"Söz"ler (Kelimat)
O’nu anlatmak maharet ister. Bediüzzaman barlaya geldiği günler 1926’nın baharıdır. Yanında okur yazar olmayan Abbas Mehmet Amca vardır. Namaz vakti girmek üzeredir. Hatta girmiştir.
Bediüzzaman: “Kardeşim, namaz vakti girdi, ezan oku”
Abbas Mehmet :” Ben bişey bilmeyerum gayri”
Bediüzzaman :”Bildiklerini söyle kardeşim.”
Abbas Mehmet :” İnna ateyna, gul huvallah, elham”
Bediüzzaman :”Maşallah kardeşim sen benim kadar biliyorsun, oku”
Ezan okunur, namaz kılınır, aradan günler geçer. Bediüzzaman bu insanlara nasıl anlatılacağını bilmektedir. Çünkü o kur’an vasıtasıyla kainat kitabını okumaktadır. Ve ilk önce besmeleye başlamıştır. Kainatta her şeyin besmeleyi söylediğini birinci sözde ifade eder.
Günlerden bir gün Bediüzzaman Abbas Mehmet Amca’ya anlatmaya başlar;
“Derenin kenarında oturuyordum, bir kuş geldi ağaca kondu,ötmeye başladı. O öttü ben yazdım, o öttü ben yazdım, o öttü ben yazdım. Bunu bir risale yaptım sana okuyacağım” der.
Abbas Mehmet Amca merak eder. Acaba kuş hoca efendiye ne dedi? Bu anlatılanlar bir vakıadır.
Risalelerin her yerinde geçer; hatta Bediüzzaman hazretleri her konuyu anlatırken ve sorulan sorulara cevap verirken “Biismihi Subhanehu ve in’min şey’in yüsebbihu bihamdihi” ile başlar. (Allah’ın (cc) adıyla başlarız. Kainatta her şey Allah’ı (cc) tesbih eder)
Bediüzzaman Hazretleri hem kainat kitabını hem de insanı okur. Okurken elinde olan rehber Kur’an dır. o*nunla bütün feylesoflara meydan okur, ve şöyle der:”Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i Baki varken başka bürhan aramak aklıma zaid görünür. Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”
Abbas Mehmet Amca’nın merakına dönüyoruz.
Hoca efendi’nin yazdıklarını bu merakla ömrünün sonuna kadar okuyup öğrenecektir. Evet o merak o*na okumayı yazmayı dahi öğretecektir. Böyle ümmilerin ve çocukların yazılarına Bediüzzaman ayrıca ehemmiyet vermektedir. Evet Bediüzzaman hazretleri “Merak ilmin hocasıdır” buyurarak herkesin merakını kendine hoca yaptı. Bu meraklar Barla’dan Isparta yöresine yayıldı. Isparta bir ders kürsüsü oldu. Bütün Anadolu ve Alem-i İslam bu nurdan feyz aldı.
Bugün bütün dünya bunu merak ediyor. Kaynağı Kur’an olan bu hakikatlar her sınıf insana nasıl anlatıldı? Çünkü Kur’an’ın üslubu da böyle. “Tenezzülat-ı ilahiyeti ile ukul-ül beşer” hadisinin sırrıyla Allah(cc) kur’an’da avamın fehimlerini nazara almıştır. Kur’an daki bu hususiyetler Risalelerde de kendini gösterir. Biz de Risaleleri okurken muhatabımızı iyice tanımalıyız, mümkünse o*nun iç dünyasına girmeliyiz. Bediüzzaman hazretleri bunu belagatın tanımını anlatırken; “belagat, mutabık-ı mukteza-i hale göre mutabakat etmektir. Yani insanın gözüne bakıp kalbine konuşmaktır.” Buyurmuştur.
Bediüzzaman hazretleri hem insanı hem de kainatı okuyor. Münacaat adlı eserinde: “Resul-ü Ekrem aleyisselam ‘ın talimiyle Kur’an-ı Hakim’in dersiyle anladım ve bildim ki diyor ve bunun kaynağını da Peygamber efendimiz’in (S.A.V) daimi virdi olan; ve Cebrail aleyisselam’ın getirdiği, zırhını çıkar bunu oku dediği Cevşen-i Kebir’den ilham alarak yazdığını söyler.
Evet geçtiğimiz asırda herkesi boğan madde Bediüzzaman’ın ayağını dahi ıslatamamıştır.
Kainatı okuyan o bedi insanı da okudu. Kainat’ın misal-ı müsağğarı olan insanın da kendisini okuyup anlamasına vesile ve vasıta oldu. Biz dahi faydalanabildiğimiz kadarıyla hem kendimizi hem de insanı tanımaya çalıştık. Bütün eğitimciler şu gerçeği bilmeliler ki: İnsanları tanımadan insanlara hiçbir şey öğretemezler. “kelliminnas ala kaderi ukulihim” (insanlara anlayabildikleri kadar konuşun) hadisinin sırrıyla sizin bütün anlatabileceğiniz, insanların sizden anlayabildiği kadardır.
Mehmet SOSLU
alıntı....
O’nu anlatmak maharet ister. Bediüzzaman barlaya geldiği günler 1926’nın baharıdır. Yanında okur yazar olmayan Abbas Mehmet Amca vardır. Namaz vakti girmek üzeredir. Hatta girmiştir.
Bediüzzaman: “Kardeşim, namaz vakti girdi, ezan oku”
Abbas Mehmet :” Ben bişey bilmeyerum gayri”
Bediüzzaman :”Bildiklerini söyle kardeşim.”
Abbas Mehmet :” İnna ateyna, gul huvallah, elham”
Bediüzzaman :”Maşallah kardeşim sen benim kadar biliyorsun, oku”
Ezan okunur, namaz kılınır, aradan günler geçer. Bediüzzaman bu insanlara nasıl anlatılacağını bilmektedir. Çünkü o kur’an vasıtasıyla kainat kitabını okumaktadır. Ve ilk önce besmeleye başlamıştır. Kainatta her şeyin besmeleyi söylediğini birinci sözde ifade eder.
Günlerden bir gün Bediüzzaman Abbas Mehmet Amca’ya anlatmaya başlar;
“Derenin kenarında oturuyordum, bir kuş geldi ağaca kondu,ötmeye başladı. O öttü ben yazdım, o öttü ben yazdım, o öttü ben yazdım. Bunu bir risale yaptım sana okuyacağım” der.
Abbas Mehmet Amca merak eder. Acaba kuş hoca efendiye ne dedi? Bu anlatılanlar bir vakıadır.
Risalelerin her yerinde geçer; hatta Bediüzzaman hazretleri her konuyu anlatırken ve sorulan sorulara cevap verirken “Biismihi Subhanehu ve in’min şey’in yüsebbihu bihamdihi” ile başlar. (Allah’ın (cc) adıyla başlarız. Kainatta her şey Allah’ı (cc) tesbih eder)
Bediüzzaman Hazretleri hem kainat kitabını hem de insanı okur. Okurken elinde olan rehber Kur’an dır. o*nunla bütün feylesoflara meydan okur, ve şöyle der:”Elde Kur’an gibi bir mu’cize-i Baki varken başka bürhan aramak aklıma zaid görünür. Elde Kur’an gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”
Abbas Mehmet Amca’nın merakına dönüyoruz.
Hoca efendi’nin yazdıklarını bu merakla ömrünün sonuna kadar okuyup öğrenecektir. Evet o merak o*na okumayı yazmayı dahi öğretecektir. Böyle ümmilerin ve çocukların yazılarına Bediüzzaman ayrıca ehemmiyet vermektedir. Evet Bediüzzaman hazretleri “Merak ilmin hocasıdır” buyurarak herkesin merakını kendine hoca yaptı. Bu meraklar Barla’dan Isparta yöresine yayıldı. Isparta bir ders kürsüsü oldu. Bütün Anadolu ve Alem-i İslam bu nurdan feyz aldı.
Bugün bütün dünya bunu merak ediyor. Kaynağı Kur’an olan bu hakikatlar her sınıf insana nasıl anlatıldı? Çünkü Kur’an’ın üslubu da böyle. “Tenezzülat-ı ilahiyeti ile ukul-ül beşer” hadisinin sırrıyla Allah(cc) kur’an’da avamın fehimlerini nazara almıştır. Kur’an daki bu hususiyetler Risalelerde de kendini gösterir. Biz de Risaleleri okurken muhatabımızı iyice tanımalıyız, mümkünse o*nun iç dünyasına girmeliyiz. Bediüzzaman hazretleri bunu belagatın tanımını anlatırken; “belagat, mutabık-ı mukteza-i hale göre mutabakat etmektir. Yani insanın gözüne bakıp kalbine konuşmaktır.” Buyurmuştur.
Bediüzzaman hazretleri hem insanı hem de kainatı okuyor. Münacaat adlı eserinde: “Resul-ü Ekrem aleyisselam ‘ın talimiyle Kur’an-ı Hakim’in dersiyle anladım ve bildim ki diyor ve bunun kaynağını da Peygamber efendimiz’in (S.A.V) daimi virdi olan; ve Cebrail aleyisselam’ın getirdiği, zırhını çıkar bunu oku dediği Cevşen-i Kebir’den ilham alarak yazdığını söyler.
Evet geçtiğimiz asırda herkesi boğan madde Bediüzzaman’ın ayağını dahi ıslatamamıştır.
Kainatı okuyan o bedi insanı da okudu. Kainat’ın misal-ı müsağğarı olan insanın da kendisini okuyup anlamasına vesile ve vasıta oldu. Biz dahi faydalanabildiğimiz kadarıyla hem kendimizi hem de insanı tanımaya çalıştık. Bütün eğitimciler şu gerçeği bilmeliler ki: İnsanları tanımadan insanlara hiçbir şey öğretemezler. “kelliminnas ala kaderi ukulihim” (insanlara anlayabildikleri kadar konuşun) hadisinin sırrıyla sizin bütün anlatabileceğiniz, insanların sizden anlayabildiği kadardır.
Mehmet SOSLU
alıntı....