Fasl-ý Zor...

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • Yağmur
    • Sep 2026

    #1

    Fasl-ı Zor...

    Ya Rabbi!Ben içtiği suya, yediği lokmaya, giydiği hırkaya şükreden biriyim.Bilirsin, öyle, Senin adını unutmuşlardan değilim.

    Dilimden taşanda kusur varsa affet ism-i Rahmanınla, esirge ve bağışla; bu dünya bana zor geldi.

    Suyun boğması, taşın sertliği vardı amenna. Büyük balığın küçük balığı yutması Senin kuralın. Denizin dalgasından, tufanın yazgısından da değildi şikâyetim.

    Ama insan zalimdi.

    Bilerek isteyerek etti edip eylediğini.

    Bu pusu kuran zekâ bu cingözlük, bu kurnazlık en çok ürküttü beni.

    Ne zaman bu zalim pusuyu, kurnaz kurguyu ve onu izleyen cingöz sevinci görsem bir tiksinti kapladı içimi.

    Gülün rengiyle, meyvenin türüyle oynadı. Doldurdu denizleri, deldi dağları; bir türlü gözü doymadı.

    “Akması gereken suyun önünü kesti. Yanması gereken ateşi söndürdü.” Ne garip! En eski şairler de aynı şeyden şikâyetçi.

    Oysa hepsi gül olacak kıvamda halk edilmişti.

    Vardı elbet ateşi yakanı, yaralı ceylânı zalim avcıdan kurtaranı.

    Önü kesilmiş suyu akıtanı. Bir ömrü Senin uğrunda harcayanı.

    Seni bileni. Kendini bileni. İnsaniyeti bileni.

    Kendi acısında bütün evrenin acısını deneyeni. Kurtla kuşla bir olup dünyayı güle döndürmek isteyeni.

    Lâkin ne yalan söyleyim, böylesi bana az denk geldi.

    Onlar da zaten bu dünyadan değil, cennetliydi.

    Elbette Rabbim,

    İnsanın sınav üzere yaratıldığını senin Kelâm-ı Kadim’inden öğrendim.

    Gerçeğin yolu bir, aklın yolu aynı taşlarla döşeli.
    ...
    Hattâ pek parlak sözler de döküldü ağzımdan yeri gelince.

    İnsanın kötülüğü seçmeye gücü olduğu halde iyiyi seçmekle insan olduğunu cümleye çevirebildim meselâ.

    Onun neden eşrefü’l-mahlûkat olduğunu anlamaya da erdi şu aklım.

    “Öyleyse neden?” Bu soru bırakmasa da peşimi, bir neden’i anlamak için koskoca kitaplar yazdım. Çürüttüm dirseklerimi.

    Bildim yani bilinmesi gerekeni.

    Ama yaşamaya sıra gelince adamakıllı tökezledim.

    Hiçbir şeyi görmezden gelemedim. Niyet etsem bile hiçbir şeyin üstünden geçip gidemedim. Neye dokunduysam bir parçam kaldı onda.

    Tamamını hatmettim, ne dokunduysa bana..Didik didik etmek benim âdetimdi.

    “Yanmakta derman” filân da bulmadı benim gönlüm. Çünkü benim yanmam o yanmalardan değildi. Ne kaçtığımdan kurtuldum ne koştuğum buldu beni.

    Ne zaman belimi doğrultsam “Bir muhalif rüzgâr esti”. Ne zaman bir cennet resmi görsem kanın gölgesi ona eşlik etti.

    İlk cinayet daha ilk kuşakta işlenmişti.

    O büyük ahidden nasıl döner insan? Buna şaşmakla uğraşırken, hayret! Bir de baktım ki ben de ahdinden dönenlerdenmişim.

    Bende, hem Habil’in hem Kabil’in gözleri.

    Ne zamandır düz cümlelere heves etsem de bir çetrefil gelip dilimde yuvalanıyor.

    Rabbim, yalınlık sevince mahsus, bu zor başka türlü anlatılmıyor.

    Nazan Bekiroğlu
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #2
    valla çok çok güzel bir alıntı emeğine yüreğine sağlık kardeşim .selamün aleyküm
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    • Yağmur

      #3
      Ve aleyküm Selam Cumhur abi..Allah razı olsun,teşekkürler

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...