Sabır bir dua şeklidir.
EYYÜB-İ BİR SABIRLA MUKAVEMET ET SIKINTILARINA
Hz. Peygamber(a.s.m) buyurdu ki; “Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır/bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder ve sabreder. Her durumda –hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi- mümin için bir ücret/bir mükâfat vardır”(Ahmed b. Hanbel, 1/173).
Her insanın ya maddi ya da manevi imtihanları vardır, gönlünü meşgul eden. O dağdağalı olan hayat yükünün verdiği sıkıntılardan kurtulmak için bir tahassüngah arar. Öyle bir kaleye sığınmalı ki, bütün acizliğini, fakirliğini hissederek şefaatçi yapabilmeli kendine…
İşte her şeyin bitti dediği anlarda bize örnek olabilecek, duaları mücerreb olmuş elçileri rehber edinmeliyiz.
Sabır kahramanı olarak ta geçen Eyyüb(a.s) bu noktada yetişir imdadımıza. Eyyüb-i bir sabır timsali, bir nevi dermandır dertlerimize.
Dünya imtihan meydanı olduğu için, Rabbimiz peygamberlerini daha şiddetli imtihana tabi tutmuştur.
Bunların içinde Eyyüb (a.s) malında, evlatlarında ve en önemli olan sıhhatinde çok büyük bir imtihana tabii olmuştur.
Eyyüb (a.s) eşi kocasının rahatsızlığına çok üzülür ve ona karşı muhabbetinden hiçbir şey kaybetmez. Yaralar içerisinde kalan kocasına yardımcı olmak ister.
Ve şeytan onun bu zaafından yararlanıp şefkatli olan eşini kandırır. Doktor kılığına girip, ben tabibim verdiğim ilaçları kocana içirirsen şifa bulur der.
Eşi de ilaçları kocasına götürür. Rabbimizin izniyle Eyyüb (a.s) şeytanın eşini kandırdığını bilir ve çok üzülür. Ben bu zamana kadar şifayı Allah’tan istedim sen şeytana nasıl inanırsın diye eşine sitem eder. Eğer ben bu yataktan iyileşip kalkarsam vallahi sana yüz sopa vuracağım der.
Gün gelip hastalığı şifa bulunca verdiği sözü hatırlar.
Yeminin yerine gelmesi için, Rabbimiz eşinin de kocasının hastalığından hiç şikayetçi olmadan bakmasına halis niyetine binaen iyileşince şu ayeti kerimeyi indirmiştir.” 44- Ey Eyyüb: "Eline bir demet sap al, onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Gerçekten O çok sabırlı bir kulumuzdu, daima Allah'a yönelirdi”Yüz sopa nerede bir demet sapı birleştirip bir defada vurması nerede…
Eyyüb (a.s) hastalığından ileri gelen kurtlar o kadar çoğalır ve ilerler ki, vücudundan artık kalbine ve diline ilişirler. O zamana kadar hiç şikayetçi olmayan Eyyüb (a.s) Rabbimizi zikredememekten ve tefekküre mani olacak korkusundan nida da bulunur yaratıcısına.
Ey Rabbim! Zarar bana dokundu .Ve sen rahman ve rahim olansın diye yakardı.( Enbiya 83)Sadece kulluğuna helal gelecek korkusundan nida ediyor, sabır kahramanı peygamber. Rabbimiz onun sabırlı ve halis niyetini bildiği için eskisinden daha sağlıklı bir hale getirir.
Şimdi bu kıssayı hakikati hale tatbik edersek:
Eyyüb (a.s) bedeninde görülen hastalıkları bizim batını, ruhi ve kalbi hastalıklarımızdır.
İçimizi dışımıza, dışımızı içimize çevirecek olursak ondan daha ziyade hasta ve yaralı olduğumuzu görürüz.
Neden diye bir soru gelebilir aklımıza; İşlediğimiz her bir günah, kafamızda olan şüpheler kalbimize, ruhumuza yaralar açar.
Şöyle düşünebiliriz: Hz.Eyyüb ( a.s) hastalığı kısa olan hayatı dünyeviyesini tehdit ediyordu, bizim ise manevi hastalıklarımız hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor.
Eyyüb ( a.s ) münacaatına bizim daha çok ihtiyacımız olduğunu görüyoruz.
Onun hastalığından meydana gelen kurtlar nasıl kalbine ve lisanına zarar veriyorsa; Bizlerin de günahlarından gelen yaralar ve yaralardan meydana çıkan vesveseler, şüpheler iman yeri olan batını kalbimize ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhaniyesine ilişip zikirden uzaklaştırır.
Her bir günah kalbimizi lekelendirir ve o günahlardan küfre gidecek yollar vardır. O günahlar istiğfar ile çabuk imha etmezsek kurtlar değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbimizi ısırırlar.
İşte bizim için en büyük imtihan sırrı iman ile hayat-ı dünyadan, hayat-ı ebediye ye intikal etmektir. Dünya hayatımızda başımıza gelen musibetlere isyan edip vaveyla etmektense hikmeti nedir düşüncesine girip istiğfar etmeliyiz.
Eyyüb ( a.s ) ın yaşamış olduğu üç büyük imtihan elbette kolay değildi, fakat kulluktaki teslimiyeti ve ibadetlerinde ki hassasiyeti noktasında başarıyla bu imtihanı geçti. Rabbimiz daha mükemmel ihsanatlar da sabrına mukabil bulundu.
Bizlerde başımızda olan sıkıntılara bu şekilde münacaat etmeliyiz.
Konumuzu Cüneyd-i Bağdadi Hz nin güzel bir sözüyle noktalayalım.
Cüneyd-i Bağdadi : “Sabır, senin acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmendir. Yani şikayet ve feryada bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmandır
alıntı....
EYYÜB-İ BİR SABIRLA MUKAVEMET ET SIKINTILARINA
Hz. Peygamber(a.s.m) buyurdu ki; “Allah’ın müminler için ön gördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır/bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder ve sabreder. Her durumda –hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi- mümin için bir ücret/bir mükâfat vardır”(Ahmed b. Hanbel, 1/173).
Her insanın ya maddi ya da manevi imtihanları vardır, gönlünü meşgul eden. O dağdağalı olan hayat yükünün verdiği sıkıntılardan kurtulmak için bir tahassüngah arar. Öyle bir kaleye sığınmalı ki, bütün acizliğini, fakirliğini hissederek şefaatçi yapabilmeli kendine…
İşte her şeyin bitti dediği anlarda bize örnek olabilecek, duaları mücerreb olmuş elçileri rehber edinmeliyiz.
Sabır kahramanı olarak ta geçen Eyyüb(a.s) bu noktada yetişir imdadımıza. Eyyüb-i bir sabır timsali, bir nevi dermandır dertlerimize.
Dünya imtihan meydanı olduğu için, Rabbimiz peygamberlerini daha şiddetli imtihana tabi tutmuştur.
Bunların içinde Eyyüb (a.s) malında, evlatlarında ve en önemli olan sıhhatinde çok büyük bir imtihana tabii olmuştur.
Eyyüb (a.s) eşi kocasının rahatsızlığına çok üzülür ve ona karşı muhabbetinden hiçbir şey kaybetmez. Yaralar içerisinde kalan kocasına yardımcı olmak ister.
Ve şeytan onun bu zaafından yararlanıp şefkatli olan eşini kandırır. Doktor kılığına girip, ben tabibim verdiğim ilaçları kocana içirirsen şifa bulur der.
Eşi de ilaçları kocasına götürür. Rabbimizin izniyle Eyyüb (a.s) şeytanın eşini kandırdığını bilir ve çok üzülür. Ben bu zamana kadar şifayı Allah’tan istedim sen şeytana nasıl inanırsın diye eşine sitem eder. Eğer ben bu yataktan iyileşip kalkarsam vallahi sana yüz sopa vuracağım der.
Gün gelip hastalığı şifa bulunca verdiği sözü hatırlar.
Yeminin yerine gelmesi için, Rabbimiz eşinin de kocasının hastalığından hiç şikayetçi olmadan bakmasına halis niyetine binaen iyileşince şu ayeti kerimeyi indirmiştir.” 44- Ey Eyyüb: "Eline bir demet sap al, onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Gerçekten O çok sabırlı bir kulumuzdu, daima Allah'a yönelirdi”Yüz sopa nerede bir demet sapı birleştirip bir defada vurması nerede…
Eyyüb (a.s) hastalığından ileri gelen kurtlar o kadar çoğalır ve ilerler ki, vücudundan artık kalbine ve diline ilişirler. O zamana kadar hiç şikayetçi olmayan Eyyüb (a.s) Rabbimizi zikredememekten ve tefekküre mani olacak korkusundan nida da bulunur yaratıcısına.
Ey Rabbim! Zarar bana dokundu .Ve sen rahman ve rahim olansın diye yakardı.( Enbiya 83)Sadece kulluğuna helal gelecek korkusundan nida ediyor, sabır kahramanı peygamber. Rabbimiz onun sabırlı ve halis niyetini bildiği için eskisinden daha sağlıklı bir hale getirir.
Şimdi bu kıssayı hakikati hale tatbik edersek:
Eyyüb (a.s) bedeninde görülen hastalıkları bizim batını, ruhi ve kalbi hastalıklarımızdır.
İçimizi dışımıza, dışımızı içimize çevirecek olursak ondan daha ziyade hasta ve yaralı olduğumuzu görürüz.
Neden diye bir soru gelebilir aklımıza; İşlediğimiz her bir günah, kafamızda olan şüpheler kalbimize, ruhumuza yaralar açar.
Şöyle düşünebiliriz: Hz.Eyyüb ( a.s) hastalığı kısa olan hayatı dünyeviyesini tehdit ediyordu, bizim ise manevi hastalıklarımız hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor.
Eyyüb ( a.s ) münacaatına bizim daha çok ihtiyacımız olduğunu görüyoruz.
Onun hastalığından meydana gelen kurtlar nasıl kalbine ve lisanına zarar veriyorsa; Bizlerin de günahlarından gelen yaralar ve yaralardan meydana çıkan vesveseler, şüpheler iman yeri olan batını kalbimize ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhaniyesine ilişip zikirden uzaklaştırır.
Her bir günah kalbimizi lekelendirir ve o günahlardan küfre gidecek yollar vardır. O günahlar istiğfar ile çabuk imha etmezsek kurtlar değil belki küçük bir manevi yılan olarak kalbimizi ısırırlar.
İşte bizim için en büyük imtihan sırrı iman ile hayat-ı dünyadan, hayat-ı ebediye ye intikal etmektir. Dünya hayatımızda başımıza gelen musibetlere isyan edip vaveyla etmektense hikmeti nedir düşüncesine girip istiğfar etmeliyiz.
Eyyüb ( a.s ) ın yaşamış olduğu üç büyük imtihan elbette kolay değildi, fakat kulluktaki teslimiyeti ve ibadetlerinde ki hassasiyeti noktasında başarıyla bu imtihanı geçti. Rabbimiz daha mükemmel ihsanatlar da sabrına mukabil bulundu.
Bizlerde başımızda olan sıkıntılara bu şekilde münacaat etmeliyiz.
Konumuzu Cüneyd-i Bağdadi Hz nin güzel bir sözüyle noktalayalım.
Cüneyd-i Bağdadi : “Sabır, senin acı şeyi yüzünü ekşitmeden içmendir. Yani şikayet ve feryada bulunmadan, hoşnutsuzluk göstermeden, gelen belaya katlanmandır
alıntı....