Muhterem Müslümanlar

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • HİCRET
    Gelişmiş Üye
    • Jan 2008
    • 462

    #1

    Muhterem Müslümanlar

    Bir kimsenin, bir toplumun ya da bir milletin yaptıklarının aynısını veya benzerini, üzerinde düşünüp taşınmadan uygulamaya taklit denir. İslâm dini, körü körüne, bilgisizce yapılan ve dinî değerlerle çatışan her taklidi reddeder.
    Dinimiz, kendi ilkelerine ters düşmeyen gelenek ve görenekleri kabul etmiş, hatta onların yaşatılmasını istemiştir. Zira toplumları ayakta tutan, ahlâkî değerlerin yozlaşmasını önleyen, birlik ve beraberliği sağlayan örf ve adetlerdir. Peygamber Efendimiz, kendisine Mekke’nin fethi müyesser olunca, câhiliyye döneminde sürdürüle gelen hacılara su dağıtma (sikâye) işine, yemek ikramı (rifâde), Ka’be’nin bakımı, onarımı ve güvenliği (sidâne) gibi hizmetlere müdahale etmemiş, söz konusu faaliyetleri yürüten kimselerin elinden bu hizmetleri almak isteyenlere fırsat tanımamıştır.


    Değerli Kardeşlerim!

    Kuşaktan kuşağa geçerek günümüze kadar gelen ve toplumda sağlam bir bağ kurarak kaynaşmayı, birlik ve beraberliği sağlayan örf ve adetlerimizi yaşamak ve yaşatmak görevimizdir. Ancak İslam, dinî ve millî değerlerimizle bağdaşmayan örf ve adetlerin, gelenek ve göreneklerin taklit edilmesine, asla cevaz vermemiştir. Kur’ân, çeşitli âyetlerinde mü’minlerden, hakka bağlı kalmalarını, inkarcıların ve müşriklerin yollarına tabi olmamalarını, onların propagandalarına kanmamalarını önemle ister. Nitekim bu konuda şöyle buyurulmaktadır: “Kâfirler, iman edenlere: Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim, derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.
    Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir” [1].


    Mü’min Kardeşlerim!

    Bir günün, bir ayın, bir yılın sona ermesi, hiç şüphesiz önemli bir hadisedir. Çünkü her geçen gün, her biten ay, her sona eren yıl, mü’minin ömür sayfasından koparılan bir yapraktır. Mü’min, geçen zamanın muhasebesini yapar, özeleştiride bulunur, harcadığı zamanın hayırla geçip geçmediğini kontrol eder, geleceğe hazırlık yapar. Mü’min, Yunus Emre’nin, “Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi. Hele bana şöyle gelir, şol göz yumup açmış gibi” ifadesinde yer bulan hasret ile kendine gelir. Mü’min miladî yılbaşını da önemser. Ancak o, Kur’ân’ın emir ve yasaklarına ters düşmeden, gelenek ve göreneklerimizde kabul görmeyen değerlerle haşır neşir olmadan, öbür yıla adımını atar. Başkalarına değil, kendine benzemeye çalışır. İçki, kumar, zina gibi büyük günahlara bulaşmadan, hiçbir aşırılığa ve çılgınlığa kapılmadan; sade, mütevazı ve kulluk bilinci ile yeni yıla girer. Kendisinin, ailesinin, toplumunun, devlet ve milletinin hatta bütün insanlığın hayrına dua ederek yeni yılı selamlar.
    Hutbemi Peygamber Efendimizin mübarek sözleri ile bitirmek istiyorum.
    “Bir kavme benzeyen kimse, onlardandır” [2]. “Bizden başkasına benzeyenler, bizden değildir. Yahudilere ve Hıristiyanlara benzemeyiniz…”[3]. “Şüphesiz siz, sizden öncekilerin yoluna karış karış, arşın arşın tabi olacaksınız. Hatta onlar, bir keler deliğine bile girseler, onların arkasından gideceksiniz.” Bunun üzerine sahabe “Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar Yahudi ve Hıristiyanlar mıdır” diye sordular. Rasûlüllah (s.a.v) “yâ kim olacak! evet onlardır” buyurdular [4].
    Yollar Boşaldı Artık, Yolcular Buldu Vaha

    Yolcular Gitmese de Yollar Gider Allah'a
Hazırlanıyor...