Aşkın merhalelerine ve duraklarına baktığımızda
önce sevenin sevgiliye bağlandığı bir zaman dilimine,
bütün hayatı kuşatıp şekillendirecek o kısacık anın büyüsüne gitmek gerekir.
Buna "alâka" denir ki kelime itibariyle bir ilgiyi, bir bağlanışı ifade eder.
Yani sevgiliye bağlanan bir gönül. İster saçlarının teline
bağlanıp ardından sürüklensin,
ister zülfünün zincirine bend olup asılsın...
Alâkadan sonraki merhaleye sevgi deriz.
Kalp sevgiliye doğru eriyip akar ve gün günden şiddetlenerek (gözden) akışı hızlandırır. O dönemde âşık ister ki cihanın bütün âşıkları yerine aşkı tek başına kendisi soluklansın, bütün yükü insanlığın sırtından alıp omuzlasın, başka âşıkların adları tarihten silinsin ve geriye,
uğrunda varlığını yok etmeye hazır olduğu sevgilinin adından gayrı bir şey kalmasın.
İster ki sevgi denen lezzetin tümünü kalbinde taşısın.
Aşkın üçüncü merhalesinde tutku vardır. Tutku olmasının sebebi Sevgili'nin, kalpten hiç ayrılmaması, orada tutunup kalmasıdır.
Hani bir alacaklının borçlusuna yapışıp ondan ayrılmaması gibi.
Bir devamlılık ve ayrılmazlık halidir ki gözyaşına boğulmuş âşıkın içinde gittikçe büyüyen bir ateş yakar; ateş ile suyu üst üste biriktirir.
Gönüldeki ateşin yeterince büyüyüp
kalbe ve bedene zarar vermeye başladığı aşamaya aşk denir.
Aşk, seven ile sevilen arasındaki maceranın dördüncü kademesidir
ve önce aklı kovar, mantık zincirini bozar.
Bu ruhsal ve anatomik tagayyür sebebiyle aşka bir hastalık gözüyle bakanlar olmuşsa da bunun tedavi kabul eder bir şey olmadığı ortadadır.
Beşinci basamakta şevk vardır.
Buna özlem de diyebiliriz.
Kalbin sevgiliye hızla yol alışından ibarettir.
Vuslata kanat çırpmak, sevgilinin yüzünü görmek ve kendini ona adamak gibi özellikler bu kademede müşahede eder.
Âşık bu merhalede sevgilinin yolunu bütün yollardan daha doğru,
daha sahih görür. Sevgilinin bir yerde kendisini beklediğini vehmeder
ve bu yolculuk uğruna her şeyini vermeye hazırdır.
Özlem büyüdükçe vuslatın kadr u kıymeti de büyür;
dolayısıyla seven ile sevilen arasındaki yakınlık da.
Sevgili, vadinden dönmeyen,
sözüne sadık bir Sevgili ise özlemin artması âşıkı mutlu eder.
Çünkü her an hayali gönlünde, ismi dilindedir.
Sevgili kalbinin içinde iken onu özlemek, sevgili gözbebeğinde iken onu aramak, bir sır gibi içindeyken onu dillendirip durmak hep bu özlem basamağının insanı arıtan, yakan, pişiren, olduran yanıdır.
(Diyelim ki âşık öldürmek, güzelin güzellik hakkıdır.
Peki de, âşıkı ayrılık denen kılıca mahkûm ederek canını almak,
kimin fermanıdır?)
---------------------------------ALINTI--------------------------------
önce sevenin sevgiliye bağlandığı bir zaman dilimine,
bütün hayatı kuşatıp şekillendirecek o kısacık anın büyüsüne gitmek gerekir.
Buna "alâka" denir ki kelime itibariyle bir ilgiyi, bir bağlanışı ifade eder.
Yani sevgiliye bağlanan bir gönül. İster saçlarının teline
bağlanıp ardından sürüklensin,
ister zülfünün zincirine bend olup asılsın...
Alâkadan sonraki merhaleye sevgi deriz.
Kalp sevgiliye doğru eriyip akar ve gün günden şiddetlenerek (gözden) akışı hızlandırır. O dönemde âşık ister ki cihanın bütün âşıkları yerine aşkı tek başına kendisi soluklansın, bütün yükü insanlığın sırtından alıp omuzlasın, başka âşıkların adları tarihten silinsin ve geriye,
uğrunda varlığını yok etmeye hazır olduğu sevgilinin adından gayrı bir şey kalmasın.
İster ki sevgi denen lezzetin tümünü kalbinde taşısın.
Aşkın üçüncü merhalesinde tutku vardır. Tutku olmasının sebebi Sevgili'nin, kalpten hiç ayrılmaması, orada tutunup kalmasıdır.
Hani bir alacaklının borçlusuna yapışıp ondan ayrılmaması gibi.
Bir devamlılık ve ayrılmazlık halidir ki gözyaşına boğulmuş âşıkın içinde gittikçe büyüyen bir ateş yakar; ateş ile suyu üst üste biriktirir.
Gönüldeki ateşin yeterince büyüyüp
kalbe ve bedene zarar vermeye başladığı aşamaya aşk denir.
Aşk, seven ile sevilen arasındaki maceranın dördüncü kademesidir
ve önce aklı kovar, mantık zincirini bozar.
Bu ruhsal ve anatomik tagayyür sebebiyle aşka bir hastalık gözüyle bakanlar olmuşsa da bunun tedavi kabul eder bir şey olmadığı ortadadır.
Beşinci basamakta şevk vardır.
Buna özlem de diyebiliriz.
Kalbin sevgiliye hızla yol alışından ibarettir.
Vuslata kanat çırpmak, sevgilinin yüzünü görmek ve kendini ona adamak gibi özellikler bu kademede müşahede eder.
Âşık bu merhalede sevgilinin yolunu bütün yollardan daha doğru,
daha sahih görür. Sevgilinin bir yerde kendisini beklediğini vehmeder
ve bu yolculuk uğruna her şeyini vermeye hazırdır.
Özlem büyüdükçe vuslatın kadr u kıymeti de büyür;
dolayısıyla seven ile sevilen arasındaki yakınlık da.
Sevgili, vadinden dönmeyen,
sözüne sadık bir Sevgili ise özlemin artması âşıkı mutlu eder.
Çünkü her an hayali gönlünde, ismi dilindedir.
Sevgili kalbinin içinde iken onu özlemek, sevgili gözbebeğinde iken onu aramak, bir sır gibi içindeyken onu dillendirip durmak hep bu özlem basamağının insanı arıtan, yakan, pişiren, olduran yanıdır.
(Diyelim ki âşık öldürmek, güzelin güzellik hakkıdır.
Peki de, âşıkı ayrılık denen kılıca mahkûm ederek canını almak,
kimin fermanıdır?)
---------------------------------ALINTI--------------------------------




Yorum yap