Geçici dünya tarlasý

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #1

    Geçici dünya tarlası

    Fani dünya





    İçine doğduğumuz değişken dünya, kendisi değişirken bizi de değiştiriyor. Dünyanın bu değiştiren, dönüştüren etkisi karşısında kendimiz olarak kalmak gün geçtikçe daha da zorlaşıyor.

    Habil ve Kabil’le başlayıp günümüzde de yoğun şekilde devam eden; dünyanın çağıran, bağlayan, vaat eden tavrı karşısında tutumumuz ne olmalıdır?

    Kabil gibi dünya nimetleri karşısında en özge değerlerimizden vazgeçip saldırgan bir tavırla dünyayı kazanmak için her yolu denemeli miyiz yoksa hayata biraz daha mesafeli durup ona karşı rindane bir tavır mı takınmalıyız?

    Dünyayı sevmek ve dünya nimetlerinden istifade etmekle ona bağlanıp her şeyi ondan ibaret görmek arasında, derin bir fark olduğunu takdir edersiniz.

    Dünyayı sevme, ona bağlanma ve sahiplenme konusunda hemen herkes aynı şeyi söyler: “Dünya malı, bu gün var, yarın yok. Dünya malı dünyada kalır. Dünya fani…” Benzer sözleri çoğaltmak mümkün bu sözlerle ifade edilen şey, dünyanın nizaa değmeyecek bir meta olduğu, ona meyletmenin ve bağlanıp kalmanın akıl kârı bir davranış olmadığıdır.

    Hâl böyledir de hakikat böyle midir? Devletlerden başlayarak; toplumlar, holdingler, şirketler, küçük işletmeler, aileler ve insanlar; fani ve bugün var, yarın yok diye tarif edilen dünyadan ve onun nimetlerinden daha çok pay almak için ölesiye, öldüresiye bir rekabet hatta savaş halinde değil midir?

    Bu rekabet ve savaş sırasında kim kendisi olarak kalmakta, kalabilmektedir.

    Yaşadığımız çağda dünyadan ne kadar uzak durursak duralım, onunla ne kadar az teşriki mesaide bulunursak bulunalım, dünya merkezli bir hayat, bizi her gün biraz daha içine çekmiyor mu?

    Dünyanın bu durmadan ve ısrarlı çağrısı karşısında dünyalıklarla bağımız ne olmalı, dünyaya karşı kendimizi nasıl savunmalı ve ondan kedimizi nasıl korumalıyız?

    Diğer taraftan dünyadan korunmak gerekli midir, gerekli ise bunun ölçüsü nedir? İnsanın dünyadan bütün bütün kaçması veya her şeyi ile ona bağlanması mümkün müdür?

    İnsan, ihtiyarı elden bırakmadan ancak kimi sınırları zorlayarak kimi sınırlara da yaklaşmadan bir hayat sürmeli ki tek düze hayatın monoton, sıkıcı ve edilgen yapısından kendisini kurtarabilsin. İnsan her şeyden önce, hayatın kendisini, bir yol arkadaşı kabul etmeli.

    Bu; kimi zaman, yakın, sevimli, muzip, nazik, coşkun, sadık ve düşünceli kimi zaman da bedbin, haşarı, yaramaz, çekilmez ve katlanılmaz olan yol arkadaşını sevmeyi öğrenmeli. Yaşadığı ve içinde bulunduğu hayatı sevmeyen insanın dünyaya ve içindekilere karşı sağlıklı bir bakış geliştirmesi zor hatta imkânsız gibidir.

    Hayata ve dünyaya müptela olmak da ona karşı tavır almak da hayatı ve dünyayı eksik yorumlamamıza sebep olur. Hayat ve dünya zıtlıklarla dolu; bu zıtlıklar bize bazen anlamsız gelse de hayatın devam etmesi bu zıtlıklara bağlı. Düşmanlık ve dostluğu ele alalım, biri olmadan diğerinin kıymeti bilinmez…

    Hayat ve dünya bize dost da düşman da değil. Burada seçici olan biziz. Önemli olan bizim hayatın ve dünyanın neresinde durduğumuz ve onlara nereden baktığımızdır.
    Dünya bir tarla; ölüm ve hayat tarlası…


    alıntı..
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
Hazırlanıyor...