Zulme karşı çıkmak, zâlimi sevmemek Müslümanın şiârıdır. Rabbimiz (cc) zulme zerre miktar meyletmeyi dahi yasaklamaktadır. Hûd Sûresi'nin 113. Âyet-i kerimesine meâlen bakalım:
"Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur. Allah'tan başka hiçbir dostunuz yok iken sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.
Dikkat buyrun! Zulmedenlere yardım etmek şöyle dursun, onlara en ufak meyil göstermek dahi yasaklanmakta ve zalimlere meyledenler, Cehenneme girmekle tehdit edilmektedir.
Zulmün en büyüğü şirktir, İslâm'ın ve Kur'an'ın hakikatlerine set çekmektir. Ne hazindir ki nice zamandır İslam beldelerinde zâlimlere methiyeler düzülmekte, zâlimlerin peşi sıra gidilmekte, zâlimler alkışlanmaktadır. Bu küre-i arzı titretecek, hamiyet sahiplerini ağlatacak bir durumdur.
Geçmişte de bunun örneği görülmüştü. Meselâ Cengiz, İslam beldelerini işgal ettiğinde, "hoca" sıfatlı nice kimseler onun yanında yer almış, ona methiyeler düzmüşlerdi. Bunların bir kısmı sözde saf niyetle böyle yapmaktaydı: "Ben bu zâlimi alkışlarsam, yakınında yer alırsam, Müslümanlara zulmetmesini önlerim!" diye düşünmekteydi. Ama o meşhur zâlim ilk önce bu safderûnları çuvala koydurarak surlardan aşağı attırdı. Zâlimin yüzüne onun zâlim olduğunu haykıran mert ve yiğit insanlar da şehit olmuştu ama onların ruhları ayaklar altında ezilmemişti. Öteki safderûnların ise ruhları cesetlerinden evvel ölmüş, zillet içerisinde yerlerde sürüklendikleri de yanlarına kâr kalmıştı.
İslâm ülkelerine şöyle bir göz gezdirin. Tarih boyunca, sözde Müslüman birçok ismin zâlimlere, kâfirlere dalkavukluk, meddahlık, uşaklık ve hatta ajanlık ettiğini görürsünüz. Onlardan bazıları, ya servet, ya makam karşılığında ülkesini ve o ülkenin servetini ve halkını o zâlimlere peşkeş çekmekten çekinmemiştir. Sonunda menhus serveti ve uğursuz makamı elde etmiştir. Bu gibilerin en azından yüzlerine tükürüleceğine tutulup alkışlanması, el ve baş üstünde gezdirilmesi hamakat değil midir? Korkudan böyle davrananların yanı sıra, cehaletten ve Cengiz Han'ın hocaları gibi ahmakça düşüncelerden dolayı böyle davrananlar da olmuştur.
Müslümana yakışan, mertçe, yiğitçe bir tavır takınmak olmalıdır. Müslüman zulmü aslâ tasvip etmez, zâlimi sevmez. Hele hele zâlimi aslâ alkışlamaz, onu methetmez, ona sempati kazandıracak tavır sergilemez. O kurnaz zâlimlerin bir zamanlar Müslümanları kandırmak için sarfettikleri sözlere ve takındıkları tavırlara itibar etmez. Onların bütün sözleri ve numaraları başlarında paralansın.
Zalimlerin ajanlığını yapan, onların sunduğu makama oturunca devamlı kendi halkına zulmeden, aldığı kirli paralarla saraylar yaptırıp da ülkenin bütün servetini kâfirlere peşkeş çeken zâlimleri aslâ sevmemek, onlara meyletmemek, onlara sempati uyandıracak davranışlardan sakınmak lazımdır. Yoksa ateş, o zâlimlere meyledenlere de dokunur.
alıntı...
"Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur. Allah'tan başka hiçbir dostunuz yok iken sonra O'ndan da yardım görmezsiniz.
Dikkat buyrun! Zulmedenlere yardım etmek şöyle dursun, onlara en ufak meyil göstermek dahi yasaklanmakta ve zalimlere meyledenler, Cehenneme girmekle tehdit edilmektedir.
Zulmün en büyüğü şirktir, İslâm'ın ve Kur'an'ın hakikatlerine set çekmektir. Ne hazindir ki nice zamandır İslam beldelerinde zâlimlere methiyeler düzülmekte, zâlimlerin peşi sıra gidilmekte, zâlimler alkışlanmaktadır. Bu küre-i arzı titretecek, hamiyet sahiplerini ağlatacak bir durumdur.
Geçmişte de bunun örneği görülmüştü. Meselâ Cengiz, İslam beldelerini işgal ettiğinde, "hoca" sıfatlı nice kimseler onun yanında yer almış, ona methiyeler düzmüşlerdi. Bunların bir kısmı sözde saf niyetle böyle yapmaktaydı: "Ben bu zâlimi alkışlarsam, yakınında yer alırsam, Müslümanlara zulmetmesini önlerim!" diye düşünmekteydi. Ama o meşhur zâlim ilk önce bu safderûnları çuvala koydurarak surlardan aşağı attırdı. Zâlimin yüzüne onun zâlim olduğunu haykıran mert ve yiğit insanlar da şehit olmuştu ama onların ruhları ayaklar altında ezilmemişti. Öteki safderûnların ise ruhları cesetlerinden evvel ölmüş, zillet içerisinde yerlerde sürüklendikleri de yanlarına kâr kalmıştı.
İslâm ülkelerine şöyle bir göz gezdirin. Tarih boyunca, sözde Müslüman birçok ismin zâlimlere, kâfirlere dalkavukluk, meddahlık, uşaklık ve hatta ajanlık ettiğini görürsünüz. Onlardan bazıları, ya servet, ya makam karşılığında ülkesini ve o ülkenin servetini ve halkını o zâlimlere peşkeş çekmekten çekinmemiştir. Sonunda menhus serveti ve uğursuz makamı elde etmiştir. Bu gibilerin en azından yüzlerine tükürüleceğine tutulup alkışlanması, el ve baş üstünde gezdirilmesi hamakat değil midir? Korkudan böyle davrananların yanı sıra, cehaletten ve Cengiz Han'ın hocaları gibi ahmakça düşüncelerden dolayı böyle davrananlar da olmuştur.
Müslümana yakışan, mertçe, yiğitçe bir tavır takınmak olmalıdır. Müslüman zulmü aslâ tasvip etmez, zâlimi sevmez. Hele hele zâlimi aslâ alkışlamaz, onu methetmez, ona sempati kazandıracak tavır sergilemez. O kurnaz zâlimlerin bir zamanlar Müslümanları kandırmak için sarfettikleri sözlere ve takındıkları tavırlara itibar etmez. Onların bütün sözleri ve numaraları başlarında paralansın.
Zalimlerin ajanlığını yapan, onların sunduğu makama oturunca devamlı kendi halkına zulmeden, aldığı kirli paralarla saraylar yaptırıp da ülkenin bütün servetini kâfirlere peşkeş çeken zâlimleri aslâ sevmemek, onlara meyletmemek, onlara sempati uyandıracak davranışlardan sakınmak lazımdır. Yoksa ateş, o zâlimlere meyledenlere de dokunur.
alıntı...