Ömür dediðimiz þey küsecek kadar çok mu?

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #1

    Ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu?

    ÖMÜR DEDİĞİMİZ ŞEY KÜSECEK KADAR ÇOK MU?

    Rümeysa DURAK kaleme aldı, EVLİLİK-İLETİŞİM bölümünde yayınlandı.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Sabah uyandığımızda başlıyoruz konuşmaya. Yolda karşılaştığımız bir komşuyla hasbihal ediyor, iş yerinde arkadaşımızla dünün kritiğini yapıyoruz. Evdeysek eğer gün içinde, bu sefer de bir yakınımızı arıyor, halini hatırını soruyoruz. Velhasıl çok da olsa az da olsa birkaç kelam ediyor, iki lafın belini kırıyoruz muhakkak.
    Bize anlatılan ile kendimizi değerli hissediyor, paylaşılanın aradaki muhabbete bir köprü niteliği taşıdığını idrak ediyoruz. Bu sebeple belki de en çok eşimizin bizimle konuşmasını istiyoruz. Çünkü evlilikte aynı evden çok daha öte oluyor paylaşılanlar. Allah rızasını gözeterek bu yola çıkanlar çoğu zaman dünya hayatını bir vesile bilip ahiret yurduna hazırlık için bir yastığa baş koyuyorlar. Evlilikte “esas” olan bilinci idrak ederek iki cihanı da kendilerine “cennet” etme kaygısı ile iyi günde kötü günde birbirlerine yaren oluyorlar. Ama bazen öyle zamanlar geliyor ki eşlerin arasındaki ipler de geriliyor. Kimi zaman sesler yükselirken bazen de yuvada derin bir sessizlik hüküm sürüyor. Evet, maalesef eşler de birbirine küsebiliyor! Aradaki muhabbet yerini huzursuz edici bir sükunete terk ediyor…

    SANA BİR MESAJ VERİYORUM: KÜSÜYORUM!

    Hallac-ı Mansur’un dediği gibi “Bizi düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar.” Evet, bir başkasının, belki en yakın arkadaşın, kardeşin, dostun küslüğü çekilebilir olurken eşimizin bize küsmesi tahammül edilemez oluyor. Aklımızda onlarca soru, kimi zaman bir an önce küslüğü ortadan kaldırma telaşına kapılırken bazen de kendi kabuğumuza çekilip küslüğe küslük ile cevap verebiliyoruz. Sonucu her ne olursa olsun aklımıza gelen ilk şey ise eşimizin bize küserek aramızdaki iletişimi kopardığı, tüm kapıları kapattığı oluyor. Halbuki biraz düşününce daha önemli bir gerçek çıkıyor karşımıza: Küsmek iletişimi koparmak gibi görünse de temelinde pek çok mesajı barındıran bir iletişim şeklidir esasında. “Şu an seninle konuşmak istemiyorum” diyen eşimiz, “Seninle muhatap olmak istemiyorum” mesajı veriyor olabilir bize mesela. Ya da “Çok kırıldım, gönlümü almalısın, beni anlamalı, yaptığın hatanın farkına varmalısın” demek istiyordur belki de.

    “Küsme” davranışını yaşanan duyguları ifade etme şekillerinden biri olarak tanımlayan Uzman Psikolog Zehra Erol’a göre “Eşinin hoşa gitmeyen tutumu ve davranışı nedeniyle incinmek, ilgiyi kesmek sıkça görülen davranışlardan biridir. Kişi küstüğünde duygularını pasif yolla ifade eder. Küsme öfke ile birlikte bazı durumlarda, çaresizlik, hayal kırıklığı, üzüntü vb. karmaşık duyguları da barındırır. Reddedildiğini hissetme ve yalnızlık da küsme şeklinde gösterilebilir. Bazı eşlerin ilişkilerinde deneyimledikleri durumlara cevap verme şekli ‘küsme’dir.” Yani incinen taraf sessizliği ile karşısındakini de incitmeyi seçiyor. Konuşarak veremediği mesajları susarak vermek istiyor.

    SESSİZLİĞİMİZ İLE SINIYORUZ SEVDİĞİMİZİ

    Fakat içeriğinde ne kadar çok mesaj barındırsa da küsmek çözümlerin en sonu olmalı. İlişkilerde ideal olan her şeye rağmen konuşabilmek, iletişimi devam ettirmektir. Eşler hiç konuşmamaktansa az konuşmayı tercih etmelidir birbirleriyle. Düşünelim bir kere, çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz eşimiz bizimle konuşmuyor… Sabah işe giderken hayır duamıza karşılık vermiyor yahut o bize “hoşça kal” diyor da biz yalnızca asık bir surat ile kapıyı kapayıveriyoruz ardından. Akşam sofralarımızda yalnızca kaşıkların tabağa değmesiyle çıkan ses var. Halbuki ne çok da anlatacak şey birikmiş gün içerisinde. Belki onun işlerinde çok önemli bir gelişme olmuş, belki o gün evladımız ilk adımını atmış, ilk defa “baba” demiş… Ama küslük yüreğimizi öylesine sarıp sarmalıyor ki bir an için unutuveriyoruz konuşmanın muhabbetimizi perçinlediğini.

    Sanıyoruz ki çok şey anlatıyor küslüğümüz. Oysa küsmek, selamsız yaşamak, birbirimizi yok saymak ilişkimizi düzeltmek yerine çok daha kötüye götürebilir. Hele de küsen taraf naz yapıyorsa, eşinin barışma ısrarları karşısında inatla susuyorsa, bir süre sonra bu nazlar aşık usandırabilir. Bir de bakarız ki bu sefer de barışmaya çabalayan taraf biz olmuşuz; küsen küsülen olmuş. Çünkü yorulmuş, eşinin kendisiyle konuşmamasına kırılmış, canı sıkılmış… Belki eşine hak vermiş, küsmesini anlamış da küslüğü bu denli uzatmasını anlayamamış. Belki ısrar etmiş, özür dilemiş de eşi oralı olmamış…

    İşte böyle bir durumda çoğu zaman uğruna küsülen kavgalar bile unutulup gidiyor da küslüklerimiz kalıyor akılda. Bazen öyle zamanlar oluyor ki barışmak için çabalarken niye küstüğümüzü bile hatırlamıyoruz. Çünkü küsen taraf olayda haklı bile olsa küserek tıkamış oluyor tüm çözüm yollarını. Sıkıntımızın ne olduğu, nedeni, nasıl başa çıkacağımız gibi sorulara birlikte çözüm üretemediğimiz için de sadece barışmaya odaklanıyoruz. Nihayetinde barışınca da çoğu zaman eşimizin bizimle konuşmasının mutluluğu unutturuyor problemimizi. Ve çözemediğimiz o sorun, bir yerlerde yeniden gündeme gelmeyi, huzurumuzu baltalamayı bekliyor…

    Sonuç olarak küsmek belki sorunla ilk karşılaştığımız an için ideal görünebilir. Ancak bu “küsmek” değil “konuşmamak” olmalıdır. Sorunların alevlendiği o ilk anda taraflardan birinin konuşmaması, sessiz kalması; olayın büyümesini, seslerin yükselmesini, kalplerin kırılmasını engelleyebilir. Fakat küslüğü uzatmak helal değildir. Efendimiz (s.a.v) bu konuda “Ey Allah’ın kulları kardeş olun! Sizden birinin kardeşine üç günden fazla küsmesi helal olmaz” buyurmuştur. Uzatılan küslükler araya duvar örmekten, eşlerin arasına mesafe koymaktan başka bir işe yaramaz çoğu zaman. Biraz eşime küs kalayım, yaptığı hatanın farkına varsın diyerek onu cezalandırmaya çalışmak, birlikte geçirdiğimiz hayattan saatler, günler çalmaktır yalnızca. Bu zaman hırsızlığımızın en büyük cezası ise içimizde duyduğumuz derin üzüntü ve onunla konuşmadığımızın her anın pişmanlığı olacaktır sonuçta. Sahi; “Ömür dediğimiz şey küsecek kadar çok mu?”

    KÜSEN EŞE NE YAPMALI?

    Uzman Psikolog Zehra Erol eşlerin küslüğü durumunda, bu küslüğün araya duvar oluşturmaması için çok hassas davranılması gerektiğini söylüyor ve küsen insana karşı alacağımız tavrı şöyle özetliyor:

    “İlişkilerde karşı tarafın kendisini ifade etmesine yardımcı olmak önemlidir. Eşiniz sizle konuşmuyor, surat asıyorsa bir şey yokmuş gibi davranmak aslında size verdiği mesajı almamak demektir. Böyle bir durumda mümkün olduğunca sevgiyle yaklaşıp duygularını anlamaya çalışın ve konuşun. Sessizlik, konuşmamak bir insana verilen en ağır cezalardan biridir. Konuşmamak, içe kapanmak karşı tarafla aranıza engel koymaktır. Uzlaşmaya yönelik mesaj vermez. Bu durumda birliktelikte mesafeler oluşur, aynı evde yaşayan kişiler bir süre sonra konuşamaz olurlar. Taraflardan biri konuşmak için çabalasa da bu davranışın sık sık devam etmesi onu da bir süre sonra ilişkiden uzaklaştırır.”

    “EŞİM BENİ KÜSEREK CEZALANDIRIYORDU”

    Evlenmeden önce eşinin küsebileceği aklının ucundan bile geçmeyen Beyza Hanım evliliğinin ilk yıllarında yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Çevremde gördüğüm şuydu: evlilikte kadınlar küser erkekler barışmak için çabalar/veya çabalamaz. Her halükarda küsen taraf kadınlardı. İlk tartışmamızda eşim tepki vermeden köşesine çekilmiş ve sorduğum sorulara kısa cevaplar verip benimle konuşmayarak tartışmamızı sessiz bir şekilde devam ettirmişti. Yani küsmüştü! Evdeki soğuk ve gergin havaya katlanamadığım için tatlı sözle gönlünü alıp barışmak bana düşmüştü. Bir, iki derken her zaman küsenin o, barışmak için çabalayanın ben olması bir süre sonra kızgınlık hissetmeme sebep oldu. Küsmek aramızdaki anlaşmazlığı çözmediği gibi anlaşılan eşim beni küserek cezalandırıyordu. Bu yanlış tutumun ilişkimizi zedelememesi için bir gün eşimle bu konuda konuşmaya karar verdim. Ortada bir problem varsa bunun kabuğuna çekilip karşı tarafı yalnızlıkla cezalandırarak çözülemeyeceğini ona anlattım. Onun küsmesinin bende doğurduğu duygulardan bahsettim. Ve son olarak bence doğru olanın ne kadar zor olursa olsun kendini eşine açmak ve mutlaka sözlü iletişim kurmak olduğunu söylediğimde eşim bana hak verdi. O günden sonra birkaç defa daha küsmeye meyletse de ufak bir hatırlatma ile bundan vazgeçti. Artık bir problemimiz olduğunda aramızda soğuk sözsüz mesajların gerginliği hissedilmiyor. Kimi zaman yüksek sesle de olsa ‘konuşuyoruz...

    alıntı....
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #2
    edeple varan eli boş dönmez

    EDEPLE VARAN ELİ BOŞ DÖNMEZ

    Huriye KARNAP kaleme aldı, DEĞERLERİMİZ bölümünde yayınlandı.

    --------------------------------------------------------------------------------

    Ecdat yadigarıdır; medreselerimizin, camilerimizin kah kapı üzerlerinde kah duvarlarında gördüğümüz “Edep Ya Hu” yazılı levhalar “Burada ölçülü ol” dercesine kulağımıza fısıldar. Modern zamanların mimarisinde fazla gözükmeyen bu latif kelime yine de mana boyutunu kaybetmeden “Hayırla geldiniz, hayırla gidiniz” lafızlarıyla karşımıza çıkar. Zira edep, hayrın ta kendisidir; ibadetimiz, karakterimiz, hizmetimiz gibi “Allah için” ettiğimiz ziyaretlerimiz de onunla menziline ulaşır.

    ER KAPISINA VARDIM

    Allah Teala’nın “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler…” (Maide, 54) buyruğu doğrultusunda hayatın doğal akışı içinde türlü vesilelerle ziyaretlerimiz olur. Kimini insanlığımız ve kardeşliğimiz gereği teselli etmek, şifa dilemek, tebrik etmek, gönül almak için yaparız. Bazı ziyaretlerimiz ise doğrudan maneviyatımıza hitap eder. Allah Teala’nın “evim” dediği Beytullah’ı ve Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) kabr-i şeriflerinin bulunduğu Medine-i Münevvere’yi ziyaretlerimiz gönlümüze neşe verir.
    Yine Ebu Bekir Tilmisani’nin (k.s) “Allah’la sohbet ediniz. Eğer buna güç yetiremezseniz, Allah’la sohbet eden ariflerle beraber bulununuz ki, onların bereketi sizi Allah’la beraber olmaya ulaştırsın” (Dilaver Selvi, Ziyaret Edepleri ve Yolculuk Hükümleri) nasihatince, Allah dostlarının meclislerinde bulunup böylesi bir ziyaretin sevabından, faziletinden nasip almak isteriz.
    Meclislerine girmek istediğimiz gönül erleri sevgi dolu, merhametli ve cömerttirler; imanı, ibadeti, ahlakı kuşanmak isteyen herkese kapılarını açık tutarlar. Cenab-ı Mevla’nın “Allah’ın rahmetinin eserlerine bak!...” (Rum, 50) buyruğunun hikmetiyle bunalmış gönüllerimiz ferahlanır, girdiğimiz mekanla kurduğumuz ünsiyetten sıyrılmak istemeyiz. Başka bir alem olur orası bizim için. Yunusça “Erenler kademinde toprak olasım gelir” arzusuyla bir değil defalarca o kapıya varmak isteriz. Lakin zordur, kademlerinde toprak olmak. Bir Allah dostunu bulup, meclislerine varsak bile, o meclisten manen istifade edip selametle çıkabilmemiz için edebe riayet etmemiz beklenir.

    SURETEN DEĞİL
    KALBİ EDEP

    Kimimiz hastalığından şifa bulmayı, düştüğü herhangi bir sıkıntının defini ümit ederek, kimimiz çok gitmekle “kutlu biri olduğu” intibasını vermek, manevi halleri gaye edinmek için dururuz kapılarında. “Gelmeyin, gidin” demezler. Lakin niyet ve maksatlarımız bu ve benzeri manada olduğunda ne huzurlarında gereken edebe riayet edebiliriz ne de kendilerinden hakkıyla istifade. Mesela; Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) varisi olan bir Allah dostunun huzurunda onu beklerken kargaşa ve gürültü çıkarmalarımız, görüş alanına girmek için birbirimize eziyet etmemiz, görevli kardeşlerimizin uyarılarını hiçe saymalarımız ve benzeri bütün olumsuz muhtemel ahvalimiz, sureten boyun büküp, el pençe divan durmalarımızı edebe dahil etmez. Bu minvalde Sadat-ı Nakşibendi Ebu’l Hasan-ı Harakani’ye (k.s) sormuşlar; “Kurban Peygamberimizle yaşamak nasıl olurdu?” Mübarek; “Sabahtan akşama kadar sofi kardeşlerini incitmez, gıybet etmezsen o gün akşama kadar Peygamberimiz (s.a.v) ile yaşamış gibi olursun. O gün bir sofi kardeşini üzersen Allah o günkü amelini kabul etmez” buyurdu.

    YA RABBİ! LAZIM OLAN ADABI BİZE LÜTFET

    “Ben kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, anladığı kalbi olurum. Benden bir şey isterse, istediğini veririm; bana sığınırsa kendisini korurum…” (Buhari, Beyhaki)  hadisinin izinde Allah Teala’nın muradı doğrultusunda olan gönül erlerinin dualarının makbuliyetine inanmak gerekir. Çünkü bir başka Hadis-i Şerifte “Kamil müminin ferasetinden sakının. Şüphesiz o, Allah’ın nuru ile bakar” diye buyrulmaktadır. (Tirmizi) Buna karşılık biz de nazarlarının şifa olduğuna inanırız.
    Lakin nefsimiz, ziyaretin sevap ve faziletini unutturup bizi dünyevi işlere meylettirebiliyor. Ehlullah’ın kalp hastalıklarımıza şifa olacak nazarından çok, edebi takınmamıza engel olacak şekilde kendi nazarımızı daha mühim gösterebiliyor. Oysa bir an şöyle düşünsek belki nefsani dürtülerimizi kontrol edebiliriz. Bir sevgili ve onu seven pek çok kişi, herkes sevdiğini görmek istiyor. Karacaoğlan’nın deyişiyle “Göster cemalini görmeye geldim” nidasıyla yanıp tutuşuyor. Halbuki O (k.s), sevenlerine lisan-ı hal ile “Edeple gelen lütufla döner” diyor.
    Hakikat böyle olduğuna göre; konumuz çerçevesinde şu kadarını söylemek kafi sanırız. Evvela “Ya Rabbi! Lazım olan adap ve hürmeti bana lütfet” niyazıyla ziyarete “Allah için” niyetlenmek, huzurlarında abdestli bulunmak, bütün günah, hata ve kusurlarımızı kalbimize alıp “Estağfirullah” diyerek Fatiha ve İhlas surelerini ruhaniyetlerine hediye etmek, tevazu ile kalplerine yönelmek, “Sıkıntım duasıyla gidecek mi gitmeyecek mi, gördüm göremedim” telaşına düşüp edebe aykırı davranmamızdan evladır.

    alıntı..
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...