Gözümün bebeði

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #1

    Gözümün bebeği

    Gözümün Bebeği
    Es-Selâmü Aleyke yâ Nebî!
    Mevsim yine fasl-ı bahar efendim! Bulutlar usul usul emânet ediyor gözyaşlarını yeryüzüne... Ilık bir rüzgâr buram buram kokunu getiriyor Mescid-i Nebevî’den…
    Gece yine siyah örtüsüyle bürüdü her yanı; sonra ışıkları yandı göğün bir bir... İlticâ ettim gecenin sımsıcak göğsüne bîtap kalbimle:
    “– Al...” dedim “...Beni de bu kalbi de sevgilinin şehrini ne zaman kaplayacaksan kalbimi de beni de sürükle gülümün eşiğine...”
    On dört asır öncelere sürüklenmek istedim Efendim; yanında yanı başında olmaktı tek niyetim.
    Bedenimde bir hafiflik hissettim ansızın! Anladım anladım ki Cânânım gece Sen’in şehrindeydi yıldızlar yeşil kubbenin üzerinde bedenim aynı yerde ruhum ise eşiğindeydi.
    Sana âşık ensar bir kardeşim karşıladı muhacir kardeşini:
    “– Acıkmışsındır...” dedi ve bir kâse muhabbet sundu asırlar öncesinden tertemiz yüreğiyle...
    Bir yudum bile yetti Sultanım on dört asırlık açlığıma…
    “– Gezdir…” diyordum “Gezdir Sevgili’nin ayak bastığı her kareyi...”
    Gözlerim yeşil kubbende yüreğim Sen’de kalıyordu.
    Harem-i Rasûl’de şimdi ruhum bedenimse hâlâ yağmur altında efendim. Sen’in buyurduğun gibi Gül yüzlüm:
    “Ruhum her yerden daha ziyâde seviyor Medine’yi…”
    Ruhumu rahmete boğan Kur’ân sesleri geliyor Ashâb-ı Suffa’dan… Ruhum dizleri üzerine çöküyor Bilâl’in okuduğu ezân-ı Muhammedî’yi işitince.
    Mûsâ olup geziyorum sahranın her karesini temâşâ ediyorum tüm âcizliğimle her zerresini... Mekke’ye yaklaşırken Hubeyb’in şehadeti yankılanıyor gök kubbede… Nasıl da coşkulu:
    “– Îmân ediyorum yâ Rasûl!..” deyip gülümsetiyor o gül cemâlini…
    Gül kokusu ile şereflenen Bedir şimdi müşrik kokuyor kibir kokuyor; gurur başı çekiyor Sen’inse için acıyor... Sonra semaya açılan bir çift el... Efendim duânızdı Bedir’in kaderini değiştiren gül kokan avuçlarınız ve fem-i saadetlerinizden dökülen sözleriniz... Ashabını istiyordun Yâr’inden…
    Dolaştım Sultanım uzayıp giden sahrayı... “Talea’l-Bedru”lar okudum dilimin döndüğünce... Belki hani belki olur da hicret edersin on dört asır öncesinden bugünlere...
    Uhud’dayım şimdi. Hüzün kapladı derûnumu. Utbe’nin yerden taşı aldıktan sonra câna can katan o mübarek yüzüne atması içimi yaktı. Buyurduğun gibi efendim:
    “– Câhil... Bilse atar mıydı?”
    Esen ılık bir rüzgâr yine getirdi ruhumu kapının eşiğine…
    “– Geldim işte…” dedim “Geldim eşiğine… Artık ben de bir mültecînim!..”
    Buralardan dizinin dibinden hiç ayrılmamak için açtım titreyen âciz ellerimi semaya:
    “– Ne olur yâ Rabbi! Sevgilinin eşiğinden bir ân ayırma beni. Sevgisi merhameti sarsın her an ruhumu...”
    Ansızın bir el hissettim ürkek başımda irkildim. Uyandım Efendim yandım... Başımı okşayan annemdi. Rûhum bilmiyorum bende miydi yoksa hâlâ Sen’de mi? Ben ağlıyordum annem ise şaşkın şaşkın bakıyordu biçâre gözlerime:
    “– Ne oldu evlâdım niye ağlıyorsun?”
    “– Geldim annem...” dedim “Geldim ayrıldım oralardan.”
    Gurbet ateşi parladı sînemde… Avuçlarım hâlâ açıktı semaya doğru...
    Ey gözümün bebeği! Ey cânıma can katan tek Sevgili! Bu yıl da gelip görmek gül kokunu duyarım ümidiyle oraların havasını derûnuma çekmek Uhud’u Bedir’i görmek nasip olmadı. Annemle uğurladık misafirlerini sana gözlerimiz yaşlı…
    “– Duâ edin bize de oralarda...” dedik. Yeşil kubbenle belki gün olur bizim de gözlerimiz kamaşır diye.
    Biliyorum Cânımın tek sebebi “Cânân”ım! Zamanı gelince bizi de uğurlayacak dostlarımız sana… Biz de bir gün düşeceğiz âciz bedenimizle sahralara... Yoluna düşüp varmak isterken sana belki vuslat belki... Hani o küçük âciz karınca misali;
    “Varamasak da sultanım göremesek de yeşil kubbeni yolunda ölürüz değmez mi?”

    alıntı...
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
Hazırlanıyor...