİĞİN NE ANLAMA GELDİĞİDİR. Bize göre meselelerin en doğru ve en kısa çözümleri KUR’AN’A MÜRACAAT EDEREK BULUNACAĞI İÇİN , bu konudaki gerçeklerin de KUR’AN ışığında ve akıl yoluyla gözler önüne serilmesi gerekmektedir.
ÜMMİ NEDEMEKTİR ? …
امّى ÜMMİ sözcüğü, “ANA” anlamındaki ” امّümm” ile ” ya-i nisbiyyeden (bağıntı ‘ya’sından, ‘ ىya’ edatından)” oluşturulmuş bir sözcük olup, ANAYA MENSUP ANALI DEMEKTİR.
Çünkü, sözcüklerin sonuna getirilen “YA” bağlantı edatı, genellikle kişilerin hangi şehirli olduklarını ifade etmek için kullanılır.
MESELA ; Konevî; Konyalı, Bağdadî; Bağdatlı, Halebî; Halepli, Rumî; Romalı… demektir.
Buna göre “ÜMMİ” de; adı “ÜMM (Ana)” yani KENT MENSUBU ANALI DEMEKTİR.
Ancak, buradaki “ANA” özel isim olup, cins isim olan “ana (ANNE)” ile karıştırılmamalıdır. ANA’nın neresi olduğu konusunda ise rehberimiz her zaman olduğu gibi KUR’AN’dır:
en-am suresi 92. ayet:
Bu da Bizim, Köylerin (kentlerin) anasını (ANAKENT’i) ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz, kendinden öncekini doğrulayıcı mübarek (bereketli, bolluk dolu) bir Kitaptır. Ahirete inananlar ona da inanırlar ve onlar desteklerine de koruyucudurlar (desteklerini de sürdürürler).
Bu ayette peygamberimize önce ” امّ القرىümm-ül kura”yı, sonra da çevresindekileri uyarma talimatı verilmiştir. BİZ BİLİYORUZKİ PEYGAMBERİMİZ MEKKE’DE ELÇİ SEÇİLİP İLK KEZ MEKKELİLERİ UYARMIŞTIR . O hâlde ayetteki ÜMM-ÜL KURA ifadesi ile Mekke şehrinin kastedildiği açıktır.
Nitekim Mekke, tüm yazılı Arap metinlerinde ve çevredeki halkın dilinde ÜMM-ÜL KURA’dır.
Dolayısıyla Mekke şehrinin KUR’AN’da da bu isimle anılması hiç yadırganmamış, bu konuda herhangi bir tartışma olmamıştır. ÜMM-ÜL KURA .(KÖYLERİN KENTLERİN ANASI ANAKENT). demek olup, MEKKEDE ARAP TOPLUMUNDA BU İSMLE ANILMASININ SEBEBİ İSE, Kâbe çevresinde kurulan ilk yerleşim merkezi olmasından kaynaklanmaktadır.
Bazı yerleşim birimlerinin, kendi isimleri ile değil de, özelliklerini yansıtan isimlerle anılması Türkçe’de de vardır. Meselâ; Ankara yerine Başkent, Türkiye yerine Anayurt veya Anavatan, Kıbrıs yerine Yavruvatan denmesi gibi…
ANAKENT NASIL ANA OLDU ? …
Arap dilindeki İzafetlerde (TAMLAMALARDA),
Bazen MUZAFUN İLEYH HAFZ OLUR ONDAN BEDEL OLARAK DA MUHAFAZA LAM-I TARİF GETİRİLİR
Yani tamlanan kaldırılarak onun yerine tamlayanı belirgin (özel) hâle getiren bir edat getirilir.
Burada da ” امّ القرىÜMM-ÜL KURA tamlamasındaki ” القرىEL KURA kaldırılarak yerine LAM-I TARİF OLAN الel konmak suretiyle iki kelimeden oluşan tamlama ” الامّel Ümm (Ana)” şeklinde tek kelime hâline getirilmiş ve KENTLERİN ANASI / ANAKENT ifadesi (ANA) olmuştur.
Bu gibi durumlarda yeni sözcük özelleşmekte ve artık özel isim hâline gelmiş olan yeni sözcüğün ilk harfinin de büyük harfle yazılması gerekmektedir.
MEKKENİN DİĞER İSMİ OLAN ” امّ القرى ÜMMÜ-ÜL KURA , yukarıdaki şekilde ” الامّel Ümm” şekline dönüşünce MEKKELİ’yi ifade etmek için de sözcüğün sonuna bağıntı ” ىya”sı getirmek yeterlidir:
” الامّى EL ÜMMİ. Bir başka ifade ile, (ANAKENT) ANA’ya, (ANAKENTLİ) ANALI’ya dönüşmüş olduğu için “الامّى EL ÜMMİ ” denince ANAKENTLİ ANLAŞILMAKTADIR
Yerleşme birimleri ile ilgili olarak bu tarz kısaltmalar Türkçe’de de uygulanmaktadır.
KONUYU DAHA İYİ ANLAYABİLMEMİZ İÇİN BİR ÖRNEK VERMEK GEREKİRSE ;
Aydın’ın Kuşadası ilçesine, İzmir ve Aydın yöresi halkı tarafından ADA denmekte ve halk arasındaki konuşmalarda Kuşadası ile ilgili cümleler; ADAYA GİTTİM , ADADAN GELİYORUM , ADANIN KAYMAKAMI , ADANIN BELEDİYESİ , ADANALI AHMET, vs. gibi ifadelerle söylenmektedir.
ARAPÇA BİLENLER ANLAYACAKLARDIR MESELA ;
ÜMMİ sözcüğü de, ÜMMÜ-ÜL KURA ifadesinin yukarıda izah edildiği gibi bir değişime uğramış hâli olup, ANA’ya mensup, ANALI, yani MEKKELİ anlamına gelmektedir. KUR’AN’da tekil ve çoğul olarak toplam altı ayette geçen ÜMMİ sözcüğü, bu ayetlerin hepsinde de aynı anlamı ifade etmektedir:
BAKARA SURESİ 78. AYET:
Onlardan bir kısmı da ÜMMİLERDİR/ANAKENTLİLERDİR’dir. Onlar Kitap’ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler (kuşkulanırlar).
AL-İ İMRAN SURESİ 20. AYET:
Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben kendimi Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlere ve ÜMMİLERE/ANAKENTLİLER’e: “Siz de teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim olurlarsa doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir/ mesajı iletmektir. Allah, kullarını en iyi şekilde görendir.
AL-İ İMRAN SURESİ 75:
Ve ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emanet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki, ona bir tek dinar/ kuruş emanet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onların: ÜMMİLERİN / ANAKENTLİLERİN bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir.” demelerindendir. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan söylerler de.
ARAF SURESİ 157.AYET:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları ÜMMİ / ANAKENTLİ nebi elçiye uyarlar; o, onlara iyiliği emreder, kötülükten onları men eder. Güzel/ temiz/ hoş şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir. Üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen Nur’a (Kur’an’a) uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
ARAF SURESİ 158. AYET:
De ki: “Ey insanlar! Ben, kesinlikle, tümünüze göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan,kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın gönderdiği bir elçiyim. O hâlde Allah ve Rasülüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ÜMMİ / ANAKENTLİ peygambere iman ediniz ve ona uyunuz ki, doğru yolu bulabilesiniz.”
CUMA SURESİ 2.AYET:
O Allah’tır ki ÜMMİLERE / ANAKENTLİLERE içlerinden bir rasül göndermiştir. O, onlara Allah’ın ayetlerini okur. Onları arıtıp temizler, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içinde idiler.
Yukarıdaki, ÜMMİ sözcüklerinin tekil veya çoğul olarak geçtiği ayetler, bulundukları pasaj ile birlikte dikkatli bir şekilde okunup iyi anlaşılırsa, ÜMMİ kavramının;
Kitap ehli olmayan, yani Tevrat ve İncil’i okumayan veya Yahudi ve Hıristiyan olmayan Mekkeliler” demek olduğu kolayca anlaşılmaktadır
O dönemde, peygamberimizin içinde yaşadığı toplumu; ehl-i kitap olanlar (Yahudi ve Hıristitanlar) ve ehl-i kitap dışındakiler olarak farklı iki zümreye ayırmak mümkündür.
Yahudiliğin MİLLİ DİN olması sebebiyle, Yahudilerin aslen Mekkeli olmadıkları zaten bilinmektedir.
EHL-İ KİTAP zümresinin diğer bölümü olan Hıristiyanların da, Mekke’nin ANAKENT olması dolayısıyla Mekke’de yaşadıkları, Mekke’ye başka yörelerden göç etmiş oldukları, çeşitli kaynaklarla doğrulanmış bir gerçektir.
Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan ve ZIMMİ adı verilen bu yabancıların hukukî varlıkları, peygamberimizin devlet başkanı olduğu dönemde yasalarla belirlenmiştir
(Ana Britannica, c: 32, s: 393).
Toplumun ehl-i kitap dışında kalan diğer zümresi ise, KUR’AN’dan öğrendiğimize göre kitap (Tevrat, İncil) bilmeyen, sadece kuruntu ve zanlarıyla hareket edenlerdir ki bu zümre Mekke’de doğup büyümek suretiyle Mekkeli olanlardır.
İşte KUR’AN’da bu kesime mensup olanlara, yani Mekke’nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış olanlara, taşralı olmayanlara, bedevî olmayanlara ÜMMİ denmektedir. Bunun böyle olduğu, hem KUR’AN ayetleri hem de tarihî belgelerle sabittir.
DEMEK OLUYORKİ PEYGAMBERİMİZİN “امّى ÜMMİ ” OLUŞU ONUN OKUMA YAZMA BİLMEDİĞİNİ DEĞİL , MEKKENİN EHL’İ KİTAP DIŞINDAKİ ZÜMRESİNE MENSUP OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR
Konuya aklî olarak yaklaşıldığında da netice aynı olmaktadır:
ELÇİ OLARAK SEÇİLMEDEN EVVEL MEKKEDE TİCARETLE UĞRAŞAN PEYGAMBERİMİZİN BİR TÜÇCAR OLARAK OKUMA YAZMA BİLMEMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR
Ayrıca Mekke’nin emini olması dolayısıyla herkesin malının, parasının kaydını, okuması yazması olmadan tutması da imkânsızdır.
Elçilik görevine seçildikten sonra, kendisine gelen ilk vahylerde
“OKU En üstün olan Senin Rabbin ise kalemle öğretendir.” (Alak; 3, 4) talimatı verilmiştir.
Bu ifade aslında, peygamberimize aldığı vahyleri yazmasını bildiren dolaylı bir emirdir. Okur yazar olmayana ise böyle bir emir verilmez.
Ayrıca, KUR’AN’da okuyup yazmayı özendiren, cehaleti yeren onlarca ayet mevcuttur. Eğer peygamberimiz okur yazar olmasa idi, sürekli onun açığını arayan müşrikler bunu kendilerine malzeme yaparlar, kendisi okuma yazma bilmeyen birisinin bunu başkalarına ne yüzle emredebildiğini sorarlar, üstelik bu tip davranışların Bakara suresinin 44. ve Saff suresinin 2. ayetleri ile yasaklandığı için kendisinin çelişki içinde olduğunu söylerlerdi.
Bir an için peygamberimizin elçi seçilmeden önce okuma yazma bilmediği var sayılsa bile, yirmi üç senelik elçilik hayatında da onun okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek mümkün değildir.
Çünkü, ilimi, bilgilenmeyi emreden ayetler karşısında, bu emirlere ilk muhatap ve ilk teslim olan insan olarak onun bu emirlere kayıtsız kalması ve bu süre içinde okuma yazma öğrenmemesi mantıksızdır.
Kaldı ki peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakması gibi, Kur’an emirleri doğrultusunda ilmi ve irfanı tavsiye eden bir çok önerisi ve uygulaması vardır.
KISACA SÖYLEMEK GEREKİRSE ;
herkese ilim, irfan emredilirken, peygamberimize “SAKIN SEN OKUMA YAZMA ÖĞRENME” diye özel bir emir verilmediğine göre, onun okuma yazma bilmediğini söylemek, mantıksızlığın ötesinde peygamberimize yapılan büyük bir haksızlıktır.
SONUÇ OLARAK ;
Naklen ve aklen sabittir ki, KUR’AN’da geçen ÜMMÎ ifadesi ANAKENTLİ MEKKE İÇİNDE DOĞMUŞ BÜYÜMÜŞ YAŞAMIŞ TAŞRALI OLMAYAN BEDEVİ OLMAYAN demektir.
Bu ifade, Mekkelilere peygamberimizin kendi içlerinden biri olduğunu, hemşehrileri olduğunu, yakından tanıdıkları ve yabancı olmayan birisi olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır.
KUR’AN’da, peygamberimizin Mekkelilerin kendi içlerinden biri olduğu konusu üzerinde duran daha bir çok ayet vardır (Sad; 4, Kaf; 2, Tövbe; 128).
Yani peygamberimiz; okuyup yazabilen, ÜMMİ / ANAKENTLİ (Mekke’nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan) birisidir.
alıntı.........
KUR’AN’da peygamberimiz için kullanılmış olan bu sözcüğün yanlış manalandırılması sonucu yüce İslâm dini doğru anlaşılmaz olmuş ve peygamberimiz de yanlış tanıtılmıştır.
” امّى ÜMMİ ” sözcüğü halk arasında ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ OKUR YAZAR OLMAYAN anlamında kabul edilmiş, toplumlarda bu anlamıyla kullanılır olmuş ve ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ olmak hep yerilmiştir.
Hem de bu yergi, ŞAİR EŞREF’İN BİR HİCVİNDE YER ALAN
Rahm-i maderden (ana rahminden) nasıl çıkmışsa hâlâ o hâldedir
GEZMEDEN SEYYAH-I ALEM BİLMEDEN ALLAMEDİR beytinde olduğu gibi veya ÜMMİNİN ÜMMİYE İMANETİ CAİZİDR (CAHİLİN CAHİLE İMAM OLMASI SAKINCASIZDIR) deyimindeki gibi alay eder tarzda yapılmıştır.
Hâl böyle iken “امّى ÜMMİ ” sıfatının peygamberimiz için ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ anlamında kullanılması, kaş yaparken göz çıkarma deyiminde olduğu gibi övgü amaçlı çabaları sövgüye dönüştürmekte ve bizim gibi kendisine işin doğrusunu ALLAH’ın yardımı ile öğrenmek nasip olmuş kimselere de bu doğruları anlatmak bir borç hâline gelmektedir.
PEYGAMBERİMİZİN ÜMMİLİĞİ ;
Bilindiği üzere, Müslümanların ekserisi tarafından peygamberimizin okur yazar olmadığına inanılmaktadır. Ama başkaları için söz konusu olduğunda kınanan bu özellik için, peygamberimize bir hayli methiye düzülmüştür. Böylece, bilerek veya bilmeyerek hem peygamberimize hem de yüce dinimize lekeler sürülmüştür. Peygamberimizin ANASINDAN DOĞDUĞU GİBİ BİLGİSİZ anlamında (ÜMMİ) olduğu yolundaki iddiaya ise, konu ile hiç ilgisi bulunmayan Ankebut suresinin 48. ayeti ile ilk vahyi konu alan meşhur Hıra mağarası senaryolu rivayet kanıt gösterilmiştir.
ANKEBUT SURESİ 48. AYET ;
Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; ONU sağ elinle de (kendiliğinden) yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.
Bu ayette, peygamberimizin Kitap okumak ve yazmakla meşgul olması hâlinde, Tevrat ve İncil’de bozulmuş olarak var olan konuların gerçeğinin KUR’AN’da yer alması sebebiyle onun peygamberliği hakkında şüphe uyanacağı bildirilmekte ve peygamberimizin EHL-İ KİTAP HAHAMLARI PAPAZLARI GİBİ KİTAP OKUMAK VE YAZMAKLA MEŞKUL OLMADIĞI VURGULANMAKTADIR
Aslında bu ayet, iddiacıların iddialarının aksine peygamberimizin okur yazar olduğunun kanıtıdır.
Çünkü, okuma yazma bilmeyen birine ONU SAĞ ELİNLE KENDİNDE YAZMIYORSUN ifadesinin kullanılması anlamsızdır. Yani peygamberimiz okuma yazma biliyordu ki kendisine bu şekilde bir ifade yöneltilmiştir.
Ayrıca, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine kanıt gösterilen Hıra mağarası rivayetinin de uydurma olduğu ve orada geçen MAENE BİKAİİN ifadesinin de BEN OKUMA BİLMİYORUM demek olmayıp, ( ما انا بقارئ BEN OKUYUCU DEĞİLİM ) demek olduğu, tarafımızdan Alak suresinin tebyininde açıklanmıştır.
Diğer taraftan, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine, uydurma olan Hıra mağarası rivayetini kanıt gösteren rivayetçiler, onun okuryazar olduğunu, hatta yazısının pek iyi olmadığını ileri süren ve Buhari Sulh ve İlim kitaplarında da yer alan şu rivayeti ise görmezden gelmektedirler:
KİTAB-ÜL MEGAZİ 45. BAB ;
Bunu Enes, Peygamber(S)den zikretmiştir.
263- (Rivayet zinciri; el Berâ- Ubeydüllah b. Musa)
Peygamber (S) zu`1-ka`de ayı içinde umre yapmak üzere yola çık tı.
Fakat Mekke halkı Peygamber’i Mekke`ye girmeye bırakma larını kabul etmediler.
Nihayet Peygamber Mekkeliler ile gelecek senede üç gün Mekke’de kalmak üzere, bir andlaşma yaptı. Andlaşma hükümlerini yazdıkları zaman,
BU ALLAH’IN ELÇİSİ MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANDLAŞMIŞ OLDUĞU ŞEYLERDİR YAZMIŞLARDI
Onlar (Mekkeliler)
Biz bunu (senin elçiliğini) ikrar etmiyoruz. Eğer biz senin Allah`ın Elçisi olduğunu bilir ve tasdik eder olsaydık, seni hiçbir şeyden men etmezdik. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed’sin” dediler.
Bunun üzerine o (Rasûlullah):
BEN ALLAH’IN ELÇİSİYİM VE ABDULLAH OĞLU MUHAMMED’İM DEDİ
Sonra da Alî’ye:
SONRA ALİYE ALLAH’IN ELÇİSİNİ SİL DEDİ …
(Hayır vallahi ben Seni ebediyyen silmem) dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah, sallallahü aleyhi ve selem kitabı aldı.
RASÜLULLAH KENDİSİ YAZI YAZMAYI GÜZEL YAPAMIYORDU
Akabinde:
BU ABDULLAH OĞLU MUHAMMED’İN ÜZERİNDE ANDLAŞMA YAPTIĞI ŞEYLERİN YAZISIDIR
DİYE ( YAZDI )
—Mekke`ye silâh sokmayacak, yalnız kılıfı içinde kılıç getirecek…
—Mekkeliler`den bir kişi Muhammed’e tâbi olmak isterse, Mekke`den çıkamayacak.
—Muhammed’in sahâbîlerinden birisi Mekke’de kalmak isterse, bunun da Mekke’de ikameti men edilmeye*cektir.
Ertesi sene……..
Rivayetin bundan sonraki bölümleri ertesi sene Mekke’de cereyan eden olayları nakletmekte olup, burada konu edilen antlaşma, adı açıkça geçmese de HUDEYBİYE ANDLAŞMASIDIR’dır.
Bu rivayetin altını çizdiğimiz bölümünün orijinal metni de aynen şöyledir:
“فأخذ رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلّم الكتاب و ليس يحسن يكتب فكتب هذا ما قاضى ….. ”
Bu metindeki ” كتبketebe (YAZDI)” fiili birçok çeviride “YAZ (DIR) DI” veyahut “YAZDIRDI” şeklinde yer almıştır. Ayrıca bu rivayetlere göre Siyer ve Tarih yazanlar da her nedense bu rivayetin bizim üzerinde durduğumuz bölümünü görmezden gelmişlerdir. Biz, bu kadar önemli bir konuda, kaynak olarak kabul ettikleri rivayetler arasında yer alan yukarıdaki rivayeti dikkate almayanların bir cinayet işlediklerini düşünüyor ve bu cinayetin ne amaç güttüğünü ise kamu vicdanına havale ediyoruz.
PEYGAMBERİMİZİN (ÜMMİ) OLDUĞU KUR’AN TARAFINDAN BİLDİRİLDİĞİ İÇİN TARTIŞMASIZDIR
Burada tartışılması gereken konu;
peygamberimizin hangi anlamda ve nasıl bir ÜMMİ olduğu, daha doğrusu ÜMMİ’LİĞİN NE ANLAMA GELDİĞİDİR. Bize göre meselelerin en doğru ve en kısa çözümleri KUR’AN’A MÜRACAAT EDEREK BULUNACAĞI İÇİN , bu konudaki gerçeklerin de KUR’AN ışığında ve akıl yoluyla gözler önüne serilmesi gerekmektedir.
ÜMMİ NEDEMEKTİR ? …
امّى ÜMMİ sözcüğü, “ANA” anlamındaki ” امّümm” ile ” ya-i nisbiyyeden (bağıntı ‘ya’sından, ‘ ىya’ edatından)” oluşturulmuş bir sözcük olup, ANAYA MENSUP ANALI DEMEKTİR.
Çünkü, sözcüklerin sonuna getirilen “YA” bağlantı edatı, genellikle kişilerin hangi şehirli olduklarını ifade etmek için kullanılır.
MESELA ; Konevî; Konyalı, Bağdadî; Bağdatlı, Halebî; Halepli, Rumî; Romalı… demektir.
Buna göre “ÜMMİ” de; adı “ÜMM (Ana)” yani KENT MENSUBU ANALI DEMEKTİR.
Ancak, buradaki “ANA” özel isim olup, cins isim olan “ana (ANNE)” ile karıştırılmamalıdır. ANA’nın neresi olduğu konusunda ise rehberimiz her zaman olduğu gibi KUR’AN’dır:
en-am suresi 92. ayet:
Bu da Bizim, Köylerin (kentlerin) anasını (ANAKENT’i) ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz, kendinden öncekini doğrulayıcı mübarek (bereketli, bolluk dolu) bir Kitaptır. Ahirete inananlar ona da inanırlar ve onlar desteklerine de koruyucudurlar (desteklerini de sürdürürler).
Bu ayette peygamberimize önce ” امّ القرىümm-ül kura”yı, sonra da çevresindekileri uyarma talimatı verilmiştir. BİZ BİLİYORUZKİ PEYGAMBERİMİZ MEKKE’DE ELÇİ SEÇİLİP İLK KEZ MEKKELİLERİ UYARMIŞTIR . O hâlde ayetteki ÜMM-ÜL KURA ifadesi ile Mekke şehrinin kastedildiği açıktır.
Nitekim Mekke, tüm yazılı Arap metinlerinde ve çevredeki halkın dilinde ÜMM-ÜL KURA’dır.
Dolayısıyla Mekke şehrinin KUR’AN’da da bu isimle anılması hiç yadırganmamış, bu konuda herhangi bir tartışma olmamıştır. ÜMM-ÜL KURA .(KÖYLERİN KENTLERİN ANASI ANAKENT). demek olup, MEKKEDE ARAP TOPLUMUNDA BU İSMLE ANILMASININ SEBEBİ İSE, Kâbe çevresinde kurulan ilk yerleşim merkezi olmasından kaynaklanmaktadır.
Bazı yerleşim birimlerinin, kendi isimleri ile değil de, özelliklerini yansıtan isimlerle anılması Türkçe’de de vardır. Meselâ; Ankara yerine Başkent, Türkiye yerine Anayurt veya Anavatan, Kıbrıs yerine Yavruvatan denmesi gibi…
ANAKENT NASIL ANA OLDU ? …
Arap dilindeki İzafetlerde (TAMLAMALARDA),
Bazen MUZAFUN İLEYH HAFZ OLUR ONDAN BEDEL OLARAK DA MUHAFAZA LAM-I TARİF GETİRİLİR
Yani tamlanan kaldırılarak onun yerine tamlayanı belirgin (özel) hâle getiren bir edat getirilir.
Burada da ” امّ القرىÜMM-ÜL KURA tamlamasındaki ” القرىEL KURA kaldırılarak yerine LAM-I TARİF OLAN الel konmak suretiyle iki kelimeden oluşan tamlama ” الامّel Ümm (Ana)” şeklinde tek kelime hâline getirilmiş ve KENTLERİN ANASI / ANAKENT ifadesi (ANA) olmuştur.
Bu gibi durumlarda yeni sözcük özelleşmekte ve artık özel isim hâline gelmiş olan yeni sözcüğün ilk harfinin de büyük harfle yazılması gerekmektedir.
MEKKENİN DİĞER İSMİ OLAN ” امّ القرى ÜMMÜ-ÜL KURA , yukarıdaki şekilde ” الامّel Ümm” şekline dönüşünce MEKKELİ’yi ifade etmek için de sözcüğün sonuna bağıntı ” ىya”sı getirmek yeterlidir:
” الامّى EL ÜMMİ. Bir başka ifade ile, (ANAKENT) ANA’ya, (ANAKENTLİ) ANALI’ya dönüşmüş olduğu için “الامّى EL ÜMMİ ” denince ANAKENTLİ ANLAŞILMAKTADIR
Yerleşme birimleri ile ilgili olarak bu tarz kısaltmalar Türkçe’de de uygulanmaktadır.
KONUYU DAHA İYİ ANLAYABİLMEMİZ İÇİN BİR ÖRNEK VERMEK GEREKİRSE ;
Aydın’ın Kuşadası ilçesine, İzmir ve Aydın yöresi halkı tarafından ADA denmekte ve halk arasındaki konuşmalarda Kuşadası ile ilgili cümleler; ADAYA GİTTİM , ADADAN GELİYORUM , ADANIN KAYMAKAMI , ADANIN BELEDİYESİ , ADANALI AHMET, vs. gibi ifadelerle söylenmektedir.
ARAPÇA BİLENLER ANLAYACAKLARDIR MESELA ;
ÜMMİ sözcüğü de, ÜMMÜ-ÜL KURA ifadesinin yukarıda izah edildiği gibi bir değişime uğramış hâli olup, ANA’ya mensup, ANALI, yani MEKKELİ anlamına gelmektedir. KUR’AN’da tekil ve çoğul olarak toplam altı ayette geçen ÜMMİ sözcüğü, bu ayetlerin hepsinde de aynı anlamı ifade etmektedir:
BAKARA SURESİ 78. AYET:
Onlardan bir kısmı da ÜMMİLERDİR/ANAKENTLİLERDİR’dir. Onlar Kitap’ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler (kuşkulanırlar).
AL-İ İMRAN SURESİ 20. AYET:
Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben kendimi Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da.” Kitap verilenlere ve ÜMMİLERE/ANAKENTLİLER’e: “Siz de teslim oldunuz mu?” de. Eğer teslim olurlarsa doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir/ mesajı iletmektir. Allah, kullarını en iyi şekilde görendir.
AL-İ İMRAN SURESİ 75:
Ve ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emanet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki, ona bir tek dinar/ kuruş emanet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onların: ÜMMİLERİN / ANAKENTLİLERİN bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir.” demelerindendir. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan söylerler de.
ARAF SURESİ 157.AYET:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları ÜMMİ / ANAKENTLİ nebi elçiye uyarlar; o, onlara iyiliği emreder, kötülükten onları men eder. Güzel/ temiz/ hoş şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir. Üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen Nur’a (Kur’an’a) uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
ARAF SURESİ 158. AYET:
De ki: “Ey insanlar! Ben, kesinlikle, tümünüze göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan,kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın gönderdiği bir elçiyim. O hâlde Allah ve Rasülüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ÜMMİ / ANAKENTLİ peygambere iman ediniz ve ona uyunuz ki, doğru yolu bulabilesiniz.”
CUMA SURESİ 2.AYET:
O Allah’tır ki ÜMMİLERE / ANAKENTLİLERE içlerinden bir rasül göndermiştir. O, onlara Allah’ın ayetlerini okur. Onları arıtıp temizler, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içinde idiler.
Yukarıdaki, ÜMMİ sözcüklerinin tekil veya çoğul olarak geçtiği ayetler, bulundukları pasaj ile birlikte dikkatli bir şekilde okunup iyi anlaşılırsa, ÜMMİ kavramının;
Kitap ehli olmayan, yani Tevrat ve İncil’i okumayan veya Yahudi ve Hıristiyan olmayan Mekkeliler” demek olduğu kolayca anlaşılmaktadır
O dönemde, peygamberimizin içinde yaşadığı toplumu; ehl-i kitap olanlar (Yahudi ve Hıristitanlar) ve ehl-i kitap dışındakiler olarak farklı iki zümreye ayırmak mümkündür.
Yahudiliğin MİLLİ DİN olması sebebiyle, Yahudilerin aslen Mekkeli olmadıkları zaten bilinmektedir.
EHL-İ KİTAP zümresinin diğer bölümü olan Hıristiyanların da, Mekke’nin ANAKENT olması dolayısıyla Mekke’de yaşadıkları, Mekke’ye başka yörelerden göç etmiş oldukları, çeşitli kaynaklarla doğrulanmış bir gerçektir.
Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan ve ZIMMİ adı verilen bu yabancıların hukukî varlıkları, peygamberimizin devlet başkanı olduğu dönemde yasalarla belirlenmiştir
(Ana Britannica, c: 32, s: 393).
Toplumun ehl-i kitap dışında kalan diğer zümresi ise, KUR’AN’dan öğrendiğimize göre kitap (Tevrat, İncil) bilmeyen, sadece kuruntu ve zanlarıyla hareket edenlerdir ki bu zümre Mekke’de doğup büyümek suretiyle Mekkeli olanlardır.
İşte KUR’AN’da bu kesime mensup olanlara, yani Mekke’nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış olanlara, taşralı olmayanlara, bedevî olmayanlara ÜMMİ denmektedir. Bunun böyle olduğu, hem KUR’AN ayetleri hem de tarihî belgelerle sabittir.
DEMEK OLUYORKİ PEYGAMBERİMİZİN “امّى ÜMMİ ” OLUŞU ONUN OKUMA YAZMA BİLMEDİĞİNİ DEĞİL , MEKKENİN EHL’İ KİTAP DIŞINDAKİ ZÜMRESİNE MENSUP OLDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR
Konuya aklî olarak yaklaşıldığında da netice aynı olmaktadır:
ELÇİ OLARAK SEÇİLMEDEN EVVEL MEKKEDE TİCARETLE UĞRAŞAN PEYGAMBERİMİZİN BİR TÜÇCAR OLARAK OKUMA YAZMA BİLMEMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR
Ayrıca Mekke’nin emini olması dolayısıyla herkesin malının, parasının kaydını, okuması yazması olmadan tutması da imkânsızdır.
Elçilik görevine seçildikten sonra, kendisine gelen ilk vahylerde
“OKU En üstün olan Senin Rabbin ise kalemle öğretendir.” (Alak; 3, 4) talimatı verilmiştir.
Bu ifade aslında, peygamberimize aldığı vahyleri yazmasını bildiren dolaylı bir emirdir. Okur yazar olmayana ise böyle bir emir verilmez.
Ayrıca, KUR’AN’da okuyup yazmayı özendiren, cehaleti yeren onlarca ayet mevcuttur. Eğer peygamberimiz okur yazar olmasa idi, sürekli onun açığını arayan müşrikler bunu kendilerine malzeme yaparlar, kendisi okuma yazma bilmeyen birisinin bunu başkalarına ne yüzle emredebildiğini sorarlar, üstelik bu tip davranışların Bakara suresinin 44. ve Saff suresinin 2. ayetleri ile yasaklandığı için kendisinin çelişki içinde olduğunu söylerlerdi.
Bir an için peygamberimizin elçi seçilmeden önce okuma yazma bilmediği var sayılsa bile, yirmi üç senelik elçilik hayatında da onun okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek mümkün değildir.
Çünkü, ilimi, bilgilenmeyi emreden ayetler karşısında, bu emirlere ilk muhatap ve ilk teslim olan insan olarak onun bu emirlere kayıtsız kalması ve bu süre içinde okuma yazma öğrenmemesi mantıksızdır.
Kaldı ki peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakması gibi, Kur’an emirleri doğrultusunda ilmi ve irfanı tavsiye eden bir çok önerisi ve uygulaması vardır.
KISACA SÖYLEMEK GEREKİRSE ;
herkese ilim, irfan emredilirken, peygamberimize “SAKIN SEN OKUMA YAZMA ÖĞRENME” diye özel bir emir verilmediğine göre, onun okuma yazma bilmediğini söylemek, mantıksızlığın ötesinde peygamberimize yapılan büyük bir haksızlıktır.
SONUÇ OLARAK ;
Naklen ve aklen sabittir ki, KUR’AN’da geçen ÜMMÎ ifadesi ANAKENTLİ MEKKE İÇİNDE DOĞMUŞ BÜYÜMÜŞ YAŞAMIŞ TAŞRALI OLMAYAN BEDEVİ OLMAYAN demektir.
Bu ifade, Mekkelilere peygamberimizin kendi içlerinden biri olduğunu, hemşehrileri olduğunu, yakından tanıdıkları ve yabancı olmayan birisi olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır.
KUR’AN’da, peygamberimizin Mekkelilerin kendi içlerinden biri olduğu konusu üzerinde duran daha bir çok ayet vardır (Sad; 4, Kaf; 2, Tövbe; 128).
Yani peygamberimiz; okuyup yazabilen, ÜMMİ / ANAKENTLİ (Mekke’nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan) birisidir.
alıntı.........
Yorum yap