Þekerli bisküvi

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #1

    Şekerli bisküvi

    ŞEKERLİ BİSKÜVİ
    HAVALARIN sürekli kapalı gittiği günlerdeydik. Kış bitmiyor, bahar bir türlü kendini göstermiyordu. Karamsarlık ve iç sıkıntısı sanki havayla birlikte insanların yüreğine de çöküyordu. O gün öğleden sonra güneş sıcak yüzünü gösterir gibi oldu. Hastane ortamından kaçma isteğiyle, işlerimi toparlayıp yakınımızdaki parka yöneldim. Boş banklardan birine oturup koltuğumun altındaki gazetenin sayfalarını çevirmeye başladım. Yaşlıca bir bey, izin isteyerek, bankın diğer ucuna oturdu. Cebinden çıkardığı ekmeği ufalayarak sağa sola atmaya başladı. Serçelerin, coşkuyla sunulan ekmeği ufalama çabaları o kadar güzeldi ki, ürkütmemek için kafamı gazeteme gömdüm. Göz ucuyla da bakıyorum. Bir süre sonra adamın kuşlara bir şeyler söylediğini, daha doğrusu konuşmaya çabaladığını fark edince ilgisiz kalamadım. Mırıl mırıl bir şeyler
    anlatıyordu.

    Cebimdeki bisküvilerden birini ufalayıp ben de kuşların ziyafetine katkıda
    bulunmak istedim.

    Adam, ellerimi tutarak engel oldu.

    - Onlar şekerli bisküvi değil mi?

    - Evet.

    - Şekerli bisküvi verme kuşlara!

    - Niçin? Onlara zarar mı verir?

    - Anlatması uzun sürer şimdi. Kuşlara iyilik yapmak istiyorsan, şekerli
    bisküvi verme o kadar...

    Şaşırmıştım.

    Sert, hatta biraz kaba bir üslupla söylenen bu sözler merakımı uyandırmıştı.

    - Minicik kuşlara zararlıysa, bizler de mi yemesek bu bisküvileri acaba?
    diyecek oldum.

    Baştan aşağıya dikkatlice süzdükten sonra beni, dedi ki:

    - Şehirde doğmuş büyümüş birine benziyorsun. Sen yiyebilirsin. Sana zarar
    vermez!

    Çattık dedim içimden. Adam biraz kaçık diye düşünmeye başlamıştım ki:

    - Beyim dedi. Ben köyde büyüdüm. Şehirden hep uzak durdum. Ne zaman ki,
    torunum dünyaya geldi, onun hatırına kışları şehre, torunumun yanına gelmeye
    başladım. Ama şehirden nefret ediyorum. Alışamadım. Biraz güneş çıktığında
    hemen kendimi parka atıyorum. Şu ileride, salıncakta sallanan kırmızılı kız
    da benim torunum...

    - Allah bağışlasın. Kaç yaşında?

    - Dört. Seneye yuvaya gidecek inşallah. O zaman, ben de onun başını
    beklemekten kurtulup, kaçacağım bu şehirden...

    - Nedir sizi bu kadar rahatsız eden? Neden kaçıyorsunuz? Burada her şey var!

    - Tam da bu yüzden kaçmak istiyorum ya! Şu kuşlara bir bak hele. Ekmek
    kırıntılarıyla karınlarını doyururlar. Onlara şekerli bisküvi verirsen, daha
    da severek yerler. Ne var ki, bisküvinin tadını alan kuşlar kuru ekmeğe
    bakmamaya başlar. Sonra da aç kalırlar. Dahası, şekerli bisküvi iştahlarını
    açar. Doysalar bile, yemeğe devam ederler. Çatlayıncaya kadar yerler. İşte o
    yüzden engel oldum onlara bisküvi vermene...

    - Ben tam olarak anlayamadım sizi!

    - İnsanlar da böyle. Şehirde her şeyden bol bol var. Şehre ve modern hayata
    alışan bu kuşlar gibi oluyor. Ne yese doymuyor! Şehir bozuyor insanları. Ben
    de bu şehir insanları gibi olmadan bir önce köye dönmek istiyorum...

    Hiç sesimi çıkarmadım.

    - Bilir misin, diye sürdürdü konuşmasını. Çiçeğe ihtiyacından fazla su
    verirsen, boğulduğunu anlamadan yaşar ama yavaş yavaş kökleri çürür, şehir
    insanları da böyle...

    Derin bir iç çekti.

    Cebinde kalan son ekmek kırıntılarını da serptikten sonra ayağa kalktı,
    kaygılı gözlere salıncakta sallanan torununa baktı ve...

    - Şehirliye anlatması zor! dedi.

    Sonra da yürüdü gitti...


    alıntı....
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
Hazırlanıyor...