Sabýr Ýmtihaný

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • kemal864
    Kıdemli Üye
    • Jan 2008
    • 877

    #1

    Sabır İmtihanı

    Hayat bir fırsat ve ganimettir.
    Harcandığında bir daha ele geçmez.
    Boşa gitmemesi, pişmanlıkla bitmemesi için sabır gerekir.
    Kurtulmanın tek çaresi sabretmektir.

    Kişi, ilk olarak gayeye ermek ve
    ibadet edebilmek için tahammül göstermelidir.

    İbadet nefs için büyük bir zahmet ve ağırlıktır.
    Kişi, nefsinin karşı çıkışına ve
    ibadet lezzetine varamamış olanların hallerine uymayıp,
    kötü emsali örnek almayıp sabretmesi lazım gelir.
    Zira sabır kulluğun birinci basamağıdır.

    İkinci olarak, fedakârlık isteyen taat ve ibadete riya
    ve gösterişin katılmamaya da sabretmek gerekir.
    Riya gibi, gösteriş gibi, ihlâssızlık gibi ibadeti bâtıl eden
    hallerden kurtulmak için yine sabır gereklidir.

    Üçüncü olarak, sıkıntı, güçlük ve musibetlerle
    dolu dünya hayatına sabır lazımdır.
    Dünyanın kendisi beladır.
    Allah için olmayan bir dünya hayatı musibettir.
    Seni Allah’a götürmeyen dünya, nimet değil musibettir.

    İnsan hayatı boyunca türlü meşakkatlere katlanır.
    Afetler, hırsızlıklar, uğradığı hakaret ve haksızlıklar...
    Çocukların, akrabaların ölümü, işlerin bozulması, iflâslar vs, vs...
    Türlü türlü musibetler yani.
    Fakat bütün bunlar üzücü olmakla beraber,
    Allah yolunda perde değildir.
    Kulluk için bir imtihandır ve bunlara sabretmek lazım gelir.

    Allah Tealâ’nın sevgili kulları, en çok da peygamberleri sıkıntı çekmiştir.
    Daha sonra veliler, daha sonra da alimler bundan nasibini almıştır.
    Sıkıntı çekmek ahiret için olunca müminin sermayesidir, olgunluğuna sebeptir.
    Dünyanın kadr ü kıymete değmediğini anlamaya vesiledir.

    Rabb-i Zülcelâl bir ayet-i kerimede buyuruyor:
    “And olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihana çekileceksiniz.”
    (Âl-i İmran, 186).

    İmtihanının içine çeşit çeşit belalar, musibetler, dünya hayatının gidişatı...
    Kısaca acı tatlı bütün haller girer.
    Bütün bunlar ibadetten geri kalmak için değil,
    aksine yüzü Allah’a çevirmek için, onunla irtibatlı olmak birer vesiledir.

    Sen yüzünü Allah’a çevirir, kulluk etmek istersin.
    Ama arkadaşların seni kötü alışkanlıklara, nefsin lezzetlerine çevirmeye çalışır.

    Dünya sana musallat olur.
    Bir bakarsın işlerin yolunda, dünyanın zevki sefası seni çağırır.
    Bir bakarsın hayat taş taşımaktan ağır hale gelmiş, içinden çıkılmaz işler olmuş...
    Ne olursa olsun, dünyanın da, hayatın da, bizim de sahibimiz Allah.
    Öyleyse dünyanın zevkine de ezasına da sabredip,
    kulluk etmeye devam edeceğiz.

    Kıyamette yaptıklarımız ortaya çıkar.
    Gençken ölen bir kimse, yaptığı hatalara karşılık:

    “Henüz çok gençtim, hayatın tadına varamamıştım..” der.

    Ama kendisine denilir ki:

    “Yusuf Aleyhisselam kadar genç ve güzel mi idin,
    insanların nefsî ve şehevî duygularına onun kadar muhatap mı oldun?”
    Öyle değil tabii ki...

    Bazıları da: “Öyle fakirdim ki, geçim sıkıntısından ibadet edemedim.
    Eğer rızkım bol olsaydı, daha iyi kulluk ederdim.” der.
    Ona da denilir ki: “İsa Aleyhisselam kadar fakir miydin?
    O bir gün barınmak için mağaraya girdi, oradaki ceylan dile gelerek:
    ‘Ey Allah’ın Nebisi, Allah bu mağarayı bana mesken kıldı.
    Sizin mekânınız evlerinizdir.’ deyince oradan da ayrıldı.
    Taşı yastık yaptı, toprağı yatak, semayı yorgan yaptı, yattı.

    Dünyadan ayrıldığında ondan geriye kalan bir iğne ve bir ibrik idi.

    Sen bu kadar fakir miydin?”

    Zenginler huzura getirilir ve onlar da der ki:
    “Yarabbi sen bize o kadar çok dünya malı verdin ki,
    biz bunlarla uğraşmaktan ibadet ve taate zaman bulamadık.

    ” Onlara da şöyle denir:

    “Siz Süleyman Aleyhisselam kadar zengin miydiniz?
    Ne kadar zengin olursa olsun, sabah namazını kıldıktan sonra düşkünlerin yanına gider, onlarla otururdu.
    Dünya malı ne kadar arttıysa da o bununla meşgul olmadı.”

    Mal-mülk, zenginlik-fakirlik, güzellik-gençlik insanı eğriltmez.
    Eğrilik kişinin içindedir.

    Bu yüzden insan bir an önce içini doğrultmaya çalışmalıdır.

    Bunun için de Mevlâna Hazretleri’nin söylediği gibi:

    Güzel ve kalıcı bir dövmeyle süslenmek isteyen kişinin, dövmecinin iğnesine sabretmesi gerekir.

    Kalplerimize nurun, güzelliğin nakşedilmesi de sabırladır.



  • kemal864
    Kıdemli Üye
    • Jan 2008
    • 877

    #2


    Oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine.

    Dünya sabırla döner.

    Çünkü güneşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır.

    Sabırlı ol.

    Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım.

    Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır."


    Yorum yap

    • Yağmur

      #3
      ve sabır olmasaydı, yeryüzünde bir gün kalınabilir miydi

      Yorum yap

      • kemal864
        Kıdemli Üye
        • Jan 2008
        • 877

        #4
        Sabır, başlı başına bir tesbihtir (Mesnevi II:3175).

        Sabır, ferahlığın anahtarıdır(Mesnevi III: 1848).

        Demir mıknatısa aşıktır. Hep ona doğru koşar.

        Mutlulukta sabra aşıktır ve devamlı ona koşar.

        Yağmur hanım sabretmek çoğu zaman insana meşakkatli gelsede

        insanı sonunda doğruya,güzele ve kurtuluşa erdiriyor..

        Yorum yap

        • Yağmur

          #5
          Ya da kurtuluşa erdiremese de, sabır ve kabulleniş acıyı hafifletiyor..ki o da bir kurtuluş sayılır.
          Bir önceki paylaştığım sözü bir yerde okumuştum..sizin konuyu görünce aklıma geldi paylaşayım dedim..bu da Mevlana'dan;

          Gönderenin ismi belliyse,
          gelen acıya sabretmek nasıl bir lezzettir, tattın mı hiç...?

          Yorum yap

          Hazırlanıyor...