Kendini arayan adam(eve taþan otobüs sohbeti)

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • CUMHUR
    Özel Üye
    • Jan 2008
    • 3964

    #1

    Kendini arayan adam(eve taşan otobüs sohbeti)

    Eve taşan otobüs sohbeti
    Karşıklı sohbetimiz Adana Otobüs Terminaline kadar sürdü. Buraya kadar birçok noktalar halledilmiş, birçoğu da kalmıştı. Önümüzde âcil izahlar isteyen bir yığın konu vardı. Fakat arkadaşımın yolculuğu sona ermişti. O Adana'da kalacak, ben ise Hatay'a doğru devam edecektim.
    İçimden:
    "Keşke razı olsa da bu geceyi birlikte geçirip sohbetimize devam etsek" diye geçirirken, koluma yapışıp:
    "Nereye?" dedi, ciddi bir şekilde.
    "Biliyorsunuz yolum Hatay'a kadar uzanacak" dedim.
    Bir anda kaşlarını yay gibi gerip:
    "Hayır" dedi. "Asla bir yere gidemezsin. Seni, hiçbir yere bırakmam. Böylesine hayatî konular, nasıl yüz üstü bırakılabilir? Şu anda aklım allak-bullak. Bu bunalıma daha fazla tahammül edemem. Mutlaka bir neticeye gitmeliyiz.
    Arkadaşımın teklifine çok sevinmiştim. Buna rağmen ağırdan alarak:
    "Yalnız bir şartım var" dedim. "Bu akşam benim misafirim olursanız kalırım. Yoksa bu teklifinizi kabul edemem."
    Hiç itiraz etmeyerek:
    "Kimin kime misafir olacağı mühim değil." dedi. "Mühim olan, sohbete devam etmemizdir."
    Anlaştık. Niyetim, onu istediğim bir yere götürmekti...
    Arkadaşımı ikna ettikten sonra onu nerede ağırlayacağım konusundaki alternafitleri düşünmeye başladım.
    Kendi fikir hayatı içerisinde çok önemli bir yeri olan "o adam"ı, rastgele bir yere veya bir otele götüremezdim. Tanıdığım arkadaşlara haber verip, onları başıma da toplayamazdım. Çünkü bu durum onu evhamlandırabilir ve bütün bütün ürkütebilirdi.
    En iyisi "o adam"ı, kendi evim diyebileceğim bir yakınımın evine götürmekti. Yanımızda da ev sahibinden başka hiç kimse olmamalıydı.
    Bunun için bir ziraat mühendisi arkadaşımın evine telefon ederek durumu kendisine kısaca anlattım. Çok heyecanlanmıştı.
    "Siz beni orada bekleyin" dedi. "Gelip sizi taksiyle alayım."
    Biz otobüs terminalinde beklerken, göz ucuyla "o adam"ı süzüyordum. Elindeki kâğıda bazı notlar alıyordu. Daha sonra o notların, aklına gelen ve sormak istediği sorular olduğunu anlayacaktık.
    Altmış civarında bir soru listesi!
    Akşam ezanları okunurken taksiye bindik.
    Çevresine karşı devamlı surette güler yüzlü ve sempatik görünen "o adam", şimdi içine kapanmış ve sanki iç dünyasında kaybolmuştu.
    Eve geldiğimizde henüz ayakkabılarımızın bağını çözüyorduk ki, bana dönerek:
    "Peki", dedi. "Öldükten sonra dirilme konusunda bazı şeyler konuştuk. Ama bence mümkün değil. Çünkü vücûdumuz kabirde toprak olacak. Atomlarımız, yel, sel ve bazı hayvanlar tarafından başka yerlere götürülüp dağıtılacak. Bu şekilde her şey darma dağın olacak. Siz de kalkıp tekrar dirileceğiz diyorsunuz?"
    Kapı önünde sorulan bu soruya çok şışırmıştık. Oysa ki "o adam", büyük bir fikir mücadelesi içinde kıvranıyordu. Aklına hücum eden sorular beyninde öylesine tepiniyordu ki, birer ikişer kontrolsüz olarak dışarı taşıyor ve sabrı, içeri geçmeye yetmiyordu.
    Ev sahibi benden önce davranarak:
    "Merak etmeyin efendim" dedi. "Hele şöyle bir içeri geçip soluklanalım. Sonra da karnımızı bir güzel doyuralım. İnanın bu gece herşey hallolacak, hiç merak etmeyin."
    Arkadaşımla birlikte yan odada kıldığımız namazdan sonra, hep beraber yemek yedik. Ardından gelen çayları içtikten sonra, keyifli bir sohbete hazır olduğumuzu hissediyorduk. Zaten "o adam"ın da sohbete devam etmekten başka bir şey düşünmediğini biliyorduk. Cebindeki soru listesini çıkarmış vaziyette bekliyordu.
    Sofranın kaldırılmasını bile beklemeden:
    "Bugün benim için çok önemli" dedi. "Belki bu sohbet sizin için sıradan ve rastgele bir tartışma olabilir, ama bana göre öyle değil... Ben hayatımda sayısız toplantılara katıldım. Sayısız insan veya gruplarla tartıştım, fikirlerimi anlattım, tezlerimi savundum. Öyle günler oldu ki, dünyanın sayılı marksistleriyle birlikte, marksizmin açmazlarını, katı ve anlaşılmaz yerlerini, tenkit edilen ve beğenilen yönlerini günümüze adapte etme konusunu anlattığım zaman, herkesin takdirlerini almıştım. Dış ülkelerde, özellikle sosyalist devletlere gittiğimde, dünya çapında liderlere bile doğru bildiğimi tereddütsüzce haykırdım, alkışlandım ve göklere çıkarıldım. Ama şunu samimiyetle söyleyeyim ki, o günlerin şâşaalı hatıraları, bana bu anın heyecanını vermedi.
    "Neden dersiniz?
    "Benim yarım asırlık bir dâvâm var. İki-üç saatlik otobüs seyahati anında aramızda öyle önemli konuşmalar geçti ki, itiraf etmek zorundayım, bu dâvâm ve fikirlerim önemli yaralar aldı. Adana terminaline kavuşmamız, bir kurtarıcıya sığınmak gibi oldu.
    "Ama, bu beni çok düşündürdü.
    "Biz Marksizmi tek yol ve tek alternatif olarak sunuyoruz. Bu yolculukta, ikinici bir tez de bana ağırlığını hissetirmeye başladı. Bunun için kendi kendime dedim ki: 'Eğer marksizmi çürüten bir tez varsa, onu mutlaka bilmeliyim. Bundan kaçmak, kurtuluş değildir. Bugün kulağımı tıkıyacağım bu alternatif, yarın başka bir yerde yine karşıma çıkar. Öyleyse bu alternatifin detayını bilmek zorundayım.'
    "Bana göre, her fikir adamının bir ölçüsü olmalı. Bu ölçü de, karşısına çıkan güzel bir görüşü, iyi bir fikri ve isabetli alternatifleri dinleme veya okumak zorunda olmasıdır. Yoksa bir fikir taassubu veya fikir yobazlığı dediğimiz bir durum ortaya çıkar ki, o zaman kimse karşısındaki insana bir şey anlatamaz. Bu ise, doğruya ve en iyiye giden yolları tıkamaktır. Mantık susar, hisler ve tarafgirlik konuşur.
    "Birileri bana muhtaç olduğum doğru şeyleri anlatınca, ona teşekkür etmem gerekir. Çünkü bana hazır bir malzeme sunmuş oluyor.
    "İşte yol boyunca benim çok muhtaç olduğum bazı doğrulara işaret edildi. Daha doğrusu, benim kapalı dünyamın bazı kapıları bir derece aralandı. Ne tam olarak savunduğum fikirlerim çürütülmüştü, ne de bu doğrular tam olarak bana anlatılabildi. Her şey bundan olacak ki, şu anda aklım bir savaş meydanı gibi. Her şey bulanık ve birbirine girmiş bir halde... Buna kesin bir çözüm istiyorum. Yoksa bu bunalıma daha fazla tahammül edemem."
    Notlarını ve sorularını yazdığı elindeki kâğıdı göstererek:
    "Bu kâğıda bir liste yaptım" dedi. "Yani aklıma gelen soruları sıraladım. Altmış civarında... Bu sorular, belki size klâsik ve bilinen şeyler olarak gelebilir. Ama benim için, hayatî şeylerdir."
    Ev sahibimiz, kendine has tatlı bir tebessümle söze karıştı:
    "Beyefendi" dedi. "İsterseniz sorularınıza başlayalım. Ama başlamadan önce sizden bir istirhamım olacak. O da şudur; 'Sohbetimizi müsamaha, anlayış ve iki iyi dost gibi hoşgörü havasında yürütmemiz gerekecek."
    Muhatabımız, hemen devreye girerek:
    "Ben de bunu istiyorum" dedi. "Şunu tekrar ve açıkça söylüyorum ki: Ne söylediğini ve ne söylenildiğini anlayan düşmanı, ne söylediğini ve ne söylenildiğini anlamayan dosta tercih ederim. Herhalde bu yeter."
    Misafirimiz, ne kadar olgun, hakperest ve gün görmüş birisi olduğunu bir kere daha gösteriyordu.
    Konuşmasına devam ederek:
    "Hocam" dedi. "Otobüste de uzunca konuştuğumuz bir konuyu tekrar açmak istiyorum. Yani, şu âlemin bir yaratıcısının olması şart mıdır? Bu konuda mantıkî ve ilmî izahlar istiyorum."

    alıntı.............
    Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem...
    Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşduran bir köprüdür
Hazırlanıyor...