
Kelimelerin ifadelerini kaybettiği anlarınız oldu mu hiç?
Sırf lisan-ı hali ifade etmiyor diye sükûtu değdirdiniz mi dilinize?
Kalem yürürken kağıt üzerinde, harflerle kavgalı olduğunuz oldu mu hiç?
Ya susmanın dayanılmaz yakıcılığı kavurdu mu yüreğinizi?
Zordur kelimelere anlam yüklemek, yakıcıdır yazmanın eksikliğini hissetmek..
Kaç kapı dolaşılır, kaç iklim geçilir..
Okumak, deryasına dalıp, ifadeler aranır.
Yudum yudum içilir kelimeler, harf harf nakşedilir..
Ama kimi zaman bu da yetmez ifadeleri güçlendirmeye
ve birden bir satır değer yüreğe:
“Bu derd-i Sühandır olmaz izhâr
Ta’bîr edemem dahi neler var.” (Şeyh Galib)
(Söz derdidir bu, açıklanmaz. Açıklayamadığım daha neler var.)
Sonrasında sükût vurur dilinizin kıyısına..
Sustukça can verir harfler, sustukça içine çeker seni kelimeler..
Bir başka yazar sözü alır bu sefer;
“Boğazına kadar battığın kelimelerin içinde yüzmek ne soğuk!”
Kelimeler ki ne soğuk! Kelimeler ki ne çok yakar…
Kelimeler; hem yakan hem de zemheriye tutan..
Son olarak Yunus Emre alıyor sözü,
“Gönül neyi sever ise dil anı şerh itse gerek”
(Gönlün sevdiğini açıklamalıdır dil.)
Gönül tam konuşacakken, kavgalı olduğunu görüyor harflerle..
“İfadeler anlamsız, kelimeleri kaybettim.
Lisan-ı hal sessiz, sükûtu dilime pay ettim.
Bir kavga sonrasın da kelâm içinde can verdim.
Şimdiler de suskun yüreğim, bir dua içine hapsettim…
----------------------------------------ALINTI---------------------------------------------



Yorum yap