Hakiki mümin kâinata meydan okuyabilir.

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #1

    Hakiki mümin kâinata meydan okuyabilir.

    Hakiki mümin kâinata meydan okuyabilir.


    Bir otobüste yolculuk yaparken şoförün uyuduğunu fark etseniz, nasıl bir dehşete kapılırdınız bir düşünün. Birde otobüsün virajlı bir dağ yolunda olduğunu farz edin, herhalde dehşetiniz ikiye katlanırdı.

    İşte kâfirin nazarında dünya böyle şoförsüz bir otobüstür. Top güllesinden yetmiş defa daha süratli olan yıldızlar feza denizinde sahipsiz geziyorlar. Bir tanesi yolunu şaşırsa, başka bir yıldıza çarpacak, bir kıyameti koparacak. Onun nazarında her şey başıboş, sahipsiz ve vazifesizdir. İşte inançsızlığın bir neticesi olan bu korkudan hâsıl olan manevi bir cehennem ateşi, kâfirin kalbini daima yakar.

    Mümin ise, kâinatı Allah’a teslim eder. Her şeyi kendi Rabbinin bir memuru bilir. Her şeyin dizgini onun kudret elindedir. Hiçbir şey onun izni ve iradesi olmadan hareket edemez. Tabiri caiz ise, onun itikadınca şu kâinat otobüsünün gayet hakim ve kerim bir şoförü vardır. İşte bu halin bir neticesi olarak mümin, dünyada dahi cennet hayatı yaşar. Bedeni zindanda dahi olsa ruhu ve kalbi manevi bir cennettedir.

    Bu hakikate şu misal dürbünüyle de bakabiliriz; Bizler, timsah, aslan, kaplan gibi yüzlerce vahşi hayvanın bulunduğu bir hayvanat bahçesinde gezerken asla korkmayız. Hatta korkmak bir kenara dursun, gayet neşeli ve hayretli bir gezinti yaparız. Hâlbuki içinde zincirlenmemiş bir köpek olan bahçede gezmeye kalksak korkudan bacaklarımız titrer.

    Acaba, yüzlerce vahşi hayvandan korkmayan biz, bir köpekten niçin korkuyoruz?

    Bu sorunun cevabı şudur: Biz biliyoruz ki, hayvanat bahçesindeki bütün hayvanların zincirleri, asla kopması mümkün olmayan demir çubuklara bağlanmış ve birçoğu da kafeslerde hapsedilmiş. Asla bize saldıramazlar. Bahçedeki köpeğe gelince onun dizgini serbest bırakılmış. Her vakit bize saldırabilir.

    İşte, müminin dünyadaki hali birinci misale benzer. Zira onun nazarında her şeyin dizgini Allah’ın kudret elindedir. Onun izni ve müsaadesi olmadan hiçbir şey ona saldıramaz. Bütün dünya düşmanı olsa ona zarar veremez. Bu halin bir neticesi olarak hakiki mümin kâinata meydan okuyabilir.

    Kâfir ise, misaldeki ikinci adama benzer. Allah’ı bilmediğinden her şeyi başıboş zanneder. Bütün Kâinatı, kendisine saldıracak bir düşman vaziyetinde görür. Daima titrer. Hem rezil, hem de zelil olur.

    alıntı..
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #2
    Sanat, sanatkarsız olamaz

    Sanat, sanatkarsız olamaz.


    Bir odaya biraz tahta, bir keser ve bir miktar çivi koysak ve onları bin sene baş başa bıraksak, acaba bu müddet zarfında bir masanın oluşması mümkün müdür?

    Elbette değil.

    Sebebi ise şudur: Masanın sanatkârında bulunması lâzım gelen sıfatların keser, tahta ve çivilerde bulunmamasıdır.

    Mesela, masanın ustasının hayat sahibi olması lâzımdır. Zira hayatı olmayanın, bir eseri vücuda getirmesi mümkün değildir. Ölü bir insanın kitap yazdığını şimdiye kadar kimse iddia etmemiştir.

    Hem sanatkârın ilim sahibi olması da lâzımdır. Marangozluk ilmini bilemeyen, bir masayı yapamaz. Ayrıca kudret sahibi olması da lâzımdır. Zira sanatkârın hayatı olsa, ilmide bulunsa fakat kuvveti bulunmasa, mesela, felçli olsa, yine masanın var olması mümkün değildir.

    Mezkûr sıfatlardan başka, irade sıfatının da sanatkârda bulunması lâzımdır. Çünkü masa yok iken var olmuştur. O halde, onun varlığını yokluğuna tercih eden irade sahibi bir sanatkârın olması zaruridir.

    Sözün özü, sanatla yapılmış bir masa, hayat sahibi, ilim sahibi, kudret sahibi ve irade sahibi bir sanatkârın varlığını ispat eder. Bu sıfatları taşımayanın masaya sanatkâr olabilmesi mümkün değildir. Hâlbuki ne tahta, ne keser, ne de çiviler bu sıfatlara sahip değildirler. Öyle ise bin sene değil, milyon sene geçse, dışarıdan bir sanatkâr gelmedikçe bir masanın vücuda gelmesi mümkün değildir.

    İşte, kâinattaki her şey böyle harika bir sanat eseridir. Bir sineğin kanadı dahi misalimizdeki masadan daha sanatlıdır. Elbette, bu harika sanat eserlerinin hayatsız, ilimsiz, kudretsiz, iradesiz sebeplerden teşekkülü mümkün değildir.

    Hâlbuki maddeperestlerin şu mahlûkata fail olarak gösterdikleri hava, toprak, su ve ateş gibi sebepler bu sıfatlardan yoksundur. O halde kâinat tezgâhında dokunan şu sanatlı eserlerin sanatkârı, nihayetsiz ilim, kudret, irade ve hayat sahibi olan Allah-u Azimüşşandır.

    alıntı...
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...