A dan Z' ye Osmanlýca Kelimelerin Anlamlarý

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
Yeni mesaj
  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #1

    A dan Z' ye Osmanlıca Kelimelerin Anlamları

    A dan Z' ye Osmanlıca Kelimelerin Anlamları


    ÂBÂ VÜ ECDAD: Babalar, dedeler, atalar.
    ABÂ: Bazı dervişlerin ve ilmiye mensuplarının giydikleri yünden yapılmış bir giysi.
    ABD: Kul, köle, mahlûk. Tasavvufta kâmil müslüman.
    ABD-ı MEMLUK: Kul, köle.
    ABES: Boş, saçma.
    ÂB-I HAYAT: Hayat suyu, içene ebedî hayat veren efsanevî su.
    ÂBıR-ı SEBÎL: Yolda giden yolcu.
    ACÂıB VE GARÂıB: Anlaşılmaz ve tuhaf.
    ACÂıB-ı DEKÂıK: Anlaşılmaz hileler, ince oyunlar.
    A'CEMÎ: Arap olmayan.
    ACÎB: şaşılacak ve hayret edilecek şey.
    ACÛZ: Âcizler, beceriksizler, yaşlı kadın.
    ACZ-I BEşERÎ: ınsanın acizliği, güçsüzlüğü.
    ACZ-I KÜLLÎ: Tam güçsüzlük.
    A'DÂ: 1. "Adüvv"ün çoğulu. Düşmanlar. 2. Pek zâlim, pek gaddar.
    A'DÂD: "Aded"in çoğulu. Sayılar.
    ÂDÂT-I CARıYE: Kullanılan âdetler, yaşayan sosyal kurallar.
    ADÂVET: Düşmanlık, husumet.
    ADEM: Yokluk.
    ADEM-ı KÜLLÎ: Tam yokluk.
    ADEM-ı MÜSÂVÂT: Eşitsizlik.
    ADEMÎ: Yokluğa ait.
    ÂDET-ı CÂHıLıYYE: ıslâm'dan önceki putperestlik ve müşriklik devrine ait âdet.
    ÂDETULLAH: Allah'ın kâinatta câri olan usûl ve kanunu, sünneti.
    ÂDıL: Adalet sahibi, doğru adaletli.
    ADÎL: Benzer, eş, akran.
    ADL: Adalet, çok adaletli.
    ÂFÂK: "Ufuk"un çoğulu. Ufuk, yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak daire. Âfak, ufuklar, dış âlemler.
    ÂFÂKÎ: Havâî, herhangi bir dayanağı olmayan şey. Mekke'ye mikat sınırları dışından gelenler.
    ÂFÂT: Âfetin çoğulu, musibetler, büyük felaketler.
    ÂFÎF: ıffetli, namuslu, terbiyeli, haramdan sakınan, nezih.
    AFV Ü GUFRÂN: Bağışlama ve yarlığama.
    AFV: Affetme, suçu bağışlama.
    ÂGÂH: Uyanık, basiretli haberdar.
    AğNAM: "Ganem"in çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.
    AğNıYÂ: "Ganî"nin çoğulu. Zenginler.
    AğRAZ: Maksatlar, arzular, amaçlar.
    AğRAZ-I DÜNYEVıYYE: Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.
    AğRÂZ-I FÂSıDE: Bozuk maksatlar, bozguncu niyetler.
    AğRAZ-I NEFSÂNıYYE: Nefsanî maksatlar, nefsî arzular.
    AğRAZ-I şAHSıYYE: şahsî maksatlar, ferdî niyetler.
    ÂğÛş: Kucak, sığınılacak yer.
    AğYÂR: Başkaları, düşmanlar, yabancılar.
    ÂHAD HABER: Bir kişi tarafından rivayet edilen hadis veya rivayetler.
    ÂHÂD: "Ehad'in çoğulu. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar.
    ÂHAR: Başkası, diğeri, yabancı.
    AHBÂR: "Haber"in çoğulu. Haberler.
    AHBÂR-I SADIKA: Doğru haberler.
    AHD U EMÂN: And ve emniyet, korkusuzluk, güvenlik.
    AHD U MÎSÂK: Yemin ve anlaşma, kesin söz.
    AHD: 1. Söz verme. 2. Yemin, and. 3. Devir, zaman, gün.
    AHD-ı HARıCÎ: Daha önceden ismi bilinen kişilere veya şeylere işaret eden Lâm-ı tarif.
    ÂHENG: Uygunluk ve düzen.
    AHFÂ: Çok gizli, en gizli.
    AHFÂD: "Hafîd"in çoğulu. Torunlar.
    AHıD: (Bak: AHD).
    ÂHıR ZAMAN PEYGAMBERı: Son zaman Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.).
    ÂHıR ZAMAN: Son zaman, dünyamızın son çağı.
    AHıZ: (Bak: AHZ)
    AHKÂM: Hükümler, kanunlar.
    AHKÂM-I AMELıYYE: Tatbikata ait hükümler, uygulanan kurallar.
    AHKÂM-I EZELıYYE: Ezelî hükümler, başlangıcı bilinmeyen hükümler.
    AHKÂM-I FER'ıYYE: Asla ait olmayan, ikinci derecedeki hükümler.
    AHKÂM-I ULUHıYYET: Allahlık hükümleri, ilâhlık hükümleri.
    AHKÂM-I UMÛMıYYE: Umûmî hükümler.
    AHKEMU'L-HÂKıMıN: Hükümdarların hükümdarı, hâkimlerin hâkimi olan Allah.
    AHLÂK-I ZEMÎME: Kötü huylar, çirkin davranışlar.
    AHLÂM: "Hulm"ün çoğulu, karışık rüyalar.
    AHRÂR: Hürler, esir ve köle olmayanlar.
    AHSEN: "Husn"den. En güzel, pek güzel, daha güzel.
    AHSEN-ı TAKVÎM: En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.
    AHSENÜ'L-KASAS: 1. Kıssaların, hikâyelerin en güzeli. 2. Yusuf Sûresi.
    AHZ: 1. Alma, tutma, kabzetme, 2. Kabul etme. 3. Tessellüm. 4. Sorgulama.
    AKABE: 1. Sarp ve çıkılması zor yokuş, bâdire. 2. Tehlike. 3. Tehlikeli geçit. 4. Bugün Ürdün sınırları içinde bulunan bir şehir.
    AKÂıD: Akîdeler, inançlar, dinin itikadî hükümleri.
    AKAR: Gelir, gelir getiren gayr-ı menkuller.
    AKD: 1. Anlaşma, sözleşme. 2. Bağlama, düğümleme.
    ÂKIBET: Nihayet, sonuç.
    ÂKIDEYN: Anlaşma veya sözleşme.
    ÂKIL BÂLığ: Ergenlik, olgunluk çağına gelen.
    ÂKILÂNE: Akıllıca.
    AKÎDE: ıtikad, iman.
    ÂKıF: 1. ıbadette devamlı olan kimse. 2. Sebat eden.
    AKıKA: Yeni doğan çocuk için Allah'a şükür maksadıyla kesilen kurban.
    AKÎM: 1. Beyhude, boş yere. 2. Kısır erkek veya kadın.
    AKL-I SELÎM: Doğru düşünen, doğru anlayan, doğru karar veren akıl.
    AKLÎ: Akla ait, akla uygun.
    AKRÂN: Birbirine benzeyenler, em-sâl, yaşıt, denk.
    AKRıBA: Akraba, aralarında soy veya sihriyetçe yakınlık olanlar.
    AKSÂ: En uzak, en son.
    AKSÜ'L-AMEL: Tepki, istenilen şeyin zıddının hâsıl olması.
    AKTAR: Baharatçı.
    AKTÂR: Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.
    AKVÂ ve AHZAR: Daha kuvvetli ve daha açık.
    AKVÂ: Daha kuvvetli, en kuvvetli.
    AKVÂL: "Kavl"in çoğulu. Kaviller, sözler.
    AKVÂM: Kavimler, milletler.
    AKVÂM-I SÂıRE: Diğer kavimler.
    A'LÂ: En yüce.
    ALADDERECÂT: Derecelere göre.
    ALÂK SÛRESı: Kur'ân-ı Kerim'in 96. sûresi.
    ALAKA: "Alak"dan yapışkan sıvı, embriyo.
    ÂLÂM: Elemler, kederler, acılar.
    ALÂMET: ışaret, nişan.
    ALÂMET-ı FARıKA: Bir şeyi diğerinden ayırıcı işaret. Belirgin özellik.
    ÂLÂT: Âletler, vasıtalar.
    ÂLÂT-I CıSMANıYYE: Maddî âletler.
    A'LÂ-YI ıLLıYYÎN: Cennette en yüksek derece, olgun kişilerin Allah katındaki dereceleri.
    ALE'L-HUSÛS: Hususiyetle, özellikle.
    ALE'L-USÛL: Usûl üzere. Usûle göre, usulen.
    ÂLEM: Kâinat, dünya.
    ALEMDÂR: Bayraktar, sancaktar.
    ÂLEM-ı CıSMANıYYE: Maddî âlem, kâinat, dünya.
    ÂLEM-ı EşBÂH: "şebah"tan: 1. Cisimler âlemi, varlıklar âlemi. 2. Hayaller âlemi."şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.
    ÂLEM-ı KABıR: Kabir âlemi.
    ALESSEVıYYE: Aynı seviyede, eşit olarak.
    ÂL-ı FıRAVUN: Firavun ailesi. Firavun soyu.
    ÂLışÂN: şan ve şerefi yüksek olan.
    ALıYYU'L-A'LÂ: Pek iyi. Fevkalâ-de.
    ALLAH BES BÂKÎ HEVES: Allah yeter, başkası gelip geçici istektir, hevestir.
    ALLÂME: Bilginlerin en bilgilisi.
    ALLÂMÜ'L-GUYÛB: Esmâ-i Hüs-nâ'dan biri, bütün gizlileri bilen Allah.
    ÂMÂ: Kör.
    AMDEN: Kasten, bile bile, isteyerek.
    AMELDE ı'TıDÂL: Amelde aşırılıktan uzak, dengeli.
    AMEL-ı SALıH: Allah'ın rızasına uygun olan her iş.
    AMELıKA: Eskiden Sîna yarımadasında yaşamış olan bir kavim.
    AMÎK: Derin. Bahr-i amîk: Derin deniz. Fikr-i amîk: Derin düşünce.
    ÂMıL: 1. Sebep. 2. ış yapan. 3. Zekat toplayan memur.
    ÂMM: Umumî, genel.
    AMR: Bir erkek ismi.
    AMÛD: Direkler, sütunlar.
    ANÂSIR-I MUHTELıFE: Çeşitli unsurlar.
    ANKA-YI MUğRıB: ısmi var, cismi yok. Ankâ kuşu.
    ANVETEN: Cebren, kahren, zorla, sıkıntı ile.
    ANYEDıN: Elden.
    ÂRÂBÎ: Bedevî. Çölde yaşayan köylü.
    A'RÂF: Cennetle cehennem arasında bulunan bir yer.
    ARAFAT: Mekke'ye 12 mil yani takriben 20 km. uzaktaki bir yer. Hacca gidenler Zilhicce'nin 9. günü buraya gelerek bir müddet vakfe yaparlar.
    ARASAT: Mahşer yeri, haşir ve neşir meydanı.
    ARAZ: 1. ışaret, alâmet. 2. Tesadüf. 3. Kaza, felaket. 4. Kendi kendine vücut bulmayıp başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.
    AREFE: Kurban bayramından bir önceki gün.
    ARIZÎ: Sonradan hasıl olan şey. Geçici.
    ÂRÎ: Temiz, hür, uzak.
    ÂRıF: Anlayışlı, bilgili.
    ARş: 1. Taht. 2. Dokuzuncu gök. 3. Çardak. 4. Cenab-ı Hakk'ın kudret ve azametinin tecelli ettiği yer.
    ARZ: yeryüzü, dünya, genişlik.
    ARZ-I MUKADDES: Kutsal ülke. Kudüs, Filistin.
    ASÂ: Değnek, sopa, baston.
    ASABÂT: 1. Baba tarafından olan akrabalar. 2. şer'an miras alamayan akrabalar.
    ASABE: Baba tarafından akraba olanlar.
    ASAHH-I RıVÂYET: En doğru olan rivayet.
    ÂSÂR: Eserler.
    ÂSÂR-I ATÎKA: Eski eserler.
    ASÂ-YI MÛSÂ: Hz. Musa'nın sopası.
    ASGARı: En az, en küçük.
    ASHAB: Hz. Peygamber'i mümin olarak gören ve o iman üzere ölen kimseler.
    ASHÂB-I KEHF: Mağara arkadaşları. Bunlar, zamanlarındaki zalim hükümdarlarının şerrinden mağaraya sığınan ve orada yıllarca uyutulduktan sonra tekrar diriltilen, köpekleri ile birlikte, yedi sekiz kişiydiler.
    ASHAB-I MEş'EME: Uğursuz, şerli kişiler, kötüler.
    ASHAB-I MEYMENE: Uğurlu kişiler, iyi kimseler.
    ASHAB-I YEMıN: Uğurlu, meymenetli kimseler.
    ÂSIF: şiddetli rüzgar, fırtına.
    ÂSı: ısyan eden.
    ÂSıM: Günah işleyen, günahkâr.
    ASNÂM: "Sanem"in çoğulu. Putlar.
    ASR: 1. ıkindi namazı. 2. ıkindi vakti. 3. Yüzyıl, çağ.
    AşR: Kur'ân-ı Kerim'den on âyet miktarı okunan kısım.
    ATÂ: ıhsan, lütuf, bağışlama.
    ATALET: Tembellik, hareketsizlik.
    ATF-I BEYAN: Kapalı bir sözü, açıklayan cümle.
    ATIF (ATF): 1. Eğme, meyletme, 2. Bağlama.
    ÂTıH: Bunak.
    ATıYYE: Hediyye, ihsan, bahşiş.
    ATTAR: (Bak: AKTAR)
    AVÂLÎ: Yüceler, büyükler. Medine etrafındaki semtler.
    AVAM: 1. Halk. 2. Soylu veya bilgin olmayanlar.
    AVÂMıL: 1. Âmiller, sebepler. 2. Arap nahvine ait ve bu isimdeki kitap.
    A'YÂN: 1. ıleri gelenler. 2 Gözdeler.
    A'YÂN-I SABıTE: Allah'ın ilminde varlıkların değişmez suretleri, öz mahiyetleri.
    ÂYÂT: Âyetler.
    ÂYÂT-I BEYYıNAT: Açık seçik âyetler.
    ÂYÂT-I TEKVıNıYYE VE TEşRııYYE: Yaratılışa ve şeriata ait âyetler.
    AYIN: Arap alfabesinin 21. harfi. Ebced hesabında sayı değeri 70'dir.
    ÂYıN: 1. Tören, âdet. 2. Dinî bazı gösteriler. Mevlevî âyini gibi.
    AYN: 1. Göz, 2. Pınar. 3. Eşyanın hakikatı.
    AYNE'L-YAKÎN: Müşahede ve keşif ile hâsıl olan ilim.
    A'ZÂ: Uzuvlar, organlar, üyeler.
    AZÂB: 1. Büyük sıkıntı, şiddetli elem. 2. Dünyada işlenen günahlara karşı ahirette çekilecek ceza.
    AZÂB-I NÂR: Cehennem azabı.
    ÂZÂDE: Serbest, hür, kayıtlardan kurtulmuş.
    AZ'AF-I MUZÂAF: Kat, kat, pekçok.
    AZAMET: Büyüklük, kibirlilik.
    AZDÂD (EZDÂD): Zıd olan şeyler.
    AZHAR: En açık:
    AZÎMÜ'ş-şÂN: şânı büyük.
    AZÎZ: 1. Allah'ın isimlerinden biri. Değerli. 2. Ermiş, velî.
  • mehtap
    Çalışkan Üye
    • Oct 2009
    • 1371

    #2
    â (F.) [ 1 [آ .ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı
    pekiştiren yeni kelimeler türetmeye yarayan orta ek.
    a’dâ (A.) [ اعدا ] düşmanlar.
    a’dâd (A.) [ اعداد ] sayılar.
    â’ik (A.) [ عائق ] engel.
    a’lâ (A.) [ اعلی ] en yüksek, en yüce.
    a’lâf (A.) [ آلاف ] otlar.
    a’lâl (A.) [ 1 [اعلال .hastalıklar. 2.sebepler.
    a’lâm (A.) [ 1 [اعلام .bayraklar. 2.özel isimler.
    a’lem (A.) [ اعلم ] en iyi bilen.
    a’mâ (A.) [ اعمی ] kör.
    a’mâk (A.) [ اعماق ] derinlikler.
    a’mâl (A.) [ اعمال ] işler, ameller, davranışlar.
    a’mâr (A.) [ 1 [اعمار .ömürler. 2.yaşlar.
    a’nî (A.) [ اعنی ] yani.
    a’râb (A.) [ اعراب ] Araplar, çöl arapları.
    a’râbî (A.) [ اعرابی ] çöl arabı.
    a’râz (A.) [ اعراض ] belirtiler.
    a’sâb (A.) [ اعصاب ] sinirler.
    a’sâr (A.) [ اعصار ] yüz yıllar.
    a’şâr (A.) [ اعشار ] öşür vergileri, onda birler.
    a’şârî (A.) [ اعشاری ] ondalık.
    a’vec (A.) [ اعوج ] yamuk, eğri büğrü.
    a’ver (A.) [ اعور ] tek gözlü.
    a’yâd (A.) [ اعياد ] bayramlar.
    a’yân (A.) [ 1 [اعيان .ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.
    a’yün (A.) [ 1 [اعين .gözler. 2.pınarlar.
    a’zâ (A.) [ 1 [اعضا .üyeler. 2.organlar.
    a’zam (A.) [ اعظم ] en büyük.
    âb (F.) [ 1 [آب .su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu.
    8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
    âb (F.) [ آب ] Ağustos.
    âb -ı âbistenî [ 1 [آب آبستنی .meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.
    âb -ı adâlet [ 1 [آب عدالت .adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
    âb -ı ahmer [ 1 [آب احمر .kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
    âb -ı âteşîn [ 1 [آب آتشين .ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
    âb -ı bâdereng [ 1 [آب باده رنگ .kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
    âb -ı engûr [ 1 [آب انگور .üzüm suyu. 2.şarap.
    âb -ı harâbât [ آب خرابات ] (meyhane suyu) şarap.
    âb -ı kevser [ 1 [آب کوثر .cennet suyu, 2.şarap.
    ab’âb (A.) [ عبعاب ] vantrolog.
    abâ (A.) [ 1 [عبا .kaba yün kumaş. 2.aba.
    âbâ’ (A.) [ 1 [آباء .babalar. 2.gezegenler.
    âbâd (A.) [ آباد ] ebedler.
    âbâd (F.) [ آباد ] bayındır, mamûr.
    âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
    âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
    âbâdân (F.) [ آبادان ] bayındır.
    âbâdânî (F.) [ آبادانی ] bayındırlık.
    âbâdî (F.) [ 1 [آبادی .bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.
    âbâl (A.) [ آبال ] develer.
    âbân (F.) [ آبان ] Âbân ayı.
    abâpûş (A.-F.) [ 1 [عباپوش .abalı. 2.derviş. 3.yoksul.
    âbâr (A.) [ آبار ] kuyular.
    âbcâme (F.) [ آبجامه ] su kabı.
    âbçîn (F.) [ آبچين ] peştemal.
    abd (A.) [ 1 [عبد .kul. 2.köle.
    âbdân (F.) [ 1 [آبدان .su kabı. 2.mesane.
    âbdâr (F.) [ 1 [آبدار .sulu. 2.parlak. 3.hoş
    âbdendân (F.) [ 1 [آبدندان .bön. 2.âciz.
    abdest (F.) [ 1 [آبدست .abdest. 2.paylama.
    abdesthâne (F.) [ 1 [آبدستخانه .tuvalet. 2.abdest alınan yer.
    abdestlik (F.-T.) kısa cübbe.
    âbek (F.) [ 1 [آبک .sulu. 2.cıva.
    abes (A.) [ عبث ] saçma, abes.
    âbgîne (F.) [ 1 [آبگينه .kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.
    âbgîr (F.) [ 1 [آبگير .havuz. 2.su birikintisi.
    âbgûn (F.) [ 1 [آبگون .su rengi. 2.mavi.
    abher (A.) [ 1 [عبهر .nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
    âbhîz (F.) [ آبخيز ] büyük dalga.
    âbhord (F.) [ آبخورد ] nasip.
    âbırû (F.) [ آبرو ] yüzsuyu.
    âbî (F.) [ آبی ] mavi.
    âbid (A.) [ 1 [عابد .ibadet eden. 2.erkek adı.
    abîd (A.) [ 1 [عبيد .kullar. 2.köleler.
    âbidât [ آبدات ] anıtlar.
    âbide (A.) [ آبده ] anıt.
    âbidevî (A.) [ آبدوی ] anıtsal.
    âbile (F.) [ 1 [آبله .su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.
    âbir (A.) [ عابر ] yaya.
    âbisten (F.) [ آبستن ] gebe.
    âbistengâh (F.) [ آبستنگاه ] döl yatağı.
    âbişhor (F.) [ 1 [آبشخور .sulama yeri. 2.nasip.
    âbkâr (F.) [ 1 [آبکار .saka. 2.ayyaş.
    âbkeş (F.) [ 1 [آبکش .saka, su çeken. 2.kevgir.
    âbnûs (F.) [ آبنوس ] abanoz.
    âbrâh (F.) [ آبراه ] su yolu, kanal.
    abraş (A.) [ ابرش ] alacalı.
    âbrîz (F.) [ 1 [آبریز .tuvalet. 2.ıbrık.
    âbşâr (F.) [ آبشار ] çağlayan.
    abûs (A.) [ عبوس ] somurtkan.
    âbühava (F.-A.) [ آب و هوا ] iklim.
    âbzih (F.) [ 1 [آبزه .su kaynağı. 2.gözyaşı.
    âc (A.) [ عاج ] fildişi.
    âc (F.) [ آج ] ılgın ağacı.
    acâib (A.) [ عجائب ] tuhaf, ilginç, acaip.
    acâleten (A.) [ عجالة ] alelacele.
    aceb (A.) [ 1 [عجب .tuhaflık. 2.acaba.
    acebâ (A.) [ عجبا ] acaba.
    acele (A.) [ عجله ] acele.
    aceleten (A.) [ عجلة ] çarçabuk, alelacele.
    acem (A.) [ 1 [عجم .arap olmayan. 2.İranlı, acem.
    acemaşîran (A.) [ عجم عشيران ] Türk mûsikisinde bir makam.
    acemce (A.-T.) Farsça.
    acemî (A.) [ 1 [عجمی .deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
    acemistan (A.-F.) [ عجمستان ] İran.
    acemiyân (A.-F.) [ 1 [عجميان .deneyimsizler. 2.İranlılar.
    aceze (A.) [ عجزه ] düşkünler, âcizler.
    acîb (A.) [ عجيب ] tuhaf, acayip, ilginç.
    acîbe (A.) [ عجيبه ] şaşılacak şey.
    âcil (A.) [ عاجل ] acil.
    âcilen (A.) [ عاجلا ] derhal, acil olarak.
    acîn (A.) [ عجين ] macun, yoğurulmuş.
    âciz (A.) [ 1 [عاجز .aciz. 2.ben.
    âcizâne (A.-F.) [ 1 [عاجزانه .acizce. 2.alçakgönüllüce.
    âcizî (A.-F.) [ عاجزی ] acizlik.
    âciziyyet (A.) [ عاجزیت ] acizlik.
    âcizleri (A.-T.) bendeniz, ben.
    acûl (A.) [ عجول ] aceleci.
    acûlâne (A.-F.) [ عجولانه ] acele acele.
    acûz (A.) [ 1 [عجوز .kocakarı. 2.cadı.
    acûze (A.) [ 1 [عجوزه .kocakarı. 2.cadı.
    âcür (F.) [ 1 [آجر .tuğla. 2.kiremit.
    acz (A.) [ عجز ] acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
    âdâb (A.) [ 1 [آداب .edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
    adalât (A.) [ عضلات ] kaslar.
    adale (A.) [ 1[عضله .kas. 2.kaslar.
    adâlet (A.) [ عدالت ] adalet.
    adaletkâr (A.-F.) [ عدالتکار ] adil, adaletli.
    âdât (A.) [ عادات ] âdetler, alışkanlıklar.
    adâvet (A.) [ عداوت ] düşmanlık.
    adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
    add (A.) [ عد ] sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
    addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek.
    addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek.
    addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
    aded (A.) [ عدد ] sayı.
    adeden (A.) [ عددا ] sayıca.
    adedî (A.) [ عددی ] sayısal.
    âdem (A.) [ 1 [آدم .ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
    adem (A.) [ عدم ] yokluk, bulunmama, adem.
    adem -i muvaffakiyet [ عدم موفقيت ] başarısızlık.
    adem -i muvazenet [ عدم موازنت ] dengesizlik.
    adem -i riâyet [ عدم رعایت ] uymama..
    adem -i te’lîfiyet [ عدم تأليفيت ] uzlaşamama, bir araya gelememe.
    adem -i teveccüh [ عدم توجه ] ilgisizlik.
    ademâbâd (A.-F.) [ عدم آباد ] yokluk ülkesi.
    âdemhâr (A.-F.) [ آدم خوار ] yamyam, insan yiyen.
    âdemî (A.-F.) [ 1[آدمی .insanoğlu. 2.insanlık.
    âdemiyân (A.-F.) [ آدميان ] insanlar.
    âdemiyyet (A.) [ 1 [آدميت .insanlık. 2.adamlık.
    ades (A.) [ عدس ] mercimek.
    adese (A.) [ عدسه ] mercek.
    âdet (A.) [ عادت ] alışkanlık, âdet.
    âdeta (A.) [ عادتا ] basbayağı.
    âdeten (A.) [ عدتا ] âdet olarak, geleneklere göre.
    adhâ (A.) [ اضحی ] kurbanlar.
    âdi (A.) [ عادی ] sıradan, âdi, değersiz.
    adîd (A.) [ عدید ] birçok.
    adîde (A.) [ عدیده ] birçok.
    âdil (A.) [ عادل ] adaletli.
    adîl (A.) [ عدیل ] eşit, denk.
    âdilâne (A.-F.) [ عدلانه ] adilce.
    adîm (A.) [ عدیم ] yok olan.
    adîmülimkân (A.) [ عدیم الامکان ] imkânsız.
    âdiye (A.) [ عادیه ] alışılmış, sıradan.
    adl (A.) [ عدل ] adalet.
    adlâ’ (A.) اضلاع ] kenarlar.
    adlî (A.) [ عدلی ] adalet ile ilgili.
    adliyye (A.) [ عدليه ] mahkeme, adliye.
    adn (A.) [ عدن ] cennet.
    adû (A.) [ عدو ] düşman.
    âfâk (A.) [ آفاق ] ufuklar.
    âfâkî (A.) [ 1 [آفاقی .nesnel. 2.şuradan buradan konuşma.
    âfât (A.) [ آفات ] afetler, belalar.
    âferîde (F.) [ آفریده ] yaratık, yaratılmış, mahluk.
    âferîdgâr (F.) [ آفریدگار ] yaratan, Tanrı.
    âferîn (F.) [ آفرین ] bravo, çok yaşa, aferin.
    âferîn (F.) [ آفرین ] yaratan.
    âferînende (F.) [ آفریننده ] yaratıcı.
    âferîniş (F.) [ آفرینش ] yaratılış.
    âfet (A.) [ 1 [آفت .afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
    âfet -i cân [ 1 [آفت جان .can belası. 2.güzel.
    âfet -i devrân [ 1 [آفت دوران .güzel, dilber.
    âfetengîz (A.-F.) [ آفت انگيز ] afet getiren.
    âfetresân (A.-F.) [ آفت رسان ] bela getiren.
    âfetzede (A.-F.) [ آفت زده ] belaya uğramış, afet görmüş.
    afîf (A.) [ عفيف ] iffetli.
    âfil (A.) [ 1 [آفل .batan. 2.görünmez olan.
    âfitâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âfitâbcemâl (F.-A.) [ آفتاب جمال ] güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
    parlayan, sevgili, maşuk.
    âfiyet (A.) [ عافيت ] esenlik.
    âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.
    afiyetbahş [ آفيت بخش ] afiyet verici.
    afrika (A.) [ افریقا ] Afrika kıtası.
    afsun (F.) [ افسون ] büyü, efsun.
    âftâb (F.) [ آفتاب ] güneş.
    âftâbe (F.) [ آفتابه ] ıbrık, su kabı.
    âftâbgîr (F.) [ آفتابگير ] güneş alan, güneş gören.
    âftâbî (F.) [ آفتابی ] güneşlik.
    âftâbrû (F.) [ آفتاب رو ] parlak yüzlü.
    afv (A.) [ عفو ] bağışlama, af.
    âgâh (F.) [ آگاه ] haberdar.
    âgâh etmek haberdar etmek.
    âgâh olmak haberdar olmak.
    âgâhî (F.) [ آگاهی ] haberdarlık.
    âgeh (F.) [ آگه ] haberdar.
    âgehî (F.) [ آگهی ] haberdarlık.
    âgîn (F.) [ آگين ] dolu.
    âgûş (A.) [ آغوش ] kucak.
    âğâliş (F.) [ آغالش ] kışkırtma.
    ağayân (T.-F.) [ آغایان ] ağalar.
    âğâz (F.) [ 1 [آغاز .başlama. 2.başlangıç.
    ağbiyâ (A.) [ اغبيا ] kalın kafalılar.
    âğişte (F.) [ آغشته ] bulaşmış, bulanık.
    ağlâl (A.) [ 1 [اغلال .boyunduruklar. 2.zincirler.
    ağlât (A.) [ اغلاط ] hatalar.
    ağleb [(A.) [ اغلب احتمال ] çoğunlukla, genellikle, sık sık.
    ağleb -i ihtimâl [ اغلب احتمال ] büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
    ağnâ (A.) [ اغنی ] en zengin.
    ağnâm (A.) [ اغنام ] koyunlar.
    ağniyâ (A.) [ اغنيا ] zenginler.
    ağniye (A.) [ اغنيه ] şarkılar.
    ağrâs (A.) [ اغراس ] fidanlar.
    ağrâz (A.) [ اغراض ] maksatlar.
    ağsân (A.) [ اغصان ] dallar.
    ağşiye (A.) [ 1 [اغشيه .perdeler. 2.zarlar.
    ağyâr (A.) [ اغيار ] yabancılar.
    ah (A.) [ 1 [اخ .kardeş. 2.dost.
    âh (F.) [ 1 [آه .feryat etme, feryat. 2.ilenme.
    âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.
    âh ü zâr [ آه و زار ] âh edip inleme.
    âhâd (A.) [ آحاد ] birler.
    ahad (A.) [ احد ] bir.
    ahali (A.) [ اهالی ] halk, ahali, insan topluluğu.
    ahavât (A.) [ اخوات ] kızkardeşler.
    ahbâb (A.) [ 1 [احباب .dostlar. 2.dost.
    ahbap (A.) [ احباب ] dostlar, sevdikler.
    ahbâr (A.) [ اخبار ] haberler.
    ahcâr (A.) [ احجار ] taşlar.
    ahd (A.) [ 1 [عهد .yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
    ahd -i atîk [ عهد عتيق ] Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
    ahd -i cedîd [ عهد جدید ] İncil ve ekleri.
    ahdar (A.) [ احضر ] yemyeşil.
    ahdâs (A.) [ 1 [احداث .yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
    ahdeb (A.) [ احدب ] kambur.
    ahdnâme (A.-F.) [ عهدنامه ] ahitname, antlaşma metni.
    ahdüpeymân (A.-F.) [ عهد و پيمان ] and.
    âhek (F.) [ آهک ] kireç.
    âhen (F.) [ آهن ] demir.
    âhendil (F.) [ آهن دل ] acımasız.
    âheng (F.) [ 1 [آهنگ .uyum, ahenk. 2.eğlence.
    âheng -i esvât [ آهنگ اصوات ] ses uyumu.
    âhengdâr (F.) [ آهنگدار ] uyumlu.
    âhenger (F.) [ آهنگر ] demirci.
    âhenggüzâr (F.) [ آهنگ گذار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenîn (F.) [ 1 [آهنين .demirden. 2.demir gibi.
    âhenîndil (F.) [ 1 [آهنين دل .katı yürekli. 2.yiğit.
    âhenk (F.) [ آهنگ ] ahenk, uyum.
    âhenkdâr (F.) [ آهنگ دار ] uyumlu, ahenkli.
    âhenkeş (F.) [ آهنکش ] miknatıs.
    âhenrüba (F.) [ آهن ربا ] miknatıs.
    âhensâ(y) (F.) [ آهن سای ] törpü.
    âher (A.) [ آخر ] başka, diğer.
    âheste (F.) [ آهسته ] yavaş, usul, ağır.
    âhestegî (F.) [ آهستگی ] yavaşlık.
    ahfâ (A.) [ اخفا ] en gizli.
    ahfâd (A.) [ احفاد ] torunlar.
    ahger (F.) [ اخگر ] kor ateş.
    ahibbâ (A.) [ احبا ] dostlar, sevilenler; sevgililer.
    ahid (A.) [ عهد ] söz, yemin.
    ahidşiken (A.-F.) [ عهدشکن ] sözünden dönen, antlaşmayı bozan.
    âhîhte (F.) [ آهيخته ] kınından çıkmış, sıyrılmış.
    ahîr (A.) [ آخر ] son, en son.
    âhir -i kâr [ 1 [آخر کار .sonunda. 2.sonuç.
    âhirbîn (A.-F.) [ آخربين ] ileri görüşlü.
    âhire (A.) [ آخره ] son.
    ahîren (A.) [ اخيرا ] geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
    âhiret (A.) [ آخرت ] öbür dünya.
    âhiretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    âhirin (A.-F.) [ 1 [آخرین .sonuncu. 2.sonrakiler.
    âhirkâr (A.-F.) [ آخرکار ] sonunda, nihayet.
    âhirülemr (A.) [ آخرالامر ] sonunda, işin sonunda.
    âhiz (A.) [ آخذ ] alan.
    ahize (A.) [ آخذه ] alıcı gereç.
    ahkâm (A.) [ احکام ] hükümler.
    ahlâf (A.) [ اخلاف ] halefler.
    ahlâk (A.) [ اخلاق ] huy, ahlak.
    ahlâk -ı amelî [ اخلاق عملی ] uygulamadaki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı hasene [ اخلاق حسنه ] iyi huy.
    ahlâk -ı nazarî [ اخلاق نظری ] teorideki ahlak anlayışı.
    ahlâk -ı zemîme [ اخلاق ذميمه ] kötü huy.
    ahlâken (A.) [ اخلاقا ] ahlakça.

    ahlâkiyat (A.) [ اخلاقيات ] ahlak bilgisi.
    ahlâkiyûn (A.) [ اخلاقيون ] ahlakçılar.
    ahlâm (A.) [ 1 [احلام .karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar.
    ahlât (A.) [ اخلاط ] salgılar.
    ahlât -ı erba’a [ اخلاط اربعه ] dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.
    ahmak (A.) [ احمق ] budala, aptal, ahmak.
    ahmakâne (A.-F.) [ احمقانه ] ahmakça.
    ahmakî (A.-F.) [ احمقی ] ahmaklık.
    ahmer (A.) [ احمر ] kırmızı, kızıl.
    ahrâm (A.) [ 1 [احرام .kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.
    ahrâr (A.) [ احرار ] özgürler.
    ahrârâne (A.-F.) [ احرارانه ] özgürce.
    ahrâs (A.) [ احراس ] koruyucular, muhafızlar.
    ahret (A.) [ آخرت ] öbür dünya, ahiret.
    ahretlik (A.-T.) 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
    ahsâs (A.) [ احساس ] duygular.
    ahsen (A.) [ احسن ] en güzel.
    ahşâ’ (A.) [ 1 [احشاء .iç organlar, 2.bölgeler, yöreler.
    ahşâb (A.>T.) [ 1 [اخشاب .ahşap. 2.keresteler.
    ahşâm (A.) [ احشام ] maiyet.
    ahtâb (A.) [ احطاب ] odunlar.
    ahtâr (A.) [ اخطار ] tehlikeler.
    âhte (F.) [ 1 [آخته .iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.
    ahter (F.) [ اختر ] yıldız.
    ahter -i dünbâledâr [ اختر دنباله دار ] kuyruklu yıldız.
    ahterbîn (F.) [ اختربين ] astrolog, yıldızbilimci.
    ahterşinâs (F.) [ اخترشناس ] yıldızbilimci.
    ahterşümâr (F.) [ 1 [اخترشمار .yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
    ahu (A.) [ اخو ] kardeş.
    âhû (F.) [ آهو ] ceylan, karaca.
    âhûbere (F.) [ آهوبره ] ceylan yavrusu.
    âhûdil (F.) [ آهودل ] ödlek, korkak.
    âhund (F.) [ آخوند ] molla, hoca.
    âhûnigah (F.) [ آهونگاه ] ceylan bakışlı.
    âhur (F.) [ آخر ] ahır.
    âhuvân (F.) [ آهوان ] ceylanlar.
    âhûvâne (F.) [ آهوانه ] ceylan gibi.
    âhüvâh(F.) [ آه و واه ] feryat, sızlanma, hayıflanma.
    âhüvâveylâ (F.-A.) [ آه و واویلا ] feryat, âh çekme, figan etme.
    âhüzâr (F.) [ آه و زار ] âh çekip inleme.
    ahvâl (A.) [ احوال ] haller, durumlar.
    ahvâl -i âdiye [ احوال عادیه ] olağan haller.
    ahvâl -i sıhhiye [ احوال صحيه ] sağlık durumu
    ahvef (A.) [ اخوف ] en korkunç.
    ahvel (A.) [ احول ] şaşı.
    ahyâ (A.) [ احيا ] diriler.
    ahyâl (A.) [ اخيال ] yılkılar.
    ahyânen (A.) [ احيانا ] arasıra, kimi zaman.
    ahyâr (A.) [ اخيار ] iyiler.
    ahyât (A.) [ اخياط ] iplikler.
    ahz (A.) [ اخذ ] alma.
    ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
    ahzâb (A.) [ 1 [احزاب .kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
    ahzân (A.) [ احزان ] hüzünler.
    ahzar (A.) [ اخضر ] yeşil.
    ahzen (A.) [ احزن ] çok hüzünlü.
    ahzetmek almak.
    ahzüi’tâ (A.) [ اخذ و عطا ] alış veriş.
    ahzükabz (A.) [ اخذ و قبض ] alıp sahip çıkma.
    âid (A.) [ 1 [عائد .ait, ilişkin. 2.geri dönen.
    âidât (A.) [ عائدات ] gelirler, aidat.
    âide (A.) [ عائده ] kâr, kazanç, gelir.
    âika (A.) [ عائقه ] engel.
    âile (A.) [ 1 [عائله .aile. 2.eş, karı.
    ailevî (A.) [ عائلوی ] aile ile ilgili.
    âjeng (F.) [ آژنگ ] buruşuk, cilt kırışığı.
    âk (A.) [ عاق ] serkeş.
    akab (A.) [ 1 [عقب .arka, art. 2.topuk, ökçe.
    akabât (A.) [ 1 [عقبات .yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
    akabe (A.) [ 1 [عقبه .geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
    akabinde (A.-T.) ardından.
    akâid (A.) [ عقائد ] inançlar, akideler.
    akâmet (A.) [ 1 [عقامت .verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.
    akar (A.) [ عقار ] kazanç sağlayan mülk.
    akarât (A.) [ عقرات ] kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
    akbeh (A.) [ اقبح ] çok çirkin.
    akd (A.) [ 1 [عقد .düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma.
    akdâh (A.) [ اقداح ] kadehler.
    akdâm (A.) [ اقدام ] ayaklar.
    akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.
    akdem (A.) [ اقدم ] önce, önceki.
    akdes (A.) [ اقدس ] en kutsal.
    akdetmek/ eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
    yapmak, sözleşme yapmak.
    akıbet (A.) [ عاقبت ] son.
    âkıbetbîn (A.-F.) [ عاقبت بين ] sonu gören, ileri görüşlü.
    âkıbetendîş (A.-F.) [ عاقبت اندیش ] sonunu düşünen.
    âkıbetülemr (A.) [ عاقبت الامر ] sonunda.
    âkıl (A.) [ عاقل ] akıllı, akıl sahibi.
    akıl (A.) [ عقل ] akıl.
    âkılâne (A.-F.) [ عاقل ] akıllıca.
    âkıle (A.) [ عاقله ] akıllı kadın.
    âkır (A.) [ 1 [عاقر .kısır. 2.verimsiz.
    âkid (A.) [ عاقد ] akit yapan.
    akîde (A.) [ عقيده ] inanç, akide.
    akîdefurûş (A.-F.) [ عقيده فروش ] inanç tüccarı.
    akîk (A.) [ عقيق ] akik taşı.
    âkil (A.) [ آکل ] yiyen.
    akîm (A.) [ 1 [عقيم .kısır. 2.sonuçsuz.
    akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
    akis (A.) [ عکس ] yansıma, aksetme, akis.
    akl (A.) [ عقل ] akıl.
    akl -ı bâliğ [ عقل بالغ ] ergin.
    akl -ı evvel [ عقل اول ] Tanrı.
    akl -ı küll [ 1 [عقل کل .doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
    akl -ı mücerred [ عقل مجرد ] soyut akıl.
    akl -ı selim [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklâm (A.) [ 1 [اقلام .kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri.
    aklen (A.) [ اقلا ] akılca.
    aklıselim (A.-F.) [ عقل سليم ] sağduyu.
    aklî (A.) [ عقلی ] akılca, akıl bakımından, rasyonel.
    akliyye (A.) [ عقليه ] akılcılık, rasyonalizm.
    akliyyûn (A.) [ عقليون ] akılcılar, rasyonalistler.
    akm (A.) [ عقم ] kısırlık.
    akmâr (A.) [ اقمار ] aylar.
    akmişe (A.) [ اقمشه ] kumaşlar.
    akrabâ (A.) [ اقرباء ] akraba, yakınlar.
    akran (A.) [ اقران ] yaşıtlar.
    akreb (A.) [ اقرب ] en yakın.
    akreb (A.) [ 1 [عقرب .akrep. 2.saat ibresi.
    akrebek (A.-F.) [ عقربک ] saati gösteren ibre.
    aks (A.) [ عکس ] yansıma, akis.
    aks -i müddeâ [ عکس مدعا ] çatışkı.
    aks -i sedâ [ عکس صدا ] yankı.
    aksâ (A.) [ اقصی ] uzak, en son.
    aksâ -yı emel [ اقصای امل ] ülkü, ideal.
    aksâ -yı şark [ اقصای شرق ] Uzakdoğu.
    aksâm (A.) [ اقسام ] kısımlar, bölümler.
    aksâm -ı sâire [ اقسام سائره ] diğer kısımlar, öbür bölümler.
    akser (A.) [ اقصر ] en kısa.
    aksetmek yansımak, vurmak.
    aksî (A.) [ 1 [عکسی .inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
    aksülamel (A.) [ عکس العمل ] tepki, reaksiyon.
    aktâ’ (A. [ 1 [اقطاع .kesmeler. 2.beylik araziler.
    aktâb (A.) [ 1 [اقطاب .kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
    aktâr (A.) [ اقطار ] taraflar, yöreler.
    aktâr-ı cihân [ اقطار جهان ] dünyanın her tarafı.
    akûr (A.) [ عقور ] azgın, kudurmuş, saldırgan.
    akûrâne (A.-F.) [ عقورانه ] kudurmuşçasına.
    akvâl (A.) [ اقوال ] sözler.
    akvâm (A.) [ اقوام ] kavimler.
    akviyâ (A.) [ اقویا ] kuvvetliler.
    âl (A.) [ 1 [آل .aile. 2.sülale. 3.evlat.
    âl (A.) [ عال ] yüce, yüksek.
    alâ (A.) [ علاء ] yücelik, şeref.
    alâ (A.) [ علی ] üst, üstü, üzeri.
    alâeyyihâl (A.) [ علی ای حال ] her nasıl olsa.
    âlâf (A.) [ آلاف ] binler.
    alâhide (A.) [ عليحده ] tek başına, başlı başına.
    alâik (A.) [ علائق ] alakalar, ilgiler.
    alâim (A.) [ ] işaretler, alametler.
    alâim-i semâ [ علائم سما ] gökkuşağı.
    alak (A.) [ 1 [علق .kan pıhtısı. 2.sülük.
    alâka (A.) [ علاقه ] ilgi, alaka.
    alâkabahş (A.-F.) [ علاقه بخش ] ilgilendiren, ilgili.
    alâkadar (A.-F.) [ علاقه دار ] ilgili, alakalı.
    alâkadar etmek ilgilendirmek.
    alâkadar olmak ilgilenmek.
    alakadârân (A.-F.) [ علاقه داران ] ilgililer.
    alâkadrilimkân (A.) [ علاقدرالامکان ] olabildiğince.
    âlâm (A.) [ آلام ] elemler, acılar.
    alâmât (A.) [ علامات ] işaretler, alametler.
    alâmet (A.) [ علامت ] işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.
    âlât (A.) [ آلات ] aletler.
    alâvechi (A.) [ علِی وجه ] üzere.
    alâvefk (A.) [ علی وفق ] uygun olarak.
    âlâyiş (F.) [ 1 [آلایش .bulaşma. 2.gösteriş.
    aleddevam (A.) [ علی الدوام ] sürekli.
    alef (A.) [ 1 [علف .ot. 2.hayvan yemi.
    aleka (A.) [ 1 [علقه .kan pıhtısı. 2.balçık.
    alelacele (A.) [ علی العجله ] çarçabuk.
    alelâde (A.) [ علی العاده ] sıradan, bayağı.
    alelamyâ (A.) [ علی العميا ] körükörüne.
    alelekser (A.) [ علی الاکثر ] çok defa.
    alelhusûs (A.) [ علی الخصوص ] özellikle.
    alelıtlâk (A.) [ 1 [علی الاطلاق .genellikle. 2.rastgele.
    alelicmâl (A.) [ علی الاجمال ] topluca.
    alelinfirâd (A.) [ علی الانفراد ] birer birer.
    alelistimrâr (A.) [ علی الاستمرار ] sürekli, aralıksız.
    aleliştirâk (A.) [ علی الاشتراک ] ortaklaşa.
    alelkifâye (A.) [ علی الکفایه ] yeterince.
    alelumûm (A.) [ علی العموم ] genellikle, genelde, genel olarak.
    âlem (A.) [ عالم ] dünya; evren.
    alem (A.) [ 1 [علم .sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
    âlemârâ (A.-F.) [ عالم آرا ] dünyayı süsleyen.
    alemdâr (A.-F.) [ علمدار ] sancaktar.
    âlemefrûz (A.-F.) [ عالم افروز ] dünyayı parlatan.
    âlemgîr (A.-F.) [ 1 [عالمگير .dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.
    âlemiyân (A.-F.) [ عالميان ] insanlar.
    âlemşümûl (A.) [ علم شمول ] dünyayı kaplayan.
    âlemtâb (A.-F.) [ عالمتاب ] dünyayı aydınlatan.
    alenen (A.) [ علنا ] açıkça.
    alenî (A.) [ علنی ] açık, aşikâr.
    âlet (A.) [ 1 [آلت .araç, alet. 2.aygıt.
    alettafsîl (A.) [ علی التفصيل ] ayrıntılı olarak.
    alettevâlî (A.) [ علی التوالی ] peşpeşe.
    aleyh (A.) [ عليه ] karşı, karşıt; üzerine.
    aleyhdar (A.-F.) [ عليه دار ] karşıt, zıt.
    aleyhisselâm (A.) [ عليه السلام ] selam onun üzerine olsun.
    âlî (A.) [ عالی ] yüce; yüksek.
    âlîcâh (A.-F.) [ عالی جاه ] yüksek dereceli.
    âlîcenâb (A.) [ 1 [عالی جناب .cömert. 2.haysiyetli.
    âlihe (A.) [ آلهه ] ilahlar.
    âlîhimmet (A.) [ عالی همت ] yüce himmetli.
    âlîkadr (A.) [ عالی قدر ] saygıdeğer.
    alîl (A.) [ 1 [عليل .hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
    âlim (A.) [ عالم ] bilgin.
    alîm (A.) [ عليم ] çok bilen.
    âlîmakâm (A.) [ عالی مقام ] yüksek makamlı.
    âlînazar (A.) [ عالی نظر ] yüksek görüşlü.
    âlîşan (A.) [ عالی شان ] şanı yüce.
    âliye (A.) [ عاليه ] yüce, yüksek.
    aliyyülâlâ (A.) [ علی الاعلا ] en iyisi.
    Allâh (A.) [ الله ] Tanrı, Allah.
    allâme (A.) [ علامه ] büyük bilgin.
    âlû (F.) [ آلو ] erik.
    âlûbâlu (F.) [ آلوبالو ] vişne.
    âlûd (F.) [ آلود ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûde (F.) [ آلوده ] bulanmış, bulaşmış.
    âlûdedâmen (F.) [ آلوده دامن ] iffetsiz.
    âlûdegî (F.) [ آلودگی ] bulaşma, bulaşıklık.
    âlüfte (F.) [ 1 [آلفته .iffetsiz, fahişe. 2.alışık.
    âmâc (F.) [ 1 [آماج .hedef. 2.nişan tahtası.
    âmâcgâh (F.) [ آماجگاه ] nişan alınan yer.
    âmâde (F.) [ آماده ] hazır.
    âmâdegî (F.) [ آمادگی ] hazırlık.
    a'mâl (A.) [ اعمال ] davranışlar, ameller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâl (A.) [ آمال ] emeller.
    âmâr (F.) [ 1 [آمار .sayım. 2.hesap.
    amd (A.) [ عمد ] kasıt.
    amden (A.) [ عمدا ] kasıtlı olarak.
    âmed (F.) [ آمد ] gelme, geliş.
    âmedşüd (F.) [ آمدشد ] geliş gidiş.
    âmedüreft (F.) [ آمدورفت ] geliş gidiş.
    âmedüşüd (F.) [ آمدوشد ] geliş gidiş.
    amel (A.) [ 1 [عمل .iş. 2.ishal.
    amele (A.) [ عمله ] işçi.
    amelen (A.) [ عملا ] bilfiil, işleyerek.
    amelî (A.) [ عملی ] pratik, uygulamalı.
    ameliyât (A.) [ 1 [عمليات .işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.
    ameliye(A.) [ عمليه ] işlem, uygulama.
    âmennâ (A.) [ آمنا ] diyecek bir şey yok, inandık.
    âmîhte (A.) [ آميخته ] karışık, karışmış.
    amîk (A.) [ عميق ] derin.
    âmil (A.) [ 1 [عامل .yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali.
    amîm (A.) [ عميم ] yaygın.
    âmîn (A.) [ آمن ] amin.
    âminen (A.) [ آمنا ] emin olarak.
    âmir (A.) [ آمر ] emreden.
    âmirâne (A.-F.) [ آمرانه ] emredercesine.
    âmiyâne (A.-F.) [ عاميانه ] bayağı, avamca.
    âmm (A.) [ عام ] genel, yaygın.
    âmm (A.) [ عام ] yıl.
    amm (A.) [ عم ] amca.
    ammâ (A.) [ اما ] ama.
    ammâba’d (A.) [( امابعد ] maksada gelince.
    amme (A.) [ عمه ] hala.
    amûd (A.) [ عمود ] direk.
    amûden (A.) [ عمودا ] dikine.
    amûdî (A.) [ عمودی ] diaaa.
    âmurziş (F.) [ 1 [آمرزش .bağışlama, affetme.
    âmûz (F.) [ 1 [آموز .öğrenen. 2.öğreten.
    âmûzgâr (F.) [ آموزگار ] öğretmen.
    âmürzgâr (F.) [ آمرزگار ] bağışlayıcı, Tanrı.
    âmürziş (F.) [ آمرزش ] bağışlama.
    ân (A.) [ آن ] an.
    an (A.) [ عن ] –den, -dan.
    ân (F.) [ 1 [ان .çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
    ân (F.) [ آن ] alım, cazibe, hava.
    an’anât (A.) [ عنعنات ] gelenekler.
    an’ane (A.) [ عنعنه ] gelenek.
    an’anevî (A.) [ عنعنوی ] geleneksel.
    ânân (F.) [ آنان ] onlar.
    anâsır (A.) [ عناصر ] unsurlar, elemanlar.
    anâsır-ı erba’a [ عناصر اربعه ] dört unsur ateş, hava, su, toprak.
    ânât (A.) [ آنات ] anlar.
    anbean (A.-F.) [ آن به آن ] her an, gittikçe.
    anber (A.) [ عنبر ] amber.
    anberbû (A.-F.) [ عنبربو ] amber kokulu.
    andelîb (A.) [ عندليب ] bülbül.
    âne (F.) [ انه ] gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.
    anh (A.) [ عنه ] ondan.
    anhâ (A.) [ عنها ] ondan.
    anhâ (F.) [ آنها ] onlar.
    ânî (A.-F.) [ 1 [آنی .bir an. 2.derhal.
    ânifen (A.) [ 1 [آنفا .az önce, demin. 2.yukarıda.
    âniyen (A.) [ آنيا ] bir anda, der hal, o anda.
    ankâ (A.) [ عنقا ] zümrütüanka,
    ankarîb (A.) [ عن قریب ] yakında, yakından, çok geçmeden.
    ankasdin (A.) [ عن قصد ] kasıtlı olarak, bile bile.
    ankebût (A.) [ عنکبوت ] örümcek.
    ansamîmilkalb (A.) [ عن صميم القلب ] içtenlikle, canügönülden.
    anûd (A.) [ عنود ] inatçı.
    âr (A.) [ عار ] utanma, ar.
    ar’ar (A.) [ 1 [عرعر .anırma. 2.dikenli ardıç.
    ârâ (F.) [ آرا ] süsleyen.
    ârâ’ (A.) [ آراء ] oylar.
    arâ’is (A.) [ عرائس ] gelinler.
    arab (A.) [ عرب ] arap
    arabî (A.) [ عربی ] arapça.
    arak (A.) [ 1 [عرق .ter. 2.rakı.
    arakçîn (A.-F.) [ عرقچين ] takke kavuk altı takkesi.
    arakdâr (A.-F.) [ عرقدار ] terli.
    arakıyye (A.) [ عرقيه ] derviş külahı.
    ârâm (F.) [ 1 [آرام .dinlenme. 2.yerleşme.
    ârâm etmek yerleşmek
    ârâmbahş (F.) [ آرام بخش ] dinlendiren, huzur veren.
    ârâmgâh (F.) [ 1 [آرامگاه .dinlenme yeri. 2.mezar.
    ârâmiş (F.) [ 1 [آرامش .dinlenme. 2.huzur.
    ârâste (F.) [ آراسته ] süslenmiş, süslü.
    ârâyiş (F.) [ 1 [آرایش .süs. 2.süslenme.
    araz (A.) [ 1 [عرض .işaret, belirti. 2.tesadüf.
    arâzî (A.) [ اراضی ] yerler, arazi.
    arbede (A.) [ عربده ] kavga.
    arbedecû (A.-F.) [ عربده جو ] kavgacı.
    ard (F.) [ آرد ] un.
    ardbîz (F.) [ آردبيز ] elek.
    arefe (A.) [ عرفه ] arife, bayramdan önceki gün.
    ârız (A.) [ 1 [عارض .yanak. 2.gelen. 3.engel.
    ârızî (A.) [ عارضی ] geçici.
    ârî (A.) [ 1 [عاری .çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.
    ârî (F.) [ آری ] evet.
    ârif (A.) [ عارف ] bilen, arif, irfan sahibi.
    âriyyet (A.) [ عاریت ] ödünç.
    arîz (A.) [ عریض ] geniş, genişlemesine.
    arman (F.) [ 1 [آرمان .özlem. sıkıntı.
    arsa (A.) [ عرصه ] yer, meydan.
    arş (A.) [ 1 [عرش .gök. 2.taht. 3.çardak.
    arşa (A.) [ عرشه ] güverte.
    arûs (A.) [ ] gelin.
    arz (A.) [ 1 [ارض .yer. 2.dünya, yeryüzü.
    arz (A.) [ 1 [عرض .genişlik, en. 2.enlem.
    arz (A.) [ عرض ] sunma, arzetme.
    arzan (A.) [ ارضا ] enine, genişliğine.
    arzıhâl (A.) [ ارض حال ] dilekçe.
    ârzû (F.) [ آرزو ] istek, heves.
    asâ (A.) [ 1 [عصا .değnek, sopa. 2.derviş değneği.
    âsâ (F.) [ آسا ] gibi.
    asab (A.) [ عصب ] sinir.
    asabî (A.) [ عصبی ] sinirli.
    asabiyülmizac (A.) [ عصبی المزاج ] asabî mizaçlı.
    asabiyyet (A.) [ عصبيت ] sinirlilik.
    âsaf (A.) [ 1 [آصف .vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
    asâkir (A.) [ عساکر ] askerler.
    asalet (A.) [ اصالت ] asillik.
    asamm (A.) [ اصم ] sağır.
    âsân (F.) [ آسان ] kolay.
    âsâr (A.) [ 1 [آثار .izler. 2.eserler.
    âsâyiş (F.) [ 1 [آسایش .huzur. 2.güvenlik.
    âsâyiş berkemâl [ آسایش برکمال ] her yerde huzur hakim.
    asdika (A.) [ اصدقا ] gerçek dostlar.
    asel (A.) [ عسل ] bal.
    ases (A.) [ عسس ] gece bekçisi.
    asfer (A.) [ 1 [اصفر .sarı. 2.soluk benizli.
    asgar (A.) [ اصغر ] en küçük.
    asgarî (A.) [ اصغری ] en az.
    ashâb (A.) [ 1 [اصحاب .dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
    âsım (A.) [ 1 [عاصم .günahtan sakınan. 2.iffetli.
    asır ba’de asır (A.) [ عصر بعد عصر ] asırlarca, yüzyıllarca.
    âsî (A.) [ 1 [عاصی .isyancı. 2.günahkâr.
    âsîb (F.) [ آسيب ] felaket, bela, zarar.
    asîl (A.) [ 1 [اصيل .sağlam. 2.soylu.
    asîlzâde (A.-F.) [ اصيل زاده ] soylu çocuğu, asilzade.
    asîr (A.) [ عصير ] özsuyu, usare.
    âsitan (F.) [ آستان ] eşik.
    âsiyâ (F.) [ آسيا ] değirmen.
    âsiyâb (F.) [ آسياب ] değirmen.
    asker (A.) [ عسکر ] asker, er.
    asl (A.) [ 1 [اصل .asıl. 2.kök. 3.gerçek.
    asla (A.) [ اصلا ] hiçbir zaman.
    aslî (A.) [ اصلی ] asıl.
    aslünesl (A.-F.) [ اصل و نسل ] soy sop.
    âsmân (F.) [ آسمان ] gök, gökyüzü.
    âsmânî (F.) [ 1 [آسمانی .gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.
    asnâm (A.) [ 1 [اصنام .putlar. 2.dilberler.
    asr (A.) [ 1 [عصر .yüzyıl. 2.ikindi vakti.
    asrî (A.) [ عصری ] modern.
    âstân (F.) [ 1 [آستان .eşik. 2.tekke.
    âstâne (F.) [ 1 [آستانه .eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.
    âster (F.) [ آستر ] astar.
    âstîn (F.) [ آستين ] yen.
    âsûde (F.) [ آسوده ] rahat, huzurlu.
    âsûdegî (F.) [ آسودگی ] huzur.
    âsûdehâtır (F.-A.) [ آسوده خاطر ] gönlü rahat, huzurlu.
    âsüman (F.) [ آسمان ] gökyüzü.
    âş (F.) [ 1 [آش .yemek. 2.aşûre.
    âşâm (F.) [ آشام ] içen.
    aşer (A.) [ عشر ] on.
    aşere (A.) [ عشره ] onlar.
    aşhâne (F.) [ آشخانه ] mutfak.
    âşık (A.) [ عاشق ] aşık.
    âşıkân (A.-F.) [ عاشقان ] aşıklar.
    âşifte (F.) [ 1 [آشفته .perişan. 2.iffetsiz kadın.
    âşikâr (F.) [ آشکار ] açık, belli, aşikâr.
    âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek.
    âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.
    âşikâre (F.) [ آشکاره ] açık, belli.
    âşina (F.) [ 1 [آشنا .tanıdık, bildik. 2.bilen.
    âşir (A.) [ عاشر ] onuncu.
    aşîr (A.) [ عشير ] onda bir.
    âşiren (A.) [ عاشرا ] onuncusu.
    âşiyân (F.) [ 1 [آشيان .yuva. 2.ev.
    aşk (A.) [ عشق] [عشق ] aşk.
    âşkâr (F.) [ 1 [آشکار .açık, belli, aşikâr.
    âşkârâ (F.) [ آشکارا ] açık, belli, aşikâr.
    âşnâ (F.) [ آشنا ] tanıdık, dost, aşina.
    âşnâyân (F.) [ آشنایان ] tanıdıklar, dostlar.
    âşnâyî (F.) [ 1 [آشنایی .dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
    âşpez (F.) [ آشپز ] aşçı.
    aşre (A.) [ عشره ] on.
    âşûb (F.) [ 1 [آشوب .kargaşa. 2.karıştırıcı.
    âşûbengîz (F.) [ آشوب انگيز ] kargaşa çıkaran.
    âşûrâ (A.) [ عاشورا ] aşûre.
    âşüfte (F.) [ 1 [آشفته .iffetsiz kadın. 2.perişan.
    âşüftedil (F.) [ آشفته دل ] gönlü perişan.
    ât (A.) [ ات ] çoğul eki -ler, -lar.
    at’ime (A.) [ اطعمه ] taamlar, yiyecekler.
    atâ (A.) [ عطاء ] bağış, ihsan, bahşiş.
    atâbahş (A.-F.) [ عطا بخش ] bahşiş veren, ihsanda bulunan.
    atâlet (A.) [ 1 [عطالت .durgunluk. 2.tembellik.
    ataş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atâyâ (A.) [ عطایا ] bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
    atebât (A.) [ 1 [عتبات .eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
    atebe (A.) [ عتبه ] eşik.
    ateh (A.) [ عته ] bunama.
    ateh getirmek bunamak.
    âteş (F.) [ آتش ] ateş.
    âteşbâr (F.) [ آتش بار ] ateş yağdıran.
    âteşbâz (F.) [ آتشباز ] fişekçi.
    âteşdân (F.) [ 1 [آتشدان .mangal. 2.ocak.
    âteşdem (F.) [ آتش دم ] acı sözlü.
    âteşefrûz (F.) [ آتش افروز ] ateş yakan.
    âteşfâm (F.) [ 1 [آتش فام .ateş rengi. 2.kırmızı.
    âteşfeşân (F.) [ آتش فشان ] ateş saçan.
    âteşgâh (F.) [ آتشگاه ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    âteşgede (F.) [ آتشگده ] ateşkede, ateşperest tapınağı.
    âteşgîre (F.) [ 1 [آتش گيره .maşa. 2.çıra.
    âteşgûn (F.) [ آتش گون ] ateş rengi, kırmızı.
    âteşî (F.) [ 1 [آتشی .ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
    âteşîn (F.) [ 1 [آتشين .ateşli. 2.hararetli.
    âteşkâr (F.) [ آتش کار ] külhancı, ateşçi.
    âteşmizâc (F.-A.) [ آتش مزاج ] sert mizaçlı.
    âteşpâre (F.) [ آتش پاره ] kıvılcım.
    âteşperest (F.) [ آتش پرست ] ateşe tapan, ateşperest.
    atf (A.) [ 1 [عطف .eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme.
    atfen (A.) [ عطفا ] atıfta bulunarak,
    atfetmek yöneltmek, vermek.
    âtıf (A.) [ 1 [عاطف .şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
    âtıfet (A.) [ عاطفت ] şefkat gösterme.
    âtıfetkâr (A.-F) [ عاطفتکار ] şefkat gösteren, gözeten.
    âtıl (A.) [ 1 [عاطل .yararsız. 2.tembel.
    âtî (A.) [ 1 [آتی .gelecek.
    âtîdeki (A.-T.) [ ] ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
    atîk (A.) [ 1 [عتيق .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîka (A.) [ 1 [عتيقه .eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
    atîkiyyât (A.) [ عتيقيات ] arkeoloji.
    âtiye (A.) [ آتيه ] gelecek.
    âtiyen (A.) [ 1 [آتيا .gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.
    âtiyülbeyân (A.) [ آتی البيان ] aşağıda açıklanacak olan.
    âtiyüzzikr (A.) [ آتی الذکر ] aşağıda zikredilecek olan.
    atiyyât (A.) [ عطيات ] bağışlar, ihsanlar.
    atiyye-i seniyye [ عطيهء سنيه ] padişah tarafından verilen hediye.
    atlas (A.) [ 1 [اطلس .atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası.
    atnâb (A.) [ 1 [اطناب .ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
    ats (A.) [ عطس ] hapşırma, aksırma.
    atse (A.) [ عطسه ] hapşırık, aksırık.
    atş (A.) [ عطش ] susuzluk.
    atşân (A.) [ عطشان ] susuz, susamış.
    attar (A.) [ عطار ] attar, baharatçı.
    attârî (A.-F.) [ 1 [عطاری .attarlık. 2.attar dükkanı.
    atûfet (A.) [ عطوفت ] şefkat.
    avâid (A.) [ عوائد ] gelirler.
    avâkıb (A.) [ 1 [عواقب .sonuçlar. 2.sonlar.
    avâlim (A.) [ عوالم ] âlemler, dünyalar.
    avâm (A.) [ عوام ] halk tabakası.
    avâmil (A.) [ 1 [عوامل .etkenler, faktörler.
    avâmpesend (A.-F.) [ عوام پسند ] halkın beğendiği.
    avân (A.) [ اوان ] zaman.
    âvâre (F.) [ آواره ] aylak.
    âvâreser (F.) [ آواره سر ] aylak.
    avârız (A.) [ 1 [عوارض .belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
    avârif (A.) [ عوارف ] bilginler, arifler.
    âvâz (F.) [ آواز ] ses.
    âvâze (F.) [ 1 [آوازه .bağırma. 2.ün.
    avdet (A.) [ عودت ] geri dönüş.
    avdet etmek dönmek.
    avene (A.) [ عونه ] yardakçılar, avene.
    âvîze (F.) [ آویزه ] asılı.
    avn (A.) [ عون ] yardım.
    avrât (A.) [ عورات ] kadınlar.
    avret (A.) [ عورت ] kadın.
    âyâ (F.) [ آیا ] acaba.
    ayân (A.) [ عيان ] açık, belli, aşikâr.
    ayâr (A.) [ عيار ] ayar.
    âyât (A.) [ آیات ] ayetler.
    ayb (A.) [ عيب ] ayıp.
    âyet (A.) [ 1 [آیت .ayet. 2.işaret.
    âyîn (F.) [ 1 [آیين .tören. 2.ayin. 3.din.
    âyine (F.) [ آینه ] ayna.
    âyînhân (F.) [ آیين خوان ] ayin okuyan.
    ayn (A.) [ 1 [عين .göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
    aynen (A.) [ عينا ] tıpkı, aynen, olduğu gibi.
    ayniyye (A.) [ 1 [عينيه .taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.
    ayniyyet (A.) [ عينيت ] aynılık.
    aynülyakîn (A.) [ عين اليقين ] kesin, kesin bilgi.
    ayş (A.) [ عيش ] yaşama, aaaif alma, gününü gün etme.
    ayyâr (A.) [ 1 [عيار .kurnaz. 2.düzenbaz.
    ayyârî (A.-F.) [ 1 [عياری .kurnazlık. 2.düzenbazlık.
    azâb (A.) [ عذاب ] azap.
    azab (A.) [ عزب ] bekar.
    azâbengiz (A.-F.) [ عذاب انگيز ] azap veren.
    âzâd (F.) [ آزاد ] özgür.
    âzâde (F.) [ آزاده ] özgür.
    âzâdî (F.) [ آزادی ] özgürlük.
    azamet (A.) [ 1 [عظمت .büyüklük, ululuk. 2.çalım.
    âzâr (F.) [ 1 [آزار .incitme. 2.inciten.
    azdâd (A.) [ اضداد ] zıtlar, karşıtlar.
    âzer (F.) [ 1 [آذر .ateş. 2.Âzer ayı.
    âzerâsâ (F.) [ 1 [آذرآسا .ateş gibi. 2.ateş rengi.
    azil (A.) [ عزل ] görevden alma.
    âzim (A.) [ عازم ] kararlı.
    azîm (A.) [ عظيم ] büyük.
    azîmet (A.) [ عزیمت ] gitme, yola çıkma.
    azimet etmek gitmek.
    aziz (A.) [ عزیز ] değerli, saygın.
    azîzan (A.-F.) [ عزیزان ] değerliler.
    azîze (A.) [ 1 [عزیزه .sevgili. 2.saygın.
    azl (A.) [ عزل ] görevden alma.
    azm (A.) [ 1 [عزم .azim. 2.niyet.
    azm (A.) [ عظم ] kemik.
    âzmâyiş (F.) [ آزمایش ] deneme, sınama.
    âzmend (F.) [ آزمند ] hırslı.
    azrâ (A.) [ عذرا ] bâkire.
    azrâil (A.) [ عزدائيل ] Azrail.
    azrar (A.) [ اضرار ] zararlar.
    azulât (A.) [ عضلات ] adaleler.
    âzürde (F.) [ آزرده ] incinmiş, gücenmiş.

    Yorum yap

    • mehtap
      Çalışkan Üye
      • Oct 2009
      • 1371

      #3
      B Harfi ile Başlayan Osmanlıca Kelimelerin Anlamlar

      BAB: 1. Kapı. 2. Fasıl, bölüm.MıNE'L-BAB ıLE'L-MıHRAB: Kapıdan mihraba dek, baştan sona kadar.
      BÂDıYE: Kır, ova, sahra, çöl.
      BÂGÎ: Âsi, baş kaldırmış, haksızlık eden.
      BAğÇE: Bahçe.
      BAğTETEN: Ansızın, zulüm, isyan.
      BAğY: Azgınlık, zulüm, isyan.
      BAHIYRE: Cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. Artık hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.
      BÂHıL: 1. ışsiz, avare, başı boş. 2. Yularsız deve.
      BAHÎL: Cimri, tamahkâr.
      BÂHıR: 1. Yalancı, ahmak. 2. Ekin sulayıcı, sulayan. 3. Belli, açık. 4. Işıklı, parlak, güzel.
      BÂHıRE: 1. Çok koşan cins deve. 2. Dikenli ağaç.
      BAHR Ü BERR: Deniz ve kara.
      BAHş: Bağış, ihsan.
      BÂıN: Dibi geniş kuyu, bostan kuyusu.
      BÂıS: 1. Sebep olan, gerektiren. 2. Gönderen. 3. Yeniden yaratan.
      BAKAR: Sığır, öküz, manda cinsleri.
      BAKARA: 1. Sığır, inek. 2. Kur'ân-ı Kerim'in ikinci sûresi: Bu sûrede yahudilere bir inek kurban etmeleri emredilip bu konuda geniş bilgi verildiğinden, sûre bu adı almıştır.
      BAKıYYE: Artan, artık, geri kalan.
      BÂLığ: 1. Erişmiş, vâsıl olmuş, son mertebeyi bulan. 2. Yekûn.
      BÂP: (Bak: BÂB)
      BÂR: 1. Allah. 2. Yemiş, meyva. 3. Yük, ağırlık. 4. Yağdıran, serpen, döken.
      BÂRıD: 1. Soğuk. 2.Letafetten uzak nâhoş.
      BÂRıZ: Açık, belli, âşikâr, zâhir.
      BA'S: 1. Gönderme, yollama, gönderilme. 2. Allah'ın bir peygamberi, Hak dinine davete memur buyurması. 3. Dirilme veya diriltme.
      BASAR: 1. Görme, görüş, görme yeteneği. 2. Zihnî algı.
      BÂSıR: Gören, görüp anlayan, ferasetli, zeki.
      BASÎRET: Doğru görüş, gönül gözü ile görme, uyanıklık.
      BAST: 1. Yayma, açma. 2. Özellikle hurufilikte cezbe ve tefekkür içinde kendinden geçmeyi ifade eder.
      BÂTIN: 1. ıç, içyüz, gizli, sır, derunî. 2. Allah'ın isimlerinden.
      BATN: Karın, kuşak, nesil.
      BÂYıN: Aralayıcı, ayıran, ayırıcı özellik.
      BA'Z: Bir şeyin bir bölümü,bir parçası, bazısı.
      BED NAZAR: Kötü bakış.
      BED: Kötü, çirkin, işe yaramaz.
      BEDÂ'-BEDA'AT: Güzellik, yenilik, bediilik.
      BEDÂHET: 1. Açıklık, bellilik. 2. Ansızın ortaya çıkma.
      BEDÂYı': ıcat edilmiş güzel şeyler. Sanat eserleri.
      BEDBAHT: Talihi kötü olan, talihsiz.
      BED-BıN: Her şeyi kötü gören, karamsar.
      BEDEL: 1. Değer, kıymet. 2. Başkasının parası ile onun yerine hacca giden kimse yerine geçen.
      BEDEL-ı BA'Z: Geniş anlamlı bir sözün bir kısmına yapılan açıklama.
      BEDEL-ı ışTıM'ÂL: Geniş ve genel anlamlı bir sözün bir noktasını açıklayan cümle.
      BEDEL-ı KÜLL: Kapalı bir söze bütün yönleriyle yapılan açıklama.
      BEDEVÎ: Çölde çadırda yaşayan göçebe, çöllü, Arap göçebesi.
      BEDıA: 1. Yaratma. 2. Estetik değeri yüksek, sanat eseri, eşine az rastlanan güzel.
      BEDıHı: 1. ıspat gerekmeyecek şekilde açık. 2. Akla kendiliğinden gelen.
      BEDıÎ: Güzel, beğenilen, sanatlı söz.
      BEDR-BEDıR: 1. Dolunay, ayın ondördü. 2. Mekke ile Medine arasında bulunan Bedir gazasının yapıldığı yer.
      BED-TAHRıR: Kötü yazı.
      BEHA-BAHA: 1. Güzellik, süs, pırıltı. 2. Kıymet, değer, bedel.
      BEHAıM: 1. Dört ayaklı hayvanlar. 2. Suriye'de bir sıradağ.
      BEHÇET: Güzellik, güleryüzlülük, sevinç.
      BEHıME-ı EN'AM: Deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar.
      BEHıMÎ: Hayvana yakışır tarzda, hayvanlık.
      BEıS-BE'S: 1. Zarar, ziyan. 2. Korku, azap, sıkıntı, fenalık. 3. Kuvvet, kudret.
      BEKA: Devam, sebat, evvelki hal üzere kalmak, ölmezlik, ebedilik.
      BEKA-YI ERVAH: Ruhların kalıcılığı, devamlılığı.
      BEKA-YI RUH: Ruhun kalıcılığı, ölmezliği.
      BELAGAT Ü FESAHAT: Tam yerinde açık ve güzel söz söyleme.
      BELAGAT: ıyi konuşma, sözle inandırma yeteneği ve sanatı, uzdillik.
      BELığ: 1. Açık, düzgün söz söyleyen. 2. Güzel, sanatlı söz. Belâ-gatli.
      BENÂM: Namlı, ünlü, meşhur.
      BENAN: Parmak ucu.
      BENÎ ıSRAıL: ısrailoğulları, yahudiler.
      BERAAT: 1. Temizlik, arılık. 2. Olgunluk, güzellik.
      BERA'ÂT-I ıSTıHLÂL: Söze güzel ve etkili başlangıç.
      BEREKÂT: Bolluklar, uğurlar, hayırlar.
      BEREKÂT-I KELÂMULLAH: Allah kelâmının verdiği feyizler, bolluklar, uğurlar.
      BER-HAYAT: Sağ, diri, yaşayan.
      BERÎ: Sâlim, kurtulmuş, temiz arınmış.
      BERı: Yakın mesafe, ötenin zıddı.
      BERK: 1. şimşek, parıltı, kıvılcım. 2. Sert, katı.
      BERR: 1. Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. 2. Kara, toprak.
      BER-TARAF: Bir yana atılan, ortadan kalkan. Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, yok etmek.
      BERZAH ÂLEMı: Ruhlar âlemi.
      BERZAH: 1. ıki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. Can sıkıcı. 3. ınce uzun kara parçası. 4. Dünya. 5. Ruhların kıyamete kadar bulunacakları yer.
      BES: Yeter, yetişir, tamam, kâfi, çok.
      BE'S: Zarar, ziyan, azap, şiddet, fenalık.
      BEşÂRET: Müjde, muştu, iyi haber.
      BEşÂRET-ÂVER: Müjdeci, iyi haber getiren.
      BEşER: ınsan, bütün insanlar, Ebu'l-Beşer: ınsanlığın babası, Hz. Âdem.
      BEşERıYYET: 1. ınsanlık. 2. ınsanın yaratılış özellikleri.
      BEşıR: 1. Müjdeci, iyi haber getiren,güleryüzlü. 2. Hıristiyan Araplar'da ıncil yazan veya hıristiyanlık akidelerini telkin eden kimse. 3. Peygamberimizin bir vasfı.
      BEY': Satma, satılma, satış.
      BEYAN ıLMı: Belâgat ilminin,hakikat, mecaz, kinaye, teşbih ve istiare gibi konularından bahseden bölümü.
      BEYÂN: Anlatma, açıklama sanatı.
      BEYN: Aralık, arasında, arada.
      BEYNÛNET: 1. ıki şey arasındaki mesafe, aralık. 2. ıhtilaf, anlaşmazlık, ara açıklığı.
      BEYT: Ev, mesken, oda, oba.
      BEYT-ı ATıK: Eski ev, Kâbe.
      BEYT-ı MAMUR: Kâbe'nin tam üzerinde yedinci kat gökte bulunan ve melekler tarafından tavaf edilen bir köşk.
      BEYTULLAH: Allah'ın evi, Kâbe, insan kalbi.
      BEYTÛTET: Geceleme, bir yerde geceyi geçirme.
      BEYTÜ'L-MAKDıS: Mukaddes ev, Mescid-i Aksa, Kudüs'teki büyük camii.
      BEYYıN: Belli, açık, âşikar.
      BEYYıNÂT: Açık, belli şeyler.
      BEYYıNE: 1. Delil, şahit. 2. Kur'ân'ın 97. sûresi.
      BEYZÂ: 1. Çok beyaz. 2. Demirden savaşçı başlığı. 3. Yumurta.MıLLET-ı BEYZÂ: Beyaz millet, müslümanlar.
      BEZL: Bol bol verme.
      BÎA-BıYAT: Birinin hakimiyetini kabul etmek, emirlerine uyacağına söz vermek.
      BıAT OLUNMAK: Birine itaat edilmek, hükmüne girmek.
      BıD'AT: 1. Sonradan ortaya çıkan şey. 2. ıslâm'da Peygamberimizden sonra ortaya çıkan değişik âdetler.
      BıD'AT-I HASENE: Beğenilebilir, güzel yenilikler.
      BıD'AT-I SEYYıE: Kötü yenilikler.
      BıDÂYET: Başlama, başlangıç.
      BıDAYETEN: Başlangıçta, ilkin.
      BııZN-ı HÜDA: Allah'ın izni ile.
      BÎKARAR: 1. Kararsız. 2. Rahatsız.
      BıKR: Dokunulmamış, bekâret, bâ-kire.
      BıKR-ı FıKR: Hiç söylenmemiş, yeni fikir.
      BıLÂ BEDEL: Bedelsiz, karşılıksız.
      BıLÂ KAYD Ü şART: Kayıtsız şartsız.
      BıLÂ: ... sız.
      BıLAD: Beldeler, şehirler, memleketler, kasabalar.
      BıLÂD-ı ARAB: Arab ülkeleri.
      BıLAFASILA: Fasılasız, aralıksız.
      BıLÂH: Arkaları büyük olan kadınlar.
      BıLLUR: 1. Duru, kristal. 2. Necef taşı.
      BıN: Oğul.BıN MEHMED: Mehmed'in oğlu.
      BıNA: 1. Yapı, ev. 2. Yapma, kurma. 3. Göz, gören, görücü.
      BıNAEN ALA ZÂLıK: Bunun üzerine, bundan dolayı.
      BıNAEN: ...den dolayı, ...den ötürü.
      BıNÂENALEYH: Ondan dolayı, onun üzerine, şu halde.
      BıRR: ıyilik, güzellik, hayır, anaya babaya itaat. 2. Dininde ibadetinde kuvvetli olan. 3. Bağışta bulunma.
      Bı'SET: Gönderme.
      Bı'SET-ı MUHAMMEDıYE: Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberlikle görevlendirilmesi.
      Bı'SET-ı NEBEVıYYE: Peygamberin, peygamberlikle gönderilişi.
      BU'D: Uzaklık, aralık, boyut.
      BU'D-ı MESAFE: Gidilen yolun uzaklığı.
      BUğZ: Düşmanlık duyma, nefret, kin.
      BUğZETMEK: Kin gütmek, düşman olmak.
      BUHÛL: Cimrilik, tamahkârlık.
      BUK'A: 1. Ülke, yer. 2. Büyük bina. 3. Benek, leke.
      BURAK: Peygamberimizin mirac gecesi bindiği binek.
      BURC: 1. Kale, yüksek bina. 2. Herhangi bir şekli gösteren ve özel ad alan sâbit yıldızlar topluluğu, galaksi. 3. Güneşin girip çıktığı on-iki burçtan her biri: Yengeç, kova, akrep.
      BURC-ı ÂBÎ: Suya ait burçlar: Yengeç, akrep, balık.
      BURC-ı BÂDÎ: Havaya ait burçlar: ıkizler, terazi kova.
      BÜHTAN ETMEK: ıftira etmek.
      BÜHTAN: Yalan, iftira, birine işlemediği suçu yükleme.
      BÜLEGA: Belegat sahipleri, düzgün ve güzel konuşanlar, beliğ olanlar.
      BÜLEGA'-ı BEşER: Belegat ilmi mütehassısları.
      BÜLEGÂ-ı ULEMÂ: Belagat bilginleri ve âlimler.
      BÜLÛğ: 1. Erginlik, olgunluk çağına girme, yetişme. 2. Yaklaştırma.
      BÜNÜVVET: Oğulluk, evlatlık.
      BÜNYÂN: Yapı, bina, bir şeyin yapısı.
      BÜNYAN-I MERSUS: Birbirine lehimlenmiş, kenetlenmiş yapı.
      BÜRHAN: Kesin delil, hüccet.

      Yorum yap

      • mehtap
        Çalışkan Üye
        • Oct 2009
        • 1371

        #4
        C Harfi ile Başlayan Osmanlıca Kelimelerin Anlamlar


        CÂFÎ: Cefâ çektiren, eziyet eden.
        CÂH: ıtibar, makam, mevki.
        CÂHıLıYYE: Kelime olarak cahilliğe ait mânâsına gelir. Terim olarak ıslâmiyetten önceki putperest dönemi ifade eder.
        CAHÎM: Cehennem.
        CÂıL: "Ceale" kökünden yaratıcı, yapıcı.
        CÂıLU'N-NÛR: Nûr'un yaratıcısı.
        CÂıZE: Armağan, övücü şiirleri için eskiden şairlere devlet büyükleri veya aşiret büyükleri tarafından verilen para veya mal.
        CA'L: Yapma, meydana getirme, yaratma.
        CA'LÎ: Sahte, yapmacıklı, düzme.
        CÂLıB-ı DıKKAT: Dikkat çekici.
        CÂMı: 1. Toplayan, derleyen. 2. ıçerisinde namaz kılınan ve mescidden büyük olan ibadethane.
        CÂMıD: 1. Donmuş, hareketsiz. 2. Gelişmeyen, gelişme kabiliyeti olmayan.
        CÂNıB: Cihet, yön, taraf, yan.
        CÂRıYE: 1. Savaşta gayr-i müslimlerden esir olarak alınan kız ve kadınlar. 2. Hizmetçi kız.
        CÂY-ı ışKÂL: Güçlük, zorluk, müşkülât noktası.
        CÂZıBE: Cezbeden, çeken, yer çekimi.
        CÂZıBE-ı FÂNıYE: Geçici güzellik, fânî güzellik.
        CÂZıBE-ı MUTLAKA: 1. Mutlak çekici kuvvet. 2. Yegane çekici kuvvet. 3. Geçici güzelliğin zıddı olan ebedî güzellik.
        CÂZıBE-ı UMÛMıYYE KANUNU: Yerçekimi kanunu.
        CEBÂBıRE: Cebredenler, zorbalar, zâlimler.
        CEBBÂR: 1. ılâhî isimlerdendir. Dilediğini yapan, kudret ve güç sahibi Allah. 2. Zalim, müstebit kişi. 3. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
        CEBBÂRÂNE: Cebbârcasına, zorbalıkla.
        CEBEL: Dağ.
        CEBR U ıKRAH: Zorlama ve baskı yapma.
        CEBR-ı MAHZ: Sırf cebir, mutlak cebir.
        CEBRıYYE: Cüz'î iradeyi inkâr eden mezhep.
        CEDıD: Yeni.
        CEHD: Çalışma, çabalama.
        CEHELE: Cahiller.
        CEHL U DALÂLET: Cehalet ve sapıklık.
        CEHL: Bilmezlik, cehalet.
        CEHR: Açıktan söyleme, açık olarak okuma.
        CELÂDET: Kahramanlık, yiğitlik.
        CELÂL: Büyüklük, ululuk. Zü'l-celâl: Celâl sahibi Allah.
        CELÂL-ı KıBRıYÂ: Allah'ın büyüklüğü.
        CELB-ı MASLAHAT: ıyilik, dirlik ve düzeni sağlayıcı, fayda getirici.
        CELB-ı MENFAAT: Menfaat celbedici, çekici, fayda sağlayıcı.
        CELDE: Kamçı ile vücuda vuruşlardan her bir vuruş. (Fıkhî ıstılah)
        CELÎ: Aşikar, belli, parlak, açık.
        CEM U TEVFıK: Toplama ve uygunlaştırma, uzlaştırma.
        CEMAAT: Topluluk, imam arkasında namaz kılan topluluk.
        CEMAAT-I NÂCıYE: 1. Cehennemden kurtulacak ehl-i sünnet cemaatı. 2. Selâmete, kurtuluşa erecek cemaat.
        CEMÂDÂT: Cansızlar.
        CEMÂL: 1. Allah'ın lütf ve ihsan sıfatıyla tecellisi. 2. Yüz güzelliği.
        CEMÂL-ı HAK: Allah'ın güzelliği ki, müminler cennette onu temaşa edeceklerdir.
        CEMÂLULLAH: 1. Allah'ın cemâlı, Allah'ın güzelliği. 2. Allah'ın lütfu ihsaniyle tecellisi.
        CEMEL: Deve.
        CEM'-ı KILLET: Arapça'da türlü vezinlerde cemileri olan isimlerin, bu cemilerinden dokuzdan aşağı mahsus olanları.
        CEM'ı MAHLUKÂT: Bütün yaratıklar.
        CEMM-ı GAFÎR: Büyük cemaat, insan kalabalığı.
        CENÂBET: 1. Gusül abdesti almayı gerektiren durum. 2. Gusül gerektiği halde henüz gusül yapmamış kimse.
        CENAH: 1. Yan taraf, cihet. 2. Kol, pazu. 3. Kanat, kuş kanadı.
        CENNATU'N-NAÎM: Naîm Cennetleri, nimetlerle dolu olan cennetler.
        CERAD: "Cerâde"nin çoğulu. 1. Çekirgeler. 2. Yağmacılar.
        CERH: Yaralama, yaralatma, çürütme.
        CERıME: "Cürm"ün çoğulu. Suçlar, günahlar.
        CESTE CESTE: Bölüm bölüm, yavaş yavaş.
        CEVAD-I MUTLAK: şarta bağlı olmaksızın çok ihsanda bulunan, cömertlik eden Cenab-ı Allah.
        CEVAHıR: Cevherler, çok değerli olan şeyler.
        CEVÂMıU'L-KELıM: Kelimeler topluluğu.
        CEVÂRıH: "Cerh"den yaralayanlar, yırtıcı hayvanlar, yırtıcı kuşlar.
        CEVAZ: ızin, müsaade, caiz olma.
        CEVELAN: Dolaşma, gezme.
        CEVF: 1. Boşluk, oyuk, çukur. 2. Orta yarı.
        CEVHER: 1. Varlığı için başkasına muhtaç olmayan. 2. Bir şeyin özü.
        CEVR Ü ZULM: Ezâ ve zulüm.
        CEVR: Ezâ, eziyet, haksızlık, sitem.
        CEYB: Yakanın göğüs üzerindeki açık yeri.
        CEYş-ı USRET: Güçlük ordusu.
        CEYYıD: ıyi, güzel, hoş.
        CEZÂLET: Rekaketsizlik, peltek kekeme veya pepe olmayış.
        CEZÎRETÜ'L-ARAB: Arap yarımadası.
        CEZM: 1. Kesin karar, niyet. 2. Kesme, katı.
        CıBAYET: Câbîlik, vergi, gelir toplama.
        CıBıLLıYET: Huy, yaratılış.
        CıBRıL: Dört büyük melekten biri, vahiy meleği olan Cebrail.
        CıBT VE TAGUT: Haç ve put. Allah'tan başka canlı cansız mabut edinilmiş şeyler.
        CÎD: Boyun.
        CıDD: 1. Bir işi gerçekten çalışıp işleme. 2. Ciddilik.
        CÎFE: Lâşe, leş.
        CıHAD: 1. ıslâm için düşmanla yapılan maddî, manevî savaş. 2. Nefisle yapılan her türlü mücadele.
        CıHAD-I EKBER: 1. Büyük savaş. 2. Benlikle savaş.
        CıHANşÜMÛL: Cihânı içine alan.
        CıHAZ: 1. Çeyiz ve avadanlık. 2. Cenazenin kaldırılması için gerekli olan eşya.
        CıHET: Yön, taraf.
        CıM SECÂVENDı: Kur'ân-ı Kerim'deki durma yerlerinden biri. Bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.
        CıMA: ınsanların cinsî münasebetleri.
        CıNÂS: Münasebet, benzeyiş. Birçok mânâlara yorulabilen söz. ımalı, telmihli söz. Telaffuzu aynı anlamı ayrı olan kelimelerin bir söz içinde kullanılması.
        CıNNET: Delilik, çılgınlık.
        CıNS-ı KARÎB: Yakın cins.
        CıRM: 1. Cisim. 2. Büyüklük, hacim cirmi ne kadardır?
        CıSR: Köprü.
        CıSR-ı CEHENNEM: Cehennem köprüsü.
        CıZYE: Müslüman olmayan teb'a-dan alınan vergi.
        CÛD: Cömertlik. Karşılık beklemeden yapılan cömertlik.
        CÛDı: şırnak şehrinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağ.
        CUHÛD: Çıfıt, yahudi.
        CUMHÛR: Halk, kalabalık, ahâlî, çoğunluk.
        CUMHÛR-ı MÜFESSıRÎN: Müfessirler topluluğu, müfessirlerin çoğunluğu.
        CUMHÛR-ı UKALÂ: Akıllılar topluluğu. Akıl sahiplerinin hepsi.
        CÜDERÎ: Çiçek hastalığı.
        CÜMLE-ı ıSMıYYE: ısim cümlesi.
        CÜMLE-ı MU'TARIZA: Parantez içinde bulunan cümle, açıklayıcı mahiyetteki cümle. Ara cümlecik.
        CÜMLE-ı VECÎZE: Kısa ve öz söz.
        CÜNAH: Günah.
        CÜND: Asker, asker topluluğu.
        CÜNÛD: Askerler.
        CÜNÜB: Gusül abdesti gerekmiş kimse.
        CÜZ-ı MAKSÛM: Bölünmüş parça.
        CÜZ'ı: Az miktar, bir parça.
        ÇÂK: 1. Yarık, yırtık. 2. Yırtmaç.

        Yorum yap

        • mehtap
          Çalışkan Üye
          • Oct 2009
          • 1371

          #5
          -C-

          câ (F.) [ 1 [جا .yer. 2.mevki. 3.makam.
          ca’l (A.) [ جعل ] yapma.
          ca’lî (A.) [ 1 [جعلی .yapma, uydurma. 2.sahte.
          câbecâ (F.) [ جابجا ] yer yer.
          câbir (A.) [ جابر ] zorlayıcı.
          câdde (A.) [ جاده ] ana yol, cadde.
          câdû (F.) [ 1 [جادو .büyücü. 2.cadı.
          câdûger (F.) [ جادوگر ] büyücü.
          câh (F.) [ جاه ] makam, mevki.
          câhid (A.) [ جاهد ] çalışıp çabalayan.
          câhil (A.) [ جاهل ] bilgisiz.
          câhilâne (A.-F.) [ جاهلانه ] cahilce.
          câiz (A.) [ جائز ] uygun.
          câize (A.) [ جائزه ] ödül.
          câlib (A.) [ جالب ] ilginç, çekici.
          câlib -i dikkat [ جالب دقت ]dikkat çekici.
          câm (F.) [ 1 [جام .kadeh. 2.şişe. 3.cam.
          câme (F.) [ جامه ] giysi.
          câmedân (F.) [ جامه دان ] gardrop.
          câmegî (F.) [ 1 [جامگی .giysi parası. 2.hizmetçi.
          câmekan (F.) [ جامکان ] hamamda soyunma odası.
          câmekan (F.-A.) [ 1 [جامکان .camlı bölme. 2.vitrin.
          câmeşûy (F.) [ جامه شوی ] çamaşırcı.
          câmi’ (A.) [ 1 [جامع .toplayan. 2.cami.
          câmia (A.) [ جامعه ] topluluk.
          câmid (A.) [ 1 [جامد .cansız. 2.donuk.
          câmûs (A.) [ جاموس ] manda, camız.
          cân (F.) [ 1 [جان .ruh. 2.can. 3.sevgili.
          cânâ (F.) [ جانا ] sevgilim, ey sevgili.
          cânân (F.) [ جانان ] sevgili.
          cânâne (F.) [ جانانه ] sevgili.
          cânbâz (F.) [ 1 [جانباز .canını hiçe sayan. 2.fedai. 3.cambaz.
          cândâr (F.) [ 1 [جاندار .canlı. 2.koruyucu.
          canefşân (F.) [ جان افشان ] canını hiçe sayan, fedai.
          cânefzâ (F.) [ جان افزا ] cana can katan.
          cânfersâ (F.) [ جان فرسا ] ömür törpüsü, yürek tüketen.
          cânfeşân (F.) [ جان فشان ] canını hiçe sayan, fedai.
          cânfezâ (F.) [ جان فزا ] cana can katan.
          cângüdâz (F.) [ جان گداز ] yürek yakan.
          canhıraş (F.) [ جان خراش ] yürek paralayan.
          cânib (A.) [ جانب ] taraf.
          cânişin (F.) [ جانشين ] halef, birinin yerine oturan.
          cânnisâr (F.-A.) [ جان نثار ] canını feda eden.
          cânsipâr (F.) [ جان سپار ] canını feda eden.
          cânsiperâne (F.) [ جان سپرانه ] canını feda edercesine.
          cânsitân (F.) [ جان ستان ] can alan.
          cânver (F.) [ 1 [جان ور .canlı. 2.canavar.
          câr (A.) [ جار ] komşu.
          cârî (A.) [ جارِ ] geçerli, yürürlükte.
          câriha (A.) [ 1 [جارحه .yırtıcı kuş. 2.yırtıcı hayvan.
          câriye (A.) [ جاریه ] halayık.
          cârû (F.) [ جارو ] süpürge.
          cârûb (F.) [ جاروب ] süpürge.
          câsûsî (A.-F.) [ جاسوسی ] casusluk, ajanlık.
          câvid (F.) [ جاود ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
          câvidân (F.) [ جاودان ] kalıcı, sonsuz, ebedi.
          cây (F.) [ جای ] yer.
          câygâh (F.) [ 1 [جایگاه .yer. 2.makam.
          câyi’ (A.) [ جایع ] aç.
          câynişîn (F.) [ جاینشين ] birinin yerine geçen, halef.
          câzib (A.) [ 1 [جاذب .ilginç. 2.çekici.
          câzibe (A.) [ جاذبه ] çekicilik.
          cazibedar (A.-F.) [ جاذبه دار ] çekici, cazibeli.
          câzibiyyet (A.) [ جاذبيت ] çekicilik.
          cebâbire (A.) [ جبابره ] zorbalar.
          cebânet (A.) [ جبانت ] korkaklık.
          cebbâr (A.) [ 1 [جبار .zorba. 2.güçlü. 3.Tanrı. 4.tuttuğunu koparan, becerikli.
          cebbârî (A.-F.) [ 1 [جباری .zorbalık. 2.beceriklilik, tuttuğunu koparma.
          cebel (A.) [ جبل ] dağ.
          cebhe (A.) [ 1 [جبهه .cephe. 2.alın. 3.yüz.
          cebîn (A.) [ جبين ] korkak.
          cebr (A.) [ 1 [جبر .zorlama. 2.cebir.
          cebr etmek zorlamak.
          cebren (A.) [ جبرا ] zorla.
          cebrî (A.) [ جبری ] zoraki, zorla.
          cedâvil (A.) [ جداول ] cetveller, çizelgeler.
          cedd (A.) [ جد ] ata.
          cedel (A.) [ 1 [جدل .tartışma. 2.mücadele.
          cedelî (A.) [ جدلی ] tartışmaya dayalı, münakaşa üstüne oturmuş.
          cedî (A.) [ 1 [جدی .oğlak. 2.oğlak burcu.
          cedîd (A.) [ جدید ] yeni.
          cedîde (A.) [ جدیده ] yeni.
          cedvel (A.) [ 1 [جدول .cetvel. 2.çizelge.
          cefâ (A.) [ جفا ] üzme, eziyet etme.
          cefâ çekmek cefaya katlanan, üzülen.
          cefâcû (A.-F.) [ جفاجو ] üzen, cefa eden.
          cefâdîde (A.-F.) [ جفادیده ] üzülmüş, cefa çekmiş.
          cefâkâr (A.-F.) [ 1 [جفاکار .cefa eden, üzen. 2.cefa çeken, üzülen.
          cefâkârî (A.-F.) [ 1 [جفاکاری .cefa etme, üzme. 2.cefa çekme.
          cefâkeş (A.-F.) [ جفاکش ] üzülen, cefa çeken, eziyete katlanan.
          cefâpîşe (A.-F.) [ 1 [جفاپيشه .üzmeyi huy edinmiş, cefa eden. 2.aşığını üzen
          sevgili.
          cefcâf (F.) [ 1 [جفجاف .hoppa kadın. 2.orospu.
          ceffelkalem (A.) [ جف القلم ] çalakalem.
          cefr (A.) [ جفر ] gaipten haber veren bilim.
          cehâlet (A.) [ جهالت ] cahillik, bilgisizlik.
          cehd (A.) [ جهد ] çalışma, çabalama.
          cehd etmek çalışıp çabalamak.
          cehele (A.) [ جهله ] cahiller.
          cehennemî (A.-F.) [ 1 [جهنمی .cehennemlik. 2.cehennem gibi sıcak.
          cehl (A.) [ جهل ] cahillik, bilgisizlik.
          cehren (A.) [ جهرا ] açıkça.
          celâdet (A.) [ جلادت ] yiğitlik.
          celâl (A.) [ جلال ] ululuk.
          celb (A.) [ جلب ] kendine çekme.
          celb edilmek 1.kendine çekilmek. 2.yazı ile çağırılmak.
          celb etmek 1.kendine çekmek. 2.yazı ile çağırmak.
          celbnâme (A.-F.) [ جلب نامه ] çağırı mektubu.
          celeb (A.) [ جلب ] sığır tüccarı.
          celesât (A.) [ جلسات ] oturumlar.
          celîl (A.) [ جليل ] ulu.
          celîs (A.) [ جليس ] arkadaş.
          cellâd (A.) [ جلاد ] cellat.
          cellâdî (A.-F.) [ جلادی ] cellatlık.
          celse (A.) [ جلسه ] oturum.
          cem’ (A.) [ 1 [جمع .toplama. 2.çoğul.
          cem’ edilmek toplanılmak.
          cem’ etmek toplamak, derlemek, bir araya getirmek.
          cem’an (A.) [ جمعا ] toplam.
          cem’iyyât (A.) [ جمعيات ] cemiyetler, dernekler.
          cem’iyyet (A.) [ 1 [جمعيت .cemiyet, dernek. 2.topluluk.
          cem’iyyet -i akvâm [ جمعيت اقوام ]Birleşmiş Milletler.
          cemâat (A.) [ 1 [جماعت .topluluk. 2.camide ibadet edenler.
          cemâd (A.) [ جماد ] cansız varlık.
          cemâdât (A.) [ جمادات ] cansız varlıklar.
          cemâhîr (A.) [ جماهير ] cumhuriyetler.
          cemâl (A.) [ جمال ] yüz güzelliği.
          cemel (A.) [ جمل ] deve.
          cemî’ (A.) [ جميع ] tümü.
          cemî’an (A.) [ جميعا ] tümüyle.
          cemil (A.) [ 1 [جميل .güzel. 2.yüzü güzel.
          cemîle (A.) [ جميله ] iyilik.
          cemiyet (A.) [ جمعيت ] topluluk, toplum.
          cemm (A.) [ جم ] kalabalık.
          cenâb (A.) [ جناب ] hazret.
          cenâbet (A.) [ 1 [جنابت .pis, murdar. 2.cünüplük hali.
          cenâh (A.) [ جناح ] kanat.
          cenb (A.) [ جنب ] taraf.
          cendere (A.) [ 1 [جندره .pres. 2.basınç, baskı. 3.oklava.
          ceng (F.) [ جنگ ] savaş.
          ceng etmek 1.savaşmak. 2.dövüşmek.
          cengâver (F.) [ جنگاور ] savaşçı.
          cengâverî (F.) [ جنگاوری ] savaşçılık.
          cengcû (F.) [ 1 [جنگجو .savaşçı. 2.kavgacı.
          cengel (F.) [ جنگل ] orman.
          cennât (A.) [ 1 [جنات .cennetler. 2.bahçeler.
          cennet (A.) [ 1 [جنت .cennet. 2.bahçe.
          cennet -i a’lâ [ جنت اعلی ] cennet.
          cennetmekân (A.) [ جنت مکان ] mekanı cennet olan.
          cenûb (A.) [ جنوب ] güney.
          cenûb -i garb [ جنوب غرب ] güneybatı.
          cenûb -i garbî [ جنوب غربی ] güneybatı.
          cenûb -i şark [ جنوب شرق ] güneydoğu.
          cenûb -i şarkî [ جنوب شرقی ] güneydoğu.
          cenûbî (A.) [ جنوبی ] güneye ait.
          cerâd (A.) [ جراد ] çekirge.
          cerâhat (A.) [ جراحت ] yara.
          cerâid (A.) [ جرائد ] gazeteler.
          cerâim (A.) [ جرائم ] suçlar.
          cerbeze (A.) [ جربزه ] beceriklilik.
          ceres (A.) [ 1 [جرس .çan. 2.çıngırak.
          cereyân (A.) [ 1 [جریان .akış. 2.oluş. 3.akım.
          cereyân etmek olmak, gerçekleşmek.
          cerge (F.) [ جرگه ] küme.
          cerh (A.) [ 1 [جرح .yaralama. 2.çürütme.
          cerh edilmek 1.yaralanmak. 2.çürütülmek.
          cerh etmek 1.yaralamak. 2.çürütmek.
          cerîde (A.) [ 1 [جریده .gazete. 2.tutanak.
          cerîha (A.) [ جریحه ] yara.
          cerîme (A.) [ 1 [جریمه .suç. 2.para cezası, cereme. 3.ceza ödeme.
          cerrâh (A.) [ جراح ] operatör.
          cerrâhî (A.) [ جراحی ] operatörlük.
          cesâmet (A.) [ جسامت ] irilik.
          cesâret (A.) [ جسارت ] cesurluk.
          cesîm (A.) [ جسيم ] iri, büyük.
          cesîmülcüsse (A.) [ جسيم الجثه ] iri yapılı, iriyarı.
          cesûr (A.) [ جسور ] cesaret sahibi.
          cev (F.) [ جو ] arpa.
          cevâb (A.) [ 1 [جواب .yanıt. 2.karşılık.
          cevâben (A.) [ جوابا ] yanıt olarak.
          cevâd (A.) [ جواد ] cömert.
          cevâhir (A.) [ 1 [جواهر .mücevherler. 2.mücevher.
          cevâmi’ (A.) [ جوامع ] camiler.
          cevâmid (A.) [ جوامد ] cansız varlıklar.
          cevâmîs (A.) [ جواميس ] mandalar.
          cevân (F.) [ جوان ] genç.
          cevânib (A.) [ جوانب ] yanlar, yönler.
          cevârî (A.) [ جواری ] halayıklar.
          cevâz (A.) [ جواز ] izin, uygun verme.
          cevâz vermek uygun vermek, olur vermek, müsaade etmek.
          cevdet (A.) [ 1 [جودت iyilik. 2.olgunluk. 3.tazelik.
          cevelân (A.) [ جولان ] dolaşma, gezinti.
          cevelân etmek 1.dolaşmak, akmak. 2.gezinmek.
          cevelângâh (A.-F.) [ 1 [جولانگاه .gezinti yeri, mesire yeri. 2.dolaşım yeri.
          cevf (A.) [ جوف ] boşluk.
          cevher (A.) [ 1 [جوهر .mücevher. 2.öz. 3.elmas.
          cevherfürûş (A.-F.) [ جوهرفروش ] mücevherci.
          cevherî (A.) [ 1 [جوهری .mücevherle ilgili. 2.mücevherli. 3.öz ile ilgili.
          cevîn (F.) [ جوین ] arpadan yapılmış.
          cevir (A.) [ جور ] haksızlık, üzülme, üzme, zulüm.
          cevir çekmek acı çekmek, zulüm görmek.
          cevr (A.) [ جور ] haksızlık, üzme, üzülme, zulüm.
          cevr etmek haksızlık etmek, üzmek, acı çektirmek.
          cevşen (F.) [ جوشن ] zırhlı giysi.
          cevv (A.) [ 1 [جو .hava. 2.boşluk.
          cevvâl (A.) [ جوال ] çok hareketli, koşan.
          cevvî (A.) [ جوی ] hava ile ilgili.
          cevzâ (A.) [ جوزاء ] ikizler burcu.
          ceyb (A.) [ جيب ] cep.
          ceyş (A.) [ جيس ] asker.
          ceyyid (A.) [ جيد ] iyi, güzel.
          cezâ (A.) [ 1 [جزاء .karşılık. 2.ceza.
          cezâir (A.) [ جزائر ] adalar.
          cezâlet (A.) [ جزالت ] akıcılık, düzgünlük.
          cezb (A.) [ جذب ] kendine çekme.
          cezb edilmek kendine çekilmek.
          cezb etmek kendine çekmek.
          cezbe (A.) [ 1 [جذبه .coşku. 2.kendinden geçiş.
          cezer (A.) [ جزر ] havuç.
          cezîre (A.) [ جزیره ] ada.
          cezm (A.) [ جزم ] kesin karar.
          cezm etmek kesin karar vermek, kesin olarak niyetlenmek.
          cezzâb (A.) [ جذاب ] çekici, cazibeli.
          cibâl (A.) [ جبال ] dağlar.
          cibillet (A.) [ جبلت ] karakter, yaratılış.
          cibilliyet (A.) [ جبليت ] karakter, yaratılış.
          cibilliyetsiz (A.-T.) [ جبلتسز ] karaktersiz, kötü yaratılışlı.
          cidâl (A.) [ جدال ] mücadele.
          cidâlcû (A.-F.) [ جدال جو ] mücadeleci.
          cidâr (A.) [ 1 [جدار .duvar. 2.zar.
          cidden (A.) [ جدا ] ciddi olarak.
          ciddî (A.) [ 1 [جدی .ağırbaşlı. 2.önemli.
          ciddiyyet (A.) [ 1 [جدیت .ciddilik. 2.ağırbaşlılık.
          cîfe (A.) [ جيفه ] leş.
          ciger (F.) [ جگر ] ciğer.
          cigergûşe (F.) [ 1 [جگرگوشه .ciğerköşe, evlat. 2.sevgili.
          cigerpâre (F.) [ 1 [جگرپاره .ciğer parçası. 2.evlat.
          cigersûz (F.) [ جگرسوز ] yürek yakan.
          cihâd (A.) [ جهاد ] din uğrunda savaş.
          cihâd etmek din uğrunda savaşmak.
          cihân (F.) [ 1 [جهان .dünya. 2.âlem.
          cihânâferîn (F.) [ جهان آفرین ] dünyayı yaratan, Tanrı.
          cihandar (F.) [ جهاندار ] büyük hükümdar, imparator.
          cihandîde (F.) [ جخان دیده ] görmüş geçirmiş.
          cihangîr (F.) [ جهانگير ] büyük hükümdar, imparator.
          cihangîrî (F.) [ جهانگيری ] büyük hükümdarlık, imparatorluk.
          cihângüşâ (F.) [ جهانگشا ] dünyayı feth eden, fatih hükümdar.
          cihânî (F.) [ 1 [جهانی .dünya ile ilgili. 2.insan.
          cihannüma (F.) [ 1 [جهان نما .dünya atlası. 2.taraça.
          cihâr (F.) [ چهار ] dört.
          cihâren (A.) [ جهارا ] açıkça.
          cihât (A.) [ 1 [جهات .yönler. 2.sebepler. 3.yerler.
          cihâz (A.) [ 1 [جهاز .çeyiz. 2.aygıt. 3.sistem.
          cihet (A.) [ 1 [جهت .yön, taraf. 2.bakım, nokta. 3.sebep.
          cilâ (A.) [ 1 [جلاء .parlaklık. 2.cila.
          cilâdar (A.-F.) [ جلادار ] cilalı.
          cild (A.) [ 1 [جلد .deri, cilt. 2.kitap.
          cilve (A.) [ 1 [جلوه .görünme. 2.kırıtma.
          cilvegâh (A.-F.) [ جلوه گاه ] görünme yeri.
          cilvegâh olmak yatak teşkil etmek, yurt olmak.
          cilveger (A.-F.) [ 1 [جلوه گر .görünen. 2.kırıtan.
          cilvesâz (A.-F.) [ جلوه ساز ] kırıtan, cilve yapan.
          cimâ’ (A.) [ جماع ] cinsel ilişki.
          cimâ’ etmek cinsel ilişkide bulunmak.
          cinâ’î (A.) [ جنائی ] cinayetle ilgili.
          cinân (A.) [ 1 [جنان .cennetler. 2.bahçeler.
          cinayetkâr (A.-F.) [ جنایتکار ] câni, cinayet işleyen.
          cinâze (A.) [ جنازه ] tabut.
          cindar (A.-F.) [ جندار ] cinci, afsuncu.
          cindarlık (A.-F.-T.) cincilik, afsunculuk, muskacılık.
          cinnet (A.) [ جنت ] çıldırma.
          cins (A.) [ 1 [جنس .tür. 2.soy.
          cinsî (A.) [ جنسی ] cinsel.
          cirm (A.) [ جرم ] cismin kapladığı yer, hacim.
          cism (A.) [ 1 [جسم .cisim, madde. 2.vücut, beden.
          cismânî (A.) [ 1 [جسمانی .cisim ile ilgili. 2.bedensel.
          cismen (A.) [ جسما ] bedenen.
          cisr (A.) [ جسر ] köprü.
          civan (F.) [ جوان ] genç.
          civânân (F.) [ جوانان ] gençler.
          civanbaht (F.) [ جوان بخت ] talihli.
          civânî (F.) [ جوانی ] gençlik.
          civânmerd (F.) [ 1 [جوانمرد .cömert. 2.soylu.
          civâr (A.) [ جوار ] yakın çevre.
          cîve (F.) [ جيوه ] cıva.
          cizye (A.) [ جزیه ] gayrimüslim vergisi.
          cû (F.) [ 1 [جو .arayan. 2.arama.
          cû (F.) [ جو ] çay, ırmak.
          cû’ (A.) [ جوش ] açlık.
          cûce (F.) [ جوجه ] civciv.
          cûd (A.) [ جود ] cömertlik.
          cuğd (A.) [ جغد ] baykuş.
          cûlâh (F.) [ 1 [جولاه .dokumacı. 2.çulha.
          cum’a (A.) [ جمعه ] cuma.
          cumhûr (A.) [ 1 [جمهور .halk. 2.kalabalık.
          cumhûrî (A.) [ جمهوری ] cumhuriyetle ilgili.
          cumhûriyyet (A.) [ جمهوریت ] cumhuriyet.
          cûş (F.) [ 1 [جوش .coşku. 2.kaynama.
          cûş eylemek coşmak, coşup taşmak.
          cûşâcûş (F.) [ جوشاجوش ] coşkun, coşkulu.
          cûşân (F.) [ 1 [جوشان .coşan. 2.kaynayan.
          cûşiş (F.) [ جوشش ] coşku.
          cûy (F.) [ 1 [جوی .arayan. 2.arama.
          cûy (F.) [ جوی ] çay, ırmak.
          cûybâr (F.) [ جویبار ] ırmak.
          cûyende (F.) [ جوینده ] arayan.
          cübn (A.) [ جبن ] korkaklık.
          cüdâ (F.) [ جدا ] ayrı.
          cüda kalmak ayrı düşmek, uzak kalmak.
          cüdâyî (F.) [ جدایی ] ayrılık.
          cüdrân (A.) [ جدران ] duvarlar.
          cüft (F.) [ جفت ] çift.
          cüfte (F.) [ جفته ] çifte.
          cühelâ (A.) [ جهلاء ] cahiller.
          cühhâl (A.) [ جهال ] cahiller.
          cüllâh (A.) [ جلاه ] dokumacı, çulhacı.
          cülûs (A.) [ 1 [جلوس .oturma. 2.tahta geçme.
          cülûs etmek tahta geçmek.
          cülûsiyye (A.) [ 1 [جلوسيه .tahta çıkan hükümdarın dağıttığı bahşiş. 2.tahta çıkan
          hükümdar için yazılan şiir.
          cümcüme (A.) [ جمجمه ] kafatası.
          cümel (A.) [ جمل ] cümleler.
          cümle (A.) [ 1 [جمله .bütün, tüm. 2.tümce.
          cümleten (A.) [ جملة ] tümüyle
          cümûd (A.) [ جمود ] donukluk.
          cümûdiyye (A.) [ جمودیه ] buzul.
          cünbân (F.) [ 1 [جنبان .sallayan. 2.sallanan.
          cünbiş (F.) [ جنبش ] kıpırtı, hareket, sallanma.
          cünd (A.) [ 1 [جند .asker. 2.ordu.
          cündî (A.) [ جندی ] usta binici.
          cündîlik (A.-T.) [ ] binicilik, at binme.
          cünha (A.) [ جنحه ] küçük suç.
          cünûd (A.) [ 1 [جنود .askerler. 2.ordular.
          cürm (A.) [ جرم ] suç.
          cürûf (A.) [ جروف ] maden atığı, maden posası.
          cüsse (A.) [ جثه ] gövde, yapı.
          cüstücû (F.) [ جست و جو ] arayış, arama.
          cüvâl (F.) [ جوال ] çuval.
          cüvân bk. civan.
          cüz’ (A.) [ 1 [جزء .parça. 2.medrese alfabe kitabı.
          cüz’î (A.) [ جزئی ] çok az.
          cüz’iyyât (A.) [ جزئيات ] küçük şeyler, önemsiz şeyler.
          cüzâm (A.) [ جذام ] cüzzam.
          cüzdan (A.-F.) [ 1 [جزئدان .para çantası. 2.evrak çantası.

          Yorum yap

          • mehtap
            Çalışkan Üye
            • Oct 2009
            • 1371

            #6
            Ç-

            çâbük (F.) [ چابک ] kıvrak, çevik, çabuk.
            çâbükî (F.) [ چابکی ] kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
            çâbükpâ (F.) [ چابک پا ] ayağına çabuk.
            çâbükrev (F.) [ چابک رو ] hızlı giden.
            çâbüksüvar (F.) [ چابک سوار ] usta binici.
            çâder (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
            çâdernişin (F.) [ چادرنشين ] göçebe, çadırda yaşayan.
            çadır (F.) [ 1 [چادر .çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
            çağz (F.) [ چغز ] kurbağa.
            çâh (F.) [ 1 [چاه .kuyu. 2.çukur.
            çâk (F.) [ 1 [چاک .yırtık. 2.yırtmaç.
            çâk etmek yırtmak.
            çâk olmak yırtılmak.
            çâkâçâk (F.) [ چاکاچاک ] kılıç şakırtısı.
            çâker (F.) [ 1 [چاکر .kul. 2.hizmetkâr.
            çâkerî (F.) [ 1 [چاکری .kulluk. 2.hizmetkârlık.
            çâkûç (F.) [ چاکوچ ] çekiç.
            çâlâk (F.) [ چالاک ] çevik, kıvrak.
            çâlâkî (F.) [ چالاکی ] çeviklik, kıvraklık.
            çâlik (F.) [ چاليک ] çelik çomak.
            çâlpâre (F.) [ چارپاره ] çalpara.
            çâme (F.) [ چامه ] şiir.
            çâne (F.) [ چانه ] çene.
            çâpâr (F.) [ 1 [چاپار .ulak. 2.postacı.
            çâplûs (F.) [ چاپلوس ] dalkavuk.
            çâr (F.) [ چار ] çare.
            çâr (F.) [ چار ] dört.
            çârçûbe (F.) [ چارچوبه ] çerçeve.
            çardak (F.) [ چارطاق ] çardak.
            çârdeh (F.) [ چارده ] ondört.
            çâre (F.) [ 1 [چاره .tedbir. 2.çare. 3.ilaç, derman.
            çârecû (F.) [ چاره جو ] çare arayan.
            çâresâz (F.) [ چاره ساز ] çare bulan.
            çâresâz olmak çare bulmak.
            çâresâzî (F.) [ چاره سازی ] çare bulma.
            çârgâh (F.) [ چارگاه ] Türk musikîsinde bir makam.
            çârgûşe (F.) [ چارگوشه ] dört köşe.
            çarh (F.) [ 1 [چرخ .tekerlek. 2.çarkıfelek. 3.felek. 4.tef. 5.çıkrık.
            çarmıh (F.) [ چارميخ ] çarmıh.
            çârnâçâr (F.) [ چارناچار ] ister istemez, çaresiz, mecburen.
            çârpâ (F.) [ چارپا ] dört ayaklı.
            çârsû (F.) [ چارسو ] dört yön.
            çârsû (F.-A.) [ چارسو ] çarşı.
            çârşeb (F.) [ چارشب ] çarşaf.
            çârşenbe (F.) [ چارشنبه ] çarşamba.
            çârtâk (F.) [ 1 [چارطاق .çardak. 2.kare şeklinde çadır.
            çârüm (F.) [ چارم ] dördüncü.
            çâryâr (F.) [ چاریار ] dört halife, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali.
            çâşni (F.) [ چاشنی ] çeşni.
            çâşnigîr (F.) [ چاشنی گير ] çeşnici.
            çâşt (F.) [ چاشت ] kuşluk vakti.
            çeğâle (F.) [ چغاله ] çağla.
            çeh (F.) [ 1 [چه .kuyu. 2.çukur.
            çehâr (F.) [ چهار ] dört.
            çehre (F.) [ چهره ] yüz.
            çehreperdâz (F.) [ چهره پرداز ] ressam.
            çekâçâk (F.) [ چکاچاک ] kılıç şakırtısı.
            çekîde (F.) [ چکيده ] damlamış.
            çekûç (F.) [ چکوچ ] çekiç.
            çelîpâ (F.) [ چليپا ] haç.
            çem (F.) [ 1 [چم .salınma. 2.süslü.
            çemen (F.) [ 1 [چمن .çimenlik, çayırlık. 2.yeşillik.
            çemenzâr (F.) [ چمنزار ] çimenlik.
            çenâr (F.) [ چنار ] çınar.
            çenber (F.) [ 1 [چنبر .çember. 2.kasnak.
            çend (F.) [ 1 [چند .kaç. 2.birkaç. 3.ne zamana kadar.
            çendan (F.) [ چندان ] o kadar, onca.
            çendin (F.) [ چندین ] bu kadar, bunca.
            çeng (F.) [ 1 [چنگ .pençe. 2.el. 3.harp, çeng.
            çengâl (F.) [ 1 [چنگال .pençe. 2.çengel.
            çengî (F.) [ 1 [چنگی .çeng çalan. 2.dansöz, çengi.
            çep (F.) [ چپ ] sol.
            çerâ (F.) [ چرا ] otlama.
            çerâgâh (F.) [ چراگاه ] otlak.
            çerâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil.
            çerâğân (F.) [ چراغان ] aydınlatma, donatma.
            çerâkese (A.) [ چراکسه ] çerkesler.
            çerb (F.) [ چرب ] semiz.
            çerbzebân (F.) [ 1 [چرب زبان .yaltakçı. 2.ağzı laf yapan.
            çerh (F.) [ 1 [چرخ .çark. 2.felek. 3.tekerlek. 4.çıkrık. 5.çarkıfelek. 6.tef.
            çerm (F.) [ چرم ] deri.
            çeşm (F.) [ چشم ] göz.
            çeşmân (F.) [ چشمان ] gözler.
            çeşmderîde (F.) [ چشم دریده ] arsız.
            çeşme (F.) [ 1 [چشمه .pınar. 2.çeşme.
            çetr (F.) [ 1 [چتر .gölgelik. 2.şemsiye.
            çevgân (F.) [ چوگان ] çevgen.
            çeyrek (F.) [ چهاریک ] dörtte bir, çeyrek.
            çîgûne (F.) [ چگونه ] nasıl.
            çigûnegî (F.) [ چگونگی ] nitelik.
            çihâr (F.) [ چهار ] dört.
            çihar yâr (F.) [ چهاریار ] dört halife. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali.
            çihârüdü (F.) [ چهار و دو ] dört ve iki.
            çihârüse (F.) [ چهار و سه ] dört ve üç.
            çihârüyek (F.) [ چهار و یک ] dört ve bir.
            çihil (F.) [ چهل ] kırk.
            çihilpâ (F.) [ چهل پا ] kırkayak.
            çihre (F.) [ چهره ] yüz.
            çil (F.) [ چل ] kırk.
            çile (F.) [ 1 [چله .kırk günlük ibadet. 2.sıkıntı, azap. 3.iplik demeti.
            çilekeş (F.) [ چله کش ] çile çeken, acı çeken.
            çimen (F.) [ چمن ] çimenlik.
            çîn (F.) [ چين ] kırışık.
            çirâğ (F.) [ 1 [چراغ .mum. 2.kandil. 2.çırak.
            çîredest (F.) [ چيره دست ] yetenekli, becerikli.
            çirk (F.) [ 1 [چرک .kir. 2.irin.
            çirkâb (F.) [ چرک آب ] pis su.
            çirkîn (F.) [ 1 [چرکين .kirlenmiş. 2.çirkin.
            çîz (F.) [ چيز ] şey.
            çûb (F.) [ 1 [چوب .sopa. 2.odun. 3.tahta.
            çûbân (F.) [ چوبان ] çoban.
            çûbek (F.) [ 1 [چوبک .tokmak, tokaç. 2.çomak.
            çun (F.) [ 1 [چون .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
            çün (F.) [ 1 [چن .gibi. 2.mademki. 3.nasıl. 4.için. 5.çünkü.
            çünki (F.) [ چونکه ] çünkü.
            çüst (F.) [ چست ] çevik, kıvrak.
            çüstî (F.) [ چستی ] çeviklik, kıvraklık.
            çüvâl (F.) [ چوال ] çuval.
            çüvaldûz (F.) [ چوالدوز ] çuvaldız.

            Yorum yap

            Hazırlanıyor...