
Ben bir güvercinim. Nisan yağmuru ıslatsa da tüylerimi,
hastalanmam hiçbir zaman.
Ertesi günü, tatlı bir güneş banyosuyla kendime gelirim.
Benim için uçmak, ötelerden gelen bir ihsandır.
Bir ağacın dalına konduğum zaman, semada uçan bir güvercin,
bahçede açan nazenin bir gül gibi görünür minik gözlerime.
Kanatlarım beni taşırken hiç zorlanmaz.
İnsanoğlu gibi taşıyamayacağım yükü sırtlanmam zaten.
Benim tek yüküm, doyabileceğim kadar yemiştir.
Yük, uçmak değildir bana. Yük göçmek de değildir.
Bana en ağır yük, kaçmaktır;
insanoğlunun kirlettiği mekânımdan,
yaşadığım dünyadan kaçmaktır.
Gözlerim tertemizdir benim, yüreğim gibi.
Kötülük düşünmek yoktur bana.
Ağlamak, acı çekmek yok.
Ne zaman ki zalim parmakların arasına düşersem,
işte o zaman göğsüm hızla çarpmaya başlar.
O zaman hayatım sıradan bir güvercin hayatı gibi olmaz.
İnsanoğlu tutar beni, bir kafese koyar.
Yemimi verse de, benimle konuşmaya çalışsa da nafile.
Ben, ben değilimdir artık.
Çünkü minicik vücudumla birlikte, ruhum da hayallerim de girer kafese.
Uçmak en büyük özlemimdir o zaman,
alabildiğine kanat çırpmak gökyüzünde.
İnsanoğlu Cennet'e nasıl özlem duyarsa,
ben de uçmaya öyle özlem duyarım.
Uçmak ki cennettir bana, cennet ki uçmak.
Ben bir güvercinim.
Kısa bir hayata, birkaç koca ömürlük mutluluğu sığdıran.
Bana küçük mutluluklar âdeta nisan yağmuru misali inciler armağan eder.
Ben, bitmeyen dostluklar kurarım martıyla, denizle ve insanlarla.
Dostluk cevherini yitirmenin eşiğindeki insanoğlu,
sevgiye giden yolun maslahattan geçtiğini zannederken,
ben Beyazıt'ta, Eminönü'nde yepyeni hisler sunarım onlara.
Bir kâse buğday benim midemi nasıl doyurursa,
insanın ruhunu da öylece doldurur sekîneyle.
Hâlbuki ben o buğdayı yemesem bile akşama karnımı doyuracak bir şey bulurum.
Benden çok, insanın ihtiyacı vardır o buğdaya.
Bana yem verdiği zaman insan, insan olduğunu daha iyi anlar.
Kaybetmek üzere olduğu bir hissi yaşar
ve derin okyanuslarda ümitsizce yüzerken,
birden insanlık adasına doğru birkaç kulaç daha atar.
Ben bir güvercinim. Kemiklerim tüylerimden daha hafif.
Yumuşaklığın her zaman sertliğe üstün gelmesi gibi.
Dişlerin dökülüp dilin ağızda müstakil kalması gibi.
Bu, sana bir şey anlatmaz mı ey insanoğlu?
Tüylerim; yumuşacık, sıcacık tüylerim ağırdır cam misâl kemiklerimden.
Beni taşıyandır ağır olan, benim uçmamı sağlayan.
Nasıl insanoğluna zemin, mâhîlere derya yuva ise,
bana da gökyüzüdür sıcak yuva.
Uçsuz bucaksız, masmavi bir deniz.
Kanatlarımla yüzer dururum bu denizde.
Ben bir güvercinim.
Dışarıdan göründüğü kadar tatlı, kolay değildir hayatım.
Benim de kendime göre zorluklarım vardır.
Canım tehlikededir her dâim.
Yerde sinsi bir yılan, gökte kara bir doğan görmeye görsün beni.
İşte o zaman, tatlı bir yemimdir onlara;
onlarsa can-âver bir düşmandır bana.
Kaçar dururum, canımı kurtarmak mümkün olabilecek mi bilmeden.
Ben bir güvercinim. Güneş bana babadır.
Ağaçların narin dallarıysa, bir annenin şefkatli kucağı.
Âsuman dostum, yuvam, her şeyim.
Kanaatkârımdır ben.
Bir darı tanesi de doyurur beni,
bir avuç buğday da.
Tevekkül, seciyemin en bariz tarafıdır.
Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlara benim türümü örnek gösterdiği haslettir tevekkül.
Çünkü bulduğum her şeye şükrederim ben.
Ve rızkımı bulabileceğime dair
bir buğday tanesi kadar bile şüphem yoktur.
Küçük bir şeyle mutlu olurum.
İnsanların ekserisi gibi tamahkâr değilim.
Zaten şu insanlar hep tuhafıma gitmiştir.
O, eşref-i mahlûkattır;
ama esfel-i safilin uçurumuna yuvarlanmakla karşı karşıyadır her ân.
Ben bir güvercinim. Bazı rivayetlere göre,
Büyük Tufan'da, Hz. Nuh'un,
yeryüzünde suların çekilip çekilmediğini anlamak için
gemiden dışarıya saldığı asil kuş.
İşte ben o günden beri, ağzımdaki zeytin dalıyla ümidin ve
barışın sembolü oldum. Sevincin, sadakatin, mutluluğun.
Bir postacı oldum da kimi zaman, özlemleri, sevinçleri, ümitleri
ulaştırdım insanlara mesafeler aşarak.
İnsanların daralan, kuruyan yüreklerine, beyaza çalınmış huzur çağlayanları akıttım yüzyıllarca.
Ümidin vücuda gelmiş hâli oldum, sevincin kanatlanmış sureti.
Sevgilerin ve dostlukların arasında bembeyaz,
ipekten bir köprü oldum kimi zaman.
Araya giren yılların ve yolların oluşturduğu buzdağlarını,
minik bir kanat çırpışımla eritiverdim ânsızın.
Sevgiliye, dosta doğru ilk adımı atanın haberini,
memleketler aşıp getirdim mahbuba.
Yeter ki ilk adım atılsındı.
Gerisini ben, kâh azgın nehirleri,
kâh bir yılan gibi kıvrılan yolları takip ederek hâllederdim.
Eritirdim mesafeleri.
Ben, kaybolan ümitleri elinden tutup kurtarmaya çalışan bir güvercindim.
Yitirilen dostlukları bulup, insanoğluna yeniden sunmak için uğraşan.
Vefanın sadece bir semt adı olmadığını hatırlatmak isteyen bir güvercin.
Solmaya yüz tutmuş sevgi ve dostluk çiçeklerini yeşertmek için,
bir damla da olsa su arayan.
Araya giren mesafeleri yeniden eritmek için minicik kanatlarımı,
insanların emrine âmâde edip bekleyen bir güvercindim.
İnsanların umutlarını, özlemlerini, sevinçlerini taşıyan ama insanların benden
öğrenecekleri çok şey olan bir güvercin........
-----------------------------------ALINTI--------------------------------------