Yazar: Burhan SABAZ (Dr.)
Hayat cevheri, tek başıyla bir mucizedir. Hayat, kainatın özeti hükmündedir. Hayatın benzerini yapmak, sebepler açısından mümkün değildir. Çünkü sebepler içerisinde en zeki ve ihtiyarı en geniş insan olduğu halde, hayatı değil vücuda getirmek mahiyetini bile anlamaktan aciz kalmaktadır. Demek hayat, kainatta mevcut olan hiçbir unsurun malı olamaz. Zira hangi mahluka bakarsak görürüz ki, ya hayata hizmetkardır ya da hayatın emanetçisidir. Bu nedenle, onların hayatı meydana getirmeleri düşünülemez. Öyleyse hayat, ancak hayatı kendinden olan zata aittir.
Hayatın var olabilmesi için gereken tüm şartlar beraber olmasa, hayat olmaz. Buna “ indirgenemez komplekslik ” denilmektedir. Bir makinenin çalışabilmesi için, içindeki bütün çarkların eksiksiz var olması gerekir. Çarkların tek biri bile olmasa, söz konusu makine hiç bir işe yaramayacaktır. Bu "indirgenemez kompleks" yapı, makinenin kusursuz bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir. Bundan da anlaşılır ki hayatı tasarlayan zat, tüm azaları ve kainatı beraber tasarlamış ve yaratmıştır. Öyleyse hayat, bazılarının tevehhüm ettiği gibi Evrimle oluşmamıştır. Çünkü, “İndirgenemez kompleks”liğe sahip bir sistemin “kademe kademe” tesadüflerle oluşması imkansızdır.
Hayatımızın meydana gelmesi ve devam etmesi için, hem içeriden hem de dışarıdan ciddi bir yardımlaşma olması şarttır. Vücudun tüm azaları ve bütün kainat unsurlarının beraber çalışmaları lazımdır ki, hayat dediğimiz kompleks yapı oluşsun ve devam etsin. Bu görüş bile, hayatın sahipsiz olmadığını, hikmetli bir yaratıcının sonsuz ilim ve kudretiyle var olduğunu, O'nun şefkatiyle devam ettirildiğini ve kainatta mücadele ve çarpışmanın değil yardımlaşmanın ve imdada cevap vermenin esas olduğunu haykırmaktadır.
Çünkü görmenin ne olduğunu bilmeyen ve gözden mahrum olan güneşimizin, gözün görmesi için var gücüyle çalışması ve göze nur vermesinin başka bir izahı olamaz. İnsanların açlığını hissetmekten çok uzak olan ağaçların ve toprağın meyve, sebze ve gıda vermeleri mücadeleyle açıklanamaz. Susuzluğu gidermenin ne demek olduğunu idrak edemeyen güneşin, rüzgarın ve denizlerin bulutları oluşturup muhtaç yerlere ulaştırmaları ancak yardımlaşma düsturuna dayanır.
Vücudumuzun herhangi bir yerindeki arızanın imdadına koşan elimiz, ne yaptığından habersizdir.
Midemizin imdadına koşan ayaklarımız, midenin imdadına koştuklarını bile bilmezler. İç organlarımızın vücudun sıhhati için yorulmaksızın çalışmaları, yardımlaşmanın misallerinden sadece birkaç tanedir.
Azalarımızın vaziyetini küçük gözlerimizle ihata edip, yardımlaşmanın numunelerini küçük çapta gördüğümüz gibi, gözlerimizi büyütüp yıldızlar gibi yapabilsek kainatın da ancak mükemmel ve eksiksiz bir yardımlaşma ile ayakta durduğunu ve hayata hizmetkar olduğunu görmemiz mümkün olurdu.
alıntı...
Hayat cevheri, tek başıyla bir mucizedir. Hayat, kainatın özeti hükmündedir. Hayatın benzerini yapmak, sebepler açısından mümkün değildir. Çünkü sebepler içerisinde en zeki ve ihtiyarı en geniş insan olduğu halde, hayatı değil vücuda getirmek mahiyetini bile anlamaktan aciz kalmaktadır. Demek hayat, kainatta mevcut olan hiçbir unsurun malı olamaz. Zira hangi mahluka bakarsak görürüz ki, ya hayata hizmetkardır ya da hayatın emanetçisidir. Bu nedenle, onların hayatı meydana getirmeleri düşünülemez. Öyleyse hayat, ancak hayatı kendinden olan zata aittir.
Hayatın var olabilmesi için gereken tüm şartlar beraber olmasa, hayat olmaz. Buna “ indirgenemez komplekslik ” denilmektedir. Bir makinenin çalışabilmesi için, içindeki bütün çarkların eksiksiz var olması gerekir. Çarkların tek biri bile olmasa, söz konusu makine hiç bir işe yaramayacaktır. Bu "indirgenemez kompleks" yapı, makinenin kusursuz bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir. Bundan da anlaşılır ki hayatı tasarlayan zat, tüm azaları ve kainatı beraber tasarlamış ve yaratmıştır. Öyleyse hayat, bazılarının tevehhüm ettiği gibi Evrimle oluşmamıştır. Çünkü, “İndirgenemez kompleks”liğe sahip bir sistemin “kademe kademe” tesadüflerle oluşması imkansızdır.
Hayatımızın meydana gelmesi ve devam etmesi için, hem içeriden hem de dışarıdan ciddi bir yardımlaşma olması şarttır. Vücudun tüm azaları ve bütün kainat unsurlarının beraber çalışmaları lazımdır ki, hayat dediğimiz kompleks yapı oluşsun ve devam etsin. Bu görüş bile, hayatın sahipsiz olmadığını, hikmetli bir yaratıcının sonsuz ilim ve kudretiyle var olduğunu, O'nun şefkatiyle devam ettirildiğini ve kainatta mücadele ve çarpışmanın değil yardımlaşmanın ve imdada cevap vermenin esas olduğunu haykırmaktadır.
Çünkü görmenin ne olduğunu bilmeyen ve gözden mahrum olan güneşimizin, gözün görmesi için var gücüyle çalışması ve göze nur vermesinin başka bir izahı olamaz. İnsanların açlığını hissetmekten çok uzak olan ağaçların ve toprağın meyve, sebze ve gıda vermeleri mücadeleyle açıklanamaz. Susuzluğu gidermenin ne demek olduğunu idrak edemeyen güneşin, rüzgarın ve denizlerin bulutları oluşturup muhtaç yerlere ulaştırmaları ancak yardımlaşma düsturuna dayanır.
Vücudumuzun herhangi bir yerindeki arızanın imdadına koşan elimiz, ne yaptığından habersizdir.
Midemizin imdadına koşan ayaklarımız, midenin imdadına koştuklarını bile bilmezler. İç organlarımızın vücudun sıhhati için yorulmaksızın çalışmaları, yardımlaşmanın misallerinden sadece birkaç tanedir.
Azalarımızın vaziyetini küçük gözlerimizle ihata edip, yardımlaşmanın numunelerini küçük çapta gördüğümüz gibi, gözlerimizi büyütüp yıldızlar gibi yapabilsek kainatın da ancak mükemmel ve eksiksiz bir yardımlaşma ile ayakta durduğunu ve hayata hizmetkar olduğunu görmemiz mümkün olurdu.
alıntı...