Ýsmet Özel'in Yozgat ve Tokat konferansýndan bölümler

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • Yağmur
    • Sep 2026

    #1

    İsmet Özel'in Yozgat ve Tokat konferansından bölümler

    - Millet fayda ummak kastıyla yüzünü Batı’ya çevirdi ve bir daha güneşin doğuşunu göremedi. Çünkü o taraftan doğmuyor güneş. Bu o kadar korkunç tahribat yaptı ki biz önemli olmanın ne olduğunu bile fark etmiyoruz. Bunu da dünyamızdan çıkardık. İstiklâl Marşı 12 Mart 1921’de TBMM’de millî marş olarak kabul edildiğinde Türk Milleti’nin mevcudiyeti en büyük riski taşıyordu. Henüz Sakarya Meydan Muharebesi cereyan etmemişti ve Ankara’da kurulan meclisi Yunanlıların dağıtma ihtimali çok yüksekti. İstiklâl Marşı eğer vatan toprakları yok olmaktan çıkacak olursa daha sonra yürürlüğe girecek olan gelişmeler hakkında da bize ikazda bulunuyordu. ‘Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’ Ama 1932 yılında ezanın aslına uygun olarak okunması yasaklandı. Benim görüşüme göre 18 sene bu memlekette ezan okunmadı. Türkiye’de yaşayan insanlar yeni bir hayatı başlatmak için hiçbir çaba göstermedikleri gibi bir şahsiyet sahibi düzeni devam ettirmek için de bir ısrar göstermediler. Elimizde bugün yeni bir başlangıç yapmak için ne var diye soracak olursanız ben bir şey zikredebilecek durumda değilim. Türkiye’de Türk Milleti’nin yeni bir başlangıç için hazır olduklarını söylemeye mütemayil değilim.

    - İslâm’ın bize kazandırdıklarını dünya hayatında istifadeye tahvil etme tavrıdır. İslâm bize neyi kazandırdı? Bütün seviyelerde, Allah hâkimiyetinden başka bir şeyi kabul etmek şirktir ve insanı Müslümanların karşısına, onların kötü saydıkları tarafa iter.

    - Türkler bu toprakları, bilhassa burayı vatan haline getirdikleri zaman Asr-ı Saadet’in umdelerine döndüler: ‘Müslümansan önemlisin, Müslüman değilsen ancak Müslüman’ın önem verdiği kadar önemlisin.’ Bunu biz Gaza Beylikleri döneminde bütün dünyaya kabul ettirdik.

    - 1914 yılında da Birinci Dünya Savaşı patlak verdi. Bu Osmanlı Devleti’ni haritadan silmek için kapitalizmin eline geçmiş çok önemli bir fırsattı. 1918 yılında bu yaşadığımız şehir de dâhil olmak üzere bütün Türk topraklarında en kötü yer, can ve mal emniyeti bakımından en tehlikeli yer Türk bayrağının altıydı. Savaşı çıkaranlar, savaşın galipleriydi. Bunlar Türklerin tarihten tard edilmeleri ve Türk bayrağının hiçbir yerde dalgalanmaması için bir uygulama başlattılar ve bu uygulamaya birinin cevap vermesi lazımdı. O da milletlerin genci Türk Milleti oldu. Bugün dünyada sınırları olan bir Türkiye varsa bunun sebebi Türklerin bir İstiklâl Harbi vermiş olmalarıdır.


    - İstiklâl Marşı verilen İstiklâl Harbi’nin bir safhasında yazılmıştır. O sırada Türkiye Cumhuriyeti yoktu. Türkiye Cumhuriyeti’ne İstiklâl Marşı’nın hiçbir borcu yoktur ama Türkiye Cumhuriyeti her şeyini İstiklâl Marşı’na borçludur. İstiklâl Marşı Türklerin bir kurtuluş mücadelesi vermelerinin yansıması değildir. Onun için İstiklâl Harbi’ne Kurtuluş Savaşı demek ahmakça bir şeydir. Biz hiçbir şeyden kurtulmadık. Gâvurlar padişahtan kurtulduklarını söyleyebilirler. İstiklâl bir şeyi yüklenip taşımak, götürmek demektir.

    - Biz bir İstiklâl Harbi verdik ve bunun sonucunda Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. İstiklâl Marşı’nın güç kazandırdığı İstiklâl Harbi, Türkiye diye bir toprak parçasının Türklerin vatanı olduğunu tasdik etti. Türkiye Cumhuriyeti var çünkü Büyük Ermenistan yok. Türkiye Cumhuriyeti var çünkü Büyük Yunanistan yok. Türkiye Cumhuriyeti var çünkü bu sınırlar içinde bir Gürcistan yok. Türkiye Cumhuriyeti var çünkü bir Kürdistan yok. İstiklâl Marşı’nın güç kazandırdığı İstiklâl Harbi birilerinin kayıpları üzerine bina edilmiştir.

    ...
    - Allah’tan istemesini bilenlerle ‘Ya Allah vermezse’ diye tedbir alanlar arasında bir düşmanlık var. Takdir, tedbiri bozar diye bir hüküm vardır. Allah neyi takdir ettiyse senin aldığın tedbirlerin hiçbir faydası yoktur. Biz Allah’ın bizim hayrımıza bir netice hâsıl etmesini dua ile istiyor olmalıyız. Bütün sıkıntılarımızın Allah’tan istemeyi bilmemekten olduğunu bilmemiz lazım.

    - Finansbank’ın Yunan Milli Bankası’nın malı oluşu 1919’da Yunanlıların İzmir’e asker çıkarmalarından çok daha ileri bir adımdır. Bugün insanlar milli bir hassasiyeti küçümser haldedirler. Hepsi paranın nereden geleceğine bakıyorlar. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin haritadan hemencecik silinmesine mani olan şey tapu kayıtlarının açıklığa kavuşmamış olması ve emekli maaşlarını kimin ödeyeceğinin daha tatminkâr oluşudur. Bunun dışında Türkiye’nin haritadan silinmesine engel olan hiçbir şey yoktur.


  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #2
    insan
    eşref-i mahlûkattır, derdi babam
    bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
    ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
    bu söz asıl anlamını kavradı
    geçti çıvgınların, çıbanların, reklâmların arasından
    geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
    kararmış rakamların yarıklarından sızarak
    bu söz yüreğime kadar alçaldı
    damar kesildi, kandır akacak
    ama kan kesilince damardan sıcak
    sımsıcak kelimeler boşandı
    aşk için karnıma ve göğsüme
    ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
    aşk ve ölüm bana yeniden
    su ve ateş ve toprak
    yeniden yorumlandı.

    dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak
    kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
    yanık yağda boğulan yapıların arasında
    delirmek hakkını elde bulundurmak
    rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
    bana deha değil
    belgeler gerekli
    kanıtlar, ifadeler, resmi mühür ve imza
    gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
    tokat
    aklıma niye gelmezdi
    babam onbeşli olmasa.

    meyan kökü kazarmış babam kırlarda
    ben o yaşta koltuğumda kitaplar
    işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
    cebimde kırlangıçlar çılgınlık sayfaları
    kafamda yasak düşünceler, gide meselâ.

    kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
    her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
    gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
    resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
    oysa her gün
    merkep kiralayıp da kazılan kökleri
    forbes firmasına satan
    babamdı.

    budur
    işte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
    işte şehirleri bayındır gösteren yalan
    işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
    kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
    güçbelâ kurduğum cümle işte bu;
    ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
    tenimin olanca ağırlığı yok oldu.

    solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
    bile bir bir çınlayan
    ihtilâl haberidir
    ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
    nisan ayları gelince vücudu hafifletir
    şahlanan grevler için kahkahalarım küstah
    bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
    marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
    gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
    biraz ağlayabilmek için
    fotoğraflar çektirir
    babam
    seferberlikte mekkâredir.

    insanın
    gölgesiyle tanımlandığı bir çağda
    marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
    belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çığırmak:

    ezan sesi duyulmuyor
    haç dikilmiş minbere
    kâfir yunan bayrak asmış
    camilere, her yere

    öyle ise gel kardeşim
    hep verelim elele
    patlatalım bombaları
    çanlar sussun her yerde

    çanlar sustu ve fakat
    binlerce yılın yabancısı bir ses
    değdi minarelere:
    tanrı uludur tanrı uludur
    polistir babam
    cumhuriyetin bir kuludur

    bense
    anlamış değilim böyle maceralardan
    ne godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
    yalnız
    coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
    nüfus cüzdanımda tuhaf
    ekmek damgası durur
    benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
    etin ıslak tadına doğru
    yavaş yavaş uyanmak
    çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
    hırsız cenazelerine bine bine
    temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
    korkak dualarından cibinlikler kurarak
    dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
    nakışsız yaşamakları
    silâhlanmak sayarak
    çıkardım
    boğaza tıkanan lokmanın hartasını
    çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
    halkı suvarmak için saçlarımda bin ırmak
    ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
    hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
    fly pan-am
    drink coca-cola.

    tutun ve yüzleştirin hayatları
    biri kör batakların çırpınışında kutsal
    biri serkeş ama oldukça da haklı.
    ölümler
    ölümlere ulanmakta ustadır
    hayatsa bir başka hayata karşı.
    orada
    aşk ve çocuk
    birbirine katışmaz
    nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
    kendi tehlikesi peşinden gider insan
    putların dahi damarından aktığı güne kadar
    sürdürür yorucu kovalamayı.

    hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
    nerde, hangi yöremizde zihnin
    tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
    ağzı bayat suyla çalkanmış çocuğa rahîm olan
    parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
    hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
    takvim yapraklarının arasını dolduran
    nedir o katı şey
    ki gücü
    gönlün dağdağasını durultacak?

    hayat
    dört şeyle kaimdir, derdi babam
    su ve ateş ve toprak.
    ve rüzgâr.
    ona kendimi sonradan ben ekledim
    pişirilmiş çamurun zifirî korkusunu
    ham yüreğin pütürlerini geçtim
    gövdemi âlemlere zerkederek
    varoldum kayrasıyla varedenin
    eşref-i mahlûkat
    nedir bildim.

    selamün aleyküm
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    • Yağmur

      #3
      Ve aleyküm Selam abi..

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...