3- Elbette böyle önemli bir meselede herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Bütün mesele mukteza-i hale muvafık hareket edebilmektedir. Acaba Bediüzzaman Hz.leri hayatta olsaydı nasıl hareket ederdi.. Herhalde Şeyh Said hadisesinde nasıl bir tavır takınmışsa aynı tavrı takınır, öncelikle asayişin muhafazasını tavsiye ederdi. Ve acaba, Bediüzzaman Hz.lerinin o devirde devlete başkaldıranlara yaptığı uyarı ve nasihatleri, bizler bugünkü muhataplara yapabilecek dirayet ve kararlılıkta mıyız? Ancak böyle bir görevi yaptıktan sonra, siyasi sorumluluk taşıyanlara götüreceğimiz çözüm önerileri anlamlı olacaktır. Öncelikle bin yıldan beri bu topraklarda birlikte yaşayan, Kürt ve Türklerin ayrılmaz bir bütün olduğu açık ve net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Ancak ondan sonra, demokratik hakları talep geçerli olacaktır.
4- Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihlerde, Anadolu’nun baştanbaşa yani batıdan doğuya Bizans’ın elinde olduğu meselesine gelince, bu husus kişisel bir iddia değil tarihi bir vakıadır. Herhangi bir saptırma ya da yanlış bilgi söz konusu olamaz. Bizans tarihi ile ilgili doğru bilgiye ulaşmak için, pek çok kaynak bulunmaktadır. Bu arada zikretmiş olduğunuz ve internet üzerinden kullanıma açık olan Vikipedi (Wikipedia) Ansiklopedisi, sanal ortamda gönüllü katkılarla hazırlanan bir nitelikte olduğundan, içerdiği tüm bilgiler sağlıklı olmayabilir ve bilimsel çalışmalarda kullanılma yeterliliğinde değildir. Onun yerine daha geçerli kaynakları tercih etmek gerekir. Mesela, Biritanya Ansiklopedisinde (Encyclopedia Britannica) Malazgirt Savaşı-1071 (Battle of Manzikert- 1071) maddesine bakılırsa, orada Bizans hudutlarını gösteren haritaya ulaşmak mümkündür. Özetle; bugünkü Antakya ili, Bizansa ait olmak üzere; İskenderun-Van hattının kuzeyi, doğuda Aras nehrine kadar tamamen Bizans’ın elindeydi. Savaş Bizans topraklarında cereyan etmiştir. Zikretmiş olduğunuz Mervaniler ise, Diyarbakır merkezli olarak; yukarıdaki hattın güneyindeki topraklarda hükümrandı.
5- Kimsenin niyetini sorgulamak haddimize düşmez. Ancak, umuma açık fikir beyan edenlerin niyetlerinin halis olması yeterli değildir. Serdedilen fikirlerin muhataplarınca nasıl algılanacağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada asıl büyük tehlikeyi görmek gerekir. Şöyle ki; hemen her gün feci hadiselerin cereyan etmesi; Türk kesimde giderek “Kürtler ayrı bir devlet istemektedirler, Devlete, Orduya, Bayrağa karşıdırlar” gibi bir kanaat giderek yaygınlaşmaktadır. İşte asıl tehlike buradadır. Bölünmeyi en fazla bu yanlış algılama körükler. Bölge dışındaki insanlarda, Kürtlere karşıtlık ve onları kendi aralarında istememe fikri kanaatimce silahlı başkaldırı kadar bölünmeyi körükler. İşte bu noktada şahsen bizim en büyük savunmamız: Hayır! dindar Kürtler bölücü değildir. Türklerden ayrılmak istemezler. Hele de Said Nursi’nin eserlerini okuyanlar asla bölücü olamazlar, şeklinde idi. Ancak, son zamanlarda basına intikal eden bazı açıklamalar bu savunmayı zayıflatmaktadır. Mesela, Risale Haber’de bir röportajı yayımlanan biz zat-ı muhteremin yukarıda da ifade edildiği gibi, çözümün ancak eyalet sistemi ile olacağı ve batıda yerleşik Kürtlerin doğuya göç etmesi şeklinde fikir beyan etmesi, özellikle internet medyasında epeyce yankı uyandırmış; ‘Said Nursi’nin talebesi eyalet sistemi önerdi’ mealinde tartışmalara sebep olmuştur. Her ne maksat ve niyetle yapılmış olursa olsun bu savaş ortamında bu tür fikirlerin bizzat Nurculuk ismi adı altında neşredilmesi kanaatimce her şeyden önce Said Nursi’ye saygısızlıktır.
Bu bağlamda; asıl, bugün Kürsiye çıkıp Kur’an adına konuşanların ya da eline kalem alıp Said Nursi adına fikir beyan edenlerin, mahşer günü söyleyip yazdıklarından muhasebe edileceklerini düşünmelidirler.
Sonuç olarak;
Şayet Kürt kökenli Risale-i Nur talebesi arkadaşlarımız, içtenlikle ifade etmeye çalıştığım bu düşüncelerimizin yanlışlığına inanıyor ve yukarıda bahsedilen zat-ı muhteremin, Kürdistan bölgesinde ayrı bir eyalet kurulup, batıdaki Kürtlerin de doğuya göç etmesi gerektiği fikrine taraftar iseler; lütfen, bu hususu samimi bir şekilde ve Kur’an ve Risale-i Nurları mehaz göstermeye ihtiyaç hissetmeden açıklasınlar ki; bizler de hiç eyalete, federasyona gerek kalmadan; sizlerin doğrudan ayrı müstakil bir devlet sahibi olmanız yönünde en azından duacı olalım. Çünkü Kürdistan bölgesinde ırk temeline dayalı olarak kurulacak olan bir eyalet, nasıl olsa eninde sonunda bağımsız hale gelecektir. Bunun aksini düşünmek safdillik ve basiretsizlik olur. Madem öyle olacaktır, boşuna kardeş kanı dökülene kadar; gönül rızası ile bir an önce kurulması daha doğru olmaz mı?
kaynak:risale akademi
rafet kalyoncu
alıntı..
4- Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihlerde, Anadolu’nun baştanbaşa yani batıdan doğuya Bizans’ın elinde olduğu meselesine gelince, bu husus kişisel bir iddia değil tarihi bir vakıadır. Herhangi bir saptırma ya da yanlış bilgi söz konusu olamaz. Bizans tarihi ile ilgili doğru bilgiye ulaşmak için, pek çok kaynak bulunmaktadır. Bu arada zikretmiş olduğunuz ve internet üzerinden kullanıma açık olan Vikipedi (Wikipedia) Ansiklopedisi, sanal ortamda gönüllü katkılarla hazırlanan bir nitelikte olduğundan, içerdiği tüm bilgiler sağlıklı olmayabilir ve bilimsel çalışmalarda kullanılma yeterliliğinde değildir. Onun yerine daha geçerli kaynakları tercih etmek gerekir. Mesela, Biritanya Ansiklopedisinde (Encyclopedia Britannica) Malazgirt Savaşı-1071 (Battle of Manzikert- 1071) maddesine bakılırsa, orada Bizans hudutlarını gösteren haritaya ulaşmak mümkündür. Özetle; bugünkü Antakya ili, Bizansa ait olmak üzere; İskenderun-Van hattının kuzeyi, doğuda Aras nehrine kadar tamamen Bizans’ın elindeydi. Savaş Bizans topraklarında cereyan etmiştir. Zikretmiş olduğunuz Mervaniler ise, Diyarbakır merkezli olarak; yukarıdaki hattın güneyindeki topraklarda hükümrandı.
5- Kimsenin niyetini sorgulamak haddimize düşmez. Ancak, umuma açık fikir beyan edenlerin niyetlerinin halis olması yeterli değildir. Serdedilen fikirlerin muhataplarınca nasıl algılanacağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu noktada asıl büyük tehlikeyi görmek gerekir. Şöyle ki; hemen her gün feci hadiselerin cereyan etmesi; Türk kesimde giderek “Kürtler ayrı bir devlet istemektedirler, Devlete, Orduya, Bayrağa karşıdırlar” gibi bir kanaat giderek yaygınlaşmaktadır. İşte asıl tehlike buradadır. Bölünmeyi en fazla bu yanlış algılama körükler. Bölge dışındaki insanlarda, Kürtlere karşıtlık ve onları kendi aralarında istememe fikri kanaatimce silahlı başkaldırı kadar bölünmeyi körükler. İşte bu noktada şahsen bizim en büyük savunmamız: Hayır! dindar Kürtler bölücü değildir. Türklerden ayrılmak istemezler. Hele de Said Nursi’nin eserlerini okuyanlar asla bölücü olamazlar, şeklinde idi. Ancak, son zamanlarda basına intikal eden bazı açıklamalar bu savunmayı zayıflatmaktadır. Mesela, Risale Haber’de bir röportajı yayımlanan biz zat-ı muhteremin yukarıda da ifade edildiği gibi, çözümün ancak eyalet sistemi ile olacağı ve batıda yerleşik Kürtlerin doğuya göç etmesi şeklinde fikir beyan etmesi, özellikle internet medyasında epeyce yankı uyandırmış; ‘Said Nursi’nin talebesi eyalet sistemi önerdi’ mealinde tartışmalara sebep olmuştur. Her ne maksat ve niyetle yapılmış olursa olsun bu savaş ortamında bu tür fikirlerin bizzat Nurculuk ismi adı altında neşredilmesi kanaatimce her şeyden önce Said Nursi’ye saygısızlıktır.
Bu bağlamda; asıl, bugün Kürsiye çıkıp Kur’an adına konuşanların ya da eline kalem alıp Said Nursi adına fikir beyan edenlerin, mahşer günü söyleyip yazdıklarından muhasebe edileceklerini düşünmelidirler.
Sonuç olarak;
Şayet Kürt kökenli Risale-i Nur talebesi arkadaşlarımız, içtenlikle ifade etmeye çalıştığım bu düşüncelerimizin yanlışlığına inanıyor ve yukarıda bahsedilen zat-ı muhteremin, Kürdistan bölgesinde ayrı bir eyalet kurulup, batıdaki Kürtlerin de doğuya göç etmesi gerektiği fikrine taraftar iseler; lütfen, bu hususu samimi bir şekilde ve Kur’an ve Risale-i Nurları mehaz göstermeye ihtiyaç hissetmeden açıklasınlar ki; bizler de hiç eyalete, federasyona gerek kalmadan; sizlerin doğrudan ayrı müstakil bir devlet sahibi olmanız yönünde en azından duacı olalım. Çünkü Kürdistan bölgesinde ırk temeline dayalı olarak kurulacak olan bir eyalet, nasıl olsa eninde sonunda bağımsız hale gelecektir. Bunun aksini düşünmek safdillik ve basiretsizlik olur. Madem öyle olacaktır, boşuna kardeş kanı dökülene kadar; gönül rızası ile bir an önce kurulması daha doğru olmaz mı?
kaynak:risale akademi
rafet kalyoncu
alıntı..