Darýsý günümüzdeki zâlimlere…

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • Yağmur
    • Sep 2026

    #1

    Darısı günümüzdeki zâlimlere…

    Osmanlı Divan Edebiyatından Urfalı Nâbî’yi dinliyoruz, tarihin derinliklerinden gelen sesiyle…

    “Bağı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

    Biz neşâtın da gamın da rüz-gârın görmüşüz”

    “Biz bu dünya bahçesinin hem ilkbaharını hem sonbaharını görmüş; sevinç ve mutluluk dönemleriyle beraber, gamlı ve hüzünlü zamanlarını yaşamışız.”

    Dünya; karanlıkla aydınlığın, gençlikle ihtiyarlığın, zorlukla kolaylığın, sağlıkla hastalığın, varlıkla yokluğun yanyana durduğu bir imtihan alanı. Yüce Rabbimiz bazen nimetlerden sonra yokluk ve sıkıntı vererek, bazen de sıkıntılardan sonra bolluk ve rahatlık vererek imtihan ediyor kullarını. Bizi olgunlaştırmak, sabrımızı ve sadâkatımızı ölçmek için..

    İstanbul’da büyük bir Allah dostunun mânevî terbiyesinde yetişmiş muhterem bir amcamız vardı. Kapalı Çarşı’da kuyumcu dükkanı, deniz kenarında yalısı, daireleri olan, büyük varlık sahibi bu kıymetli insan, evlatlarının hayırsız çıkması sebebiyle tüm mülkünü kaybetmiş, ömrünün sonunda damadının evinin bitişiğindeki bir odada bir sığıntı gibi hasta yatıyordu. Kendisine bu durumu hatırlatıldığında maddî zenginliğini kaybetse de gönül zenginliğini kaybetmemiş bu değerli insan şöyle demişti.

    - Ne yapalım evladım, Allah o günleri de gösterdi, bu günleri de. Rabbımız rızasından ayırmasın…

    Sanki yüzyıllar öncesinden Yunus Emre’nin söylediği gibi:

    Ne varlığa sevinirim

    Ne yokluğa yerinirim

    Aşkın ile avunurum

    Bana seni gerek seni

    Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbâlde

    Biz hezâran mest-i mağrurun humârın görmüşüz

    “Talih meyhanesinde, sahip olduğun makam ve nimetlerden dolayı çok kibirlenme ki, biz gururundan kendini kaybetmiş binlerce kişinin sonunda nasıl perişan olduğunu görmüşüz.”

    Kibir, gurur, benlik, başkalarını küçük görme, insanın en çok düştüğü ahlâkî zaaflar… Sebep; elde edilen makam ve zenginlik…. Bu nimetler karşısında istikametini, tevazuunu ve samimiyetini koruyabilmek de çok kolay değil tabi. Bir güzel sözde öyle söyleniyor; “Belâ ve musîbete her mü’min sabredebilir, nimete ise ancak sadıklar…”

    Nitekim sahabey-i kiramdan Mâlik b. Amr Hz. Ömer (r.a) döneminde bir bölgeye idareci olarak görevlendirilmişti. Dönüşte kendisine: Ne yaptın yâ Mâlik? diye sorulunca şöyle cevap verdi:

    - Ey mü’minlerin emiri, orada insanlar bana öyle iltifat ettiler, ilgi gösterdiler ki ayağımın kaymasından korktum. Ne olursunuz bana bir daha böyle görevler vermeyin.

    Bir hadeng-i cân-güdaz-ı âhdır sermayesi

    Biz bu meydânın nice çabuk süvarın görmüşüz

    “Biz bu dünya meydanının öyle ustu süvarilerini görmüşüz ki, onların tüm varlığı öldürücü bir ‘âh’ oku olmuştur.”

    Yeryüzünün düzeni ancak adaletle sağlanabilir. Zulüm hiçbir zaman pâyidar olamaz. Mazlumların gözyaşları üzerine kurulan hangi düzen ayakta kalabilmiştir şimdiye kadar… Mazlumların bir ‘âh!’ demesi nice saltanatların sonu olmuştur tarihte.

    Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir

    Elbette olur ev yıkanın hânesi vîran

    Ziya Paşa

    Hicretin 7. yılı Peygamberimiz (s.a.v), İran Kisrasına sahabeden Abdullah b. Hazafe ile bir mektup göndererek onu İslam’a davet etmişti. Bu kibirli ve zâlim kral mektubu yırtmış ve elçiyi de huzurundan kovmuştu. Haber Rasülullah Efendimiz’e ulaşınca:

    - Allah da onun mülkünü parçalasın buyurdular. Aradan çok geçmeden Kisra, oğlu tarafından bir gecede öldürüldü. Mülkü parçalandı. Kendi halkına da zulmeden bu zâlim böylece cezasını bulmuş oldu.

    Darısı günümüzdeki zâlimlere…

    ABDULLAH YOLCU / HABERKÜLTÜR

  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3965

    #2
    amin kkardeşim ellerine sağlık.....selamün aleyküm..
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...