Dostlar! gitgide duyarsızlaştığımızın farkında mısınız?
Kabuğumuza çekildiğimizin, günlük meşgalelerin içinde boğulduğumuzun, içinde ailemiz ve sevdiklerimizden başka kimseyi bulundurmadığımız
‘bencil’ bir hayatı sırtımızda taşıdığımızın, birileri için göz yaşı dökmeyi unuttuğumuzun farkında mısınız?
Bir yetimin başını okşamıyorsak...
Bir kalbi kırığın hüznünü izâle etme gibi bir ‘gündem’imiz yoksa...
Susuz kalmış bir köpeğin çaresizliği artık içimizi burkmuyorsa...
Birileri aç ama biz toksak...
Birileri dardayken genişliğin tadını çıkartabiliyorsak...
Birileri ağlarken kahkahalarımız gök kubbeyi çınlatıyorsa…
Kardeşlerimiz zulmün pençesinde kıvranırken hiçbir şey yokmuş
gibi davranabiliyorsak…
Baştan ayağa ‘dünya’ kesilmişsek…
Kan kaybediyoruz demektir.
Peygamberî duruşa avdet etmemiz gerekiyor demektir.
Allah Resulü’nün ahlâkını hayata hayat kılmak için yeni bir seferberliğe ihtiyaç var demektir.
Ben, belki doğru belki yanlış ama bir şeylerden rahatsızım.
Kendimden, bazılarımızdan, bir çoklarımızdan rahatsızım.
Müslümanın zenginliğine söz söyleyemem ama milletin mâişetini teminde dahi zorlandığı bir dünyada mal varlığını teşhir etme duyarsızlığından rahatsız oluyorum.
Piyasa şartlarını bahane ederek işçisini mağdur etme duyarsızlığına, müslüman bir iş adamında rastlanmasından rahatsız oluyorum.
Hep âhiretten bahsettiği halde her tavrı ile bu dünyanın adamı olduğunu hissetirenlerden rahatsız oluyorum.
Lüks bir yaşamla herkesi dünyaya imrendirme duyarsızlığından rahatsız oluyorum.
Parayı hayatının hâkim değeri hâline getirenlerimizden rahatsız oluyorum.
Herkesin kendi derdine düştüğü, kendini öncelediği, nefsini başka her şeye tercih ettiği bir çağda yaşamaktan, üstelik bu tuzağa ehl-i dinin de sık sık düşüyor olmasından rahatsız oluyorum.
Ve çözümün ‘dua’da olduğunu düşünüyorum.
Hakkıyla dua edenlerimizin çok az olduğuna inanıyorum.
Duanın insanın hayatına yön veren boyutunu hatırlıyor; düzelmesi için dua etmediğimiz hiçbir meselede duyarlılığımızı koruyamayacağımıza inanıyorum.
Dua ediyor olmak, duyarlı oluşun en önemli tezahürü ise ve biz bencillik toprağını üstümüzden atmak istiyorsak dua etmeliyiz diyorum.
Filistin’deki çocuklara, Lübnan’daki analara, bu diyarın gariplerine, acı çeken kardeşlerimize dua edelim.
Hiçbir şey yapamıyor oluşun verdiği eziklikle dua ederek ‘çok şey’ yapalım.
Uzaklardaki din kardeşlerimize de, yanı başımızdaki komşumuza da dua edelim.
Dua ediyor olabilmek için dua edelim.
Kendisine “Benim için dua eder misin?” diye soran birine, “Kalbimde dua edecek haşyet hissetmiyorum.” cevabını veren sahabinin ruhî derinliği üzerinde bir müddet kafa yoralım.
Murat Türker
Kabuğumuza çekildiğimizin, günlük meşgalelerin içinde boğulduğumuzun, içinde ailemiz ve sevdiklerimizden başka kimseyi bulundurmadığımız
‘bencil’ bir hayatı sırtımızda taşıdığımızın, birileri için göz yaşı dökmeyi unuttuğumuzun farkında mısınız?
Bir yetimin başını okşamıyorsak...
Bir kalbi kırığın hüznünü izâle etme gibi bir ‘gündem’imiz yoksa...
Susuz kalmış bir köpeğin çaresizliği artık içimizi burkmuyorsa...
Birileri aç ama biz toksak...
Birileri dardayken genişliğin tadını çıkartabiliyorsak...
Birileri ağlarken kahkahalarımız gök kubbeyi çınlatıyorsa…
Kardeşlerimiz zulmün pençesinde kıvranırken hiçbir şey yokmuş
gibi davranabiliyorsak…
Baştan ayağa ‘dünya’ kesilmişsek…
Kan kaybediyoruz demektir.
Peygamberî duruşa avdet etmemiz gerekiyor demektir.
Allah Resulü’nün ahlâkını hayata hayat kılmak için yeni bir seferberliğe ihtiyaç var demektir.
Ben, belki doğru belki yanlış ama bir şeylerden rahatsızım.
Kendimden, bazılarımızdan, bir çoklarımızdan rahatsızım.
Müslümanın zenginliğine söz söyleyemem ama milletin mâişetini teminde dahi zorlandığı bir dünyada mal varlığını teşhir etme duyarsızlığından rahatsız oluyorum.
Piyasa şartlarını bahane ederek işçisini mağdur etme duyarsızlığına, müslüman bir iş adamında rastlanmasından rahatsız oluyorum.
Hep âhiretten bahsettiği halde her tavrı ile bu dünyanın adamı olduğunu hissetirenlerden rahatsız oluyorum.
Lüks bir yaşamla herkesi dünyaya imrendirme duyarsızlığından rahatsız oluyorum.
Parayı hayatının hâkim değeri hâline getirenlerimizden rahatsız oluyorum.
Herkesin kendi derdine düştüğü, kendini öncelediği, nefsini başka her şeye tercih ettiği bir çağda yaşamaktan, üstelik bu tuzağa ehl-i dinin de sık sık düşüyor olmasından rahatsız oluyorum.
Ve çözümün ‘dua’da olduğunu düşünüyorum.
Hakkıyla dua edenlerimizin çok az olduğuna inanıyorum.
Duanın insanın hayatına yön veren boyutunu hatırlıyor; düzelmesi için dua etmediğimiz hiçbir meselede duyarlılığımızı koruyamayacağımıza inanıyorum.
Dua ediyor olmak, duyarlı oluşun en önemli tezahürü ise ve biz bencillik toprağını üstümüzden atmak istiyorsak dua etmeliyiz diyorum.
Filistin’deki çocuklara, Lübnan’daki analara, bu diyarın gariplerine, acı çeken kardeşlerimize dua edelim.
Hiçbir şey yapamıyor oluşun verdiği eziklikle dua ederek ‘çok şey’ yapalım.
Uzaklardaki din kardeşlerimize de, yanı başımızdaki komşumuza da dua edelim.
Dua ediyor olabilmek için dua edelim.
Kendisine “Benim için dua eder misin?” diye soran birine, “Kalbimde dua edecek haşyet hissetmiyorum.” cevabını veren sahabinin ruhî derinliği üzerinde bir müddet kafa yoralım.
Murat Türker
Yorum yap