Leyl-i Aþk / Ýþte Böyle Yâr Bilesin

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #1

    Leyl-i Aşk / İşte Böyle Yâr Bilesin





    Yağmurun yağmadığı şehirler düşlerken sana ben. Yorgun karanfillerin sencil denizlere düşüşü geldi aklıma. Dalgalanmamış bir denize kaç çocuk gözyaşı dökebilir diye sormuştun bana. Cevabını yokluğunda buldum. Ağlayan bir çocuk için kaç deniz dalgalanabilir alemde.

    İşte böyle yâr.

    Kendi kendime sorduğum soruların cevabını yalnızlıktan aldığım günün adıydı aşk belki de. Sözlerin içinden seçilen bir sözdü. Hiç kimseye ve herşeye dair bir hissin sürüncemesi. Vaktin ipliğini hüzne saran annelerin çocuklarına gözyaşlarından bir mezar kurabilme elemi.

    Aşk her dilde aynı diyorlardı ama aşkın hangi dile mukabil olduğunu kimse bilmiyordu. Şehrin vakanüvistleri kendi usaresinde yatan müessir korkuya biat etmişti. Ve yeise düşen her gönülde bir leyla düşlemesiydi aşk.

    Mecnunca bir çaresizlik gezinirken parmak uçlarında aşksız kentin. Sahraları kırmızı bir alev topunun bergüzârlığıyla yakan İbrahim'lere haramdı aşk. Tahrimen mekruh kılınmıştı kölelik denizinde özgür bir aşkın gemisini yürütmek.

    Ah yâr.

    Yarasaların dahi tersinden göremediği yegâne varlıktı aşk. Dik ve onurluydu. Boyun eğmezdi hiçbir kuvvete. Herkes herşeyi satın alabilirdi. Ama pazarda her akşam satılamayanlar listesinde aşk vardı. Yitik bir ömrün tek hatırasıydı aşk. Müzmin bir ticaretin tek bakiyesi.

    Sana ellerimle gökyüzüne fırlattığım yağmurları sunmak isterdim. Toprağa düşmeden daha damlaları avcunda biriktiren çocukların şarkısını dinletmek. Suya yazılan her yazıya adının katrelerini karıştırdım yâr. Bu yüzden adını ebru koydum senin.

    Ah yâr.

    Yeryüzünün bütün kuşları ve bütün hüzünleri adına sana en kutsal aşkın yeminini vermeye ramak kalmışken. Yarama tuz diye basılan bu sessizliğin alamet-i fârikası nedir. Nedir bana gecenin içinde karanlığı dahi beyazı gösteren sır. Esrârını bilebilseydim avcumdaki güneş çiçeklerinin gölgelemezdim gönül bahçeni ellerimin yağmuruyla.

    Sana toprağın arasındaki çatlaktan yağmura bakan bir ölünün sözleriyle susuyorum. Konuşsam dilimi mimleyecek yağmur halkaları. Aşktan yanan kalbime buz düşleri üşüşecek. Susmalıyım yâr. Bağıracaksam sana mahşerin on beşinci günü. Susmalıyım.

    Bilirsin yâr.

    Baharı beklemeyen yaprağa konmaz yusufçuk kuşları. Zemherileri göğsünde eritmeden hangi baharın müjdelerini duyabilirsin. İşte şimdi. Kemik sesleri törpülüyor hüznümün kılcal damarlarını. Ve cehenneme bir bilet ısmarladım ben. Aşkı kim kirletirse onun adına kesilecek. Ama sen yâr. Senin adın yâr. Cennet'i kalbeyleyen erguvan kokularına karışır adın.

    Bilesin yâr.

    Gümrâh bir ırmağın son damlasını aşk ile yıkayıp sana akacağım sonsuzluğun dehlizlerinden. Mısra mısra yollarına adanıp hece hece secdene kapanacağım. Bir Leyl rüyası bu yâr. Gözlerimiz kapanınca göreceğiz.


    Unutma yâr.
    Aşk yaşarken ölsede
    Öldükten sonra yine yaşanır





    (iBRaHiM SâKi)

    Konu Misafir; Tarafından 09-01-2015, 01:53 değiştirilmiştir...
  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #2
    Biz aşkı unuttuk Allah’ım
    Hatırlatasın diyedir bu yakarış


    Önce İbrahim’e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim.
    Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder haldeydi.
    Ama sen bırakmadın onu.
    Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim’in göğüne.

    Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün.
    O duaydı İbrahim’i yıldızlara mahfuz eyleyen.
    O yıldızlardı İbrahim’e güneşi gösteren.
    Güneş ki İsmail’in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.

    Ey İsmail’i İbrahim’in aşkına kanıt eyleyen Rabbim. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz.
    Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum.
    Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan Rabbim.
    Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.

    Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen Allah’ım!

    Yusuf’u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun.
    Züleyha’nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver.
    Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et.
    En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok Rabbim.
    Bize Yusuf’un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.

    Yakup eyle bize geceyi Rabbim.
    Sabrın ve inancın ketiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver.
    Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et Rabbim.
    Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına.
    Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum.
    Bize öyle bir Yakupluk verki; bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.

    Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır Rabbim.
    Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn’a. Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik.
    Ve tüm süruriyetimizle “ah minel aşk” dedik.
    Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.

    Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver.
    Kınayanların karşısında Musa’nın âsâsı eyle kalbimizi.
    Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver.
    Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme Rabbim.
    Meryem’e nasip ettiğin suskunluk ile beze sesimizin ehrâmını.

    Ve Muhammed.(s.a.v)
    Aşkı var eylediğin güzellik aynası.
    Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı. Muhammed.

    Bize O’nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et Allah’ım.
    O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti.
    Bilal’in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi.
    Taif’li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi.

    Şahidiz aşka ve aşkın imanına.

    Bize Peygamber’in ayak izlerinden derlenen gül kokularını nasip et.
    O’nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize.
    Biz aşkı unuttuk Allah’ım.
    Bize sevmeyi öğret.
    Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi.
    Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi.
    Bize aşkı öğret Allah’ım.

    İbrahim Saki

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...