
İç dünyasının farkında bir gençlik.
Enerjisini kendi cevherinden, öz mayasından alan,
kendi kendini şarj edebilen, dışa bağımlı kalmayan bir gençlik…
İşini sadece bedeniyle değil rûhuyla yapan,
yaptığı işe ihlâsını ve samimiyetini katabilen bir gençlik.
Her konuda sistemli ve disiplinli çalışarak yaptığı işi en güzel şekilde yapan, yaptığı işi önemseyen ve azmiyle herkese emsal olan,
«her şeyin bir şeyini,bir şeyin her şeyini bilen» (Gazâlî) bir gençlik…
Şahsiyeti oturmuş, hayatın her safhasında,
her yerde ve her zaman kendi kişiliğini sergileyebilen bir gençlik…
Kendinde münafıklığı barındırtmayan, özü-sözü, içi-dışı bir, samimî ve samimiyeti ikiyüzlülere hattâ yüzsüzlere tokat olabilecek bir gençlik…
Dâvâsı için birlik-beraberlik içinde olma, içtimâîleşme zaruretinin farkında olan ve bu uğurda birbirlerine değil birlikte ufuklara bakabilen bir gençlik…
Dil, din, tarih birliğinin yanında kader birliği de yapmış olan bir gençlik…
Yenildikçe yenmek için hırsı artan, gözü kör eden bir hırsla değil çalışma ve öğrenme iştiyakıyla kendini sürekli yenileyebilen ve rakibin karşısına devamlı galibiyet parolasıyla çıkabilen ve sonunda galibiyeti elde eden bir gençlik…
Gözü maddî anlamda kanaatkâr olan fakat mânevî açıdan hiçbir zaman eldekiyle yetinmeyen bir gençlik…
Dünyevî makam ve mevkileri elinin tersiyle iten,
fakat mânevî zirvelere talip bir gençlik…
«Nefreti olmayan nesil, aşkını muhafaza edemez!»
(M. Ali EŞMELİ)
sözünden hareketle, şeytana ve günaha karşı olan
nefretini arttırıp Rahmân’a olan aşkını
her dem muhafaza edebilen ulvî bir gençlik…
«Var mı şu emaneti yerine teslim edecek?» denildiğinde,
“sağına-soluna bakmadan fert fert; «Ben varım!» diyecek”
ve kutsal emaneti devralıp yerine teslim edecek bir gençlik…
Kur’ân’ın ilk emri olan İKRA‘ (OKU!) emrini kendine düstur edinen,
bu yolda okuyan, okuduğunu idrak edebilen, düşünüp bunları da ifade edebilen, kelime haznesi ufku gibi geniş, gönlü gibi zengin bir gençlik…
«Zaman bir kılıçtır, siz onu kesmezseniz, o sizi keser.» (Hazret-i Ali) sözünden ders alarak zamanı kullanmayı bilen;
dünü, hesaba çektikten sonra dünde bırakan,
bugünün hakkını veren ve yarını plânlayan bir gençlik…
Eğlence adı altında en kıymetli değeri olan vaktine kurulmuş tuzakları boşa çıkaran, boş şeylerden uzak duran,tüm gündemini dâvâsına
ve o dâvâ yolunda çalışmaya hasreden bir gençlik…
Kendinde olan hazinenin farkında olan, onu israf etmek yerine kullanan,
paha biçilmez cevheriyle hem bu dünyayı hem âhireti satın alabilecek bir gençlik…
Sadrında 600 küsur sene dünyayı gölgesinde tutan çınarların asaletini barındıran ve bunun şuurunda olan bir gençlik…
İşte hasret kaldığımız, görmeyi arzuladığımız, geleceğimizi emanet etmek istediğimiz gençliğin hasletleri, vasıfları bunlar…
İşte Âsım’ın nesli, işte Fatih’in yadigârı bu hasletlerle kuşanmış,
bu vasıflarla donanmış bir gençlik olacaktır.
Hamdolsun bütün çamur sağanağına rağmen,
kendilerine kol-kanat gererek âdeta şemsiye olan eğitim gönüllülerinin rehberliğinde, tertemiz yarınlara yürüyen bir gençlik var.
Bu hasletler onların gözlerinde bile ışıldamakta…
Böyle bir gençlik var oldukça ümitsizlik mi? Asla!
Ali Rıza Bul