SÛRENİN NÜZÛL YERİ VE ZAMANI
Fâtiha 23 yıllık vahiy sürecinin ilk yılının başlarında nâzil olmuştur.
Bu yıl miladi takvimle 610 yılına tesadüf etmektedir. Dolayısıyla
Fâtiha sûresi Mekkî bir sûredir. Delili, mü’minlerin başından beri
Fâtiha’sız namaz kılmamış olmalarıdır. Namaz’dan ise daha ilk inen
sûre olan ‘Alak sûresinin 10. âyetinde söz edilmektedir. ‘Alak suresinin
ilk nazil olan 5 ayetiyle surenin devamındaki ayetler arasında her
ne kadar zaman farkı varsa da, bu farkın uzun bir zaman dilimi olduğu
kanaatinde değiliz. Ayrıca Mekkî olduğu kesin olan Hıcr sûresinin 87.
âyetinde yer alan seb’an mine’l-mesâni ile Fâtiha kastedilmiştir. Bu,
Nebevî bir tefsir olarak rivâyet edilmiştir.
Bazıları Fâtiha’nın biri Mekke’de diğeri de kıblenin Kudüs’ten
Mekke’ye tahvilinin ardından Medine’de olmak üzere iki kez nâzil olduğunu
iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın mesnedi, birbiriyle
çelişen nüzûl sebebi rivâyetleridir. Rivâyetler arasındaki çelişki giderilemeyince,
sûrenin hem Mekke’de hem de Medine’de indiği yorumu
bazılarına çıkış yolu olarak görünmüştür. Fakat bunun makûl bir izahı
da yapılamamıştır. Sonuçta hakikatin hatırını kırma pahasına rivayetin
hatırı hoş tutulmaya çalışılmıştır.
Böylesi birbiriyle çelişen nüzûl sebebi rivâyetlerinden hiçbirini
zayi etmemenin daha makûl ve izah edilebilir yolları vardır. Mesela,
bazılarını Fâtiha’nın Medine’de ikinci kez indiği sonucuna götüren
nüzûl sebebi rivâyetleri, sahabenin Kur’an’a “inmiş bitmiş” bir kitap
gibi değil, her an hayatlarına inmekte olan bir hitap gibi baktıkları
şeklinde bir değerlendirmeye mesnet olabilir. Zira sahabe çok önceden
inmiş âyet veya sûrelerle, ondan yıllarca sonra olmuş bir olay arasında
sebep-sonuç bağlantısı kurabiliyordu. “Şu şu âyetler falancanın
şu olayı hakkında inmiştir” gibisinden bir değerlendirme, âyetin inişi
ile olayın oluşu arasındaki zamansal nedenselliğe delalet etmemekteydi.
Olsa olsa bu değerlendirme, yaşanan hayatla vahyi aynı gözede
buluşturmanın bir yöntemiydi. Bu, sahabenin, vahye her an nâzil olan,
hayatın içinde, aktif ve aktüel bir hitap gözü ile baktığını gösterir.
Sözün özü, Fâtiha sûresi tartışmasız Mekkî bir sûredir.
alıntı..............
Fâtiha 23 yıllık vahiy sürecinin ilk yılının başlarında nâzil olmuştur.
Bu yıl miladi takvimle 610 yılına tesadüf etmektedir. Dolayısıyla
Fâtiha sûresi Mekkî bir sûredir. Delili, mü’minlerin başından beri
Fâtiha’sız namaz kılmamış olmalarıdır. Namaz’dan ise daha ilk inen
sûre olan ‘Alak sûresinin 10. âyetinde söz edilmektedir. ‘Alak suresinin
ilk nazil olan 5 ayetiyle surenin devamındaki ayetler arasında her
ne kadar zaman farkı varsa da, bu farkın uzun bir zaman dilimi olduğu
kanaatinde değiliz. Ayrıca Mekkî olduğu kesin olan Hıcr sûresinin 87.
âyetinde yer alan seb’an mine’l-mesâni ile Fâtiha kastedilmiştir. Bu,
Nebevî bir tefsir olarak rivâyet edilmiştir.
Bazıları Fâtiha’nın biri Mekke’de diğeri de kıblenin Kudüs’ten
Mekke’ye tahvilinin ardından Medine’de olmak üzere iki kez nâzil olduğunu
iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın mesnedi, birbiriyle
çelişen nüzûl sebebi rivâyetleridir. Rivâyetler arasındaki çelişki giderilemeyince,
sûrenin hem Mekke’de hem de Medine’de indiği yorumu
bazılarına çıkış yolu olarak görünmüştür. Fakat bunun makûl bir izahı
da yapılamamıştır. Sonuçta hakikatin hatırını kırma pahasına rivayetin
hatırı hoş tutulmaya çalışılmıştır.
Böylesi birbiriyle çelişen nüzûl sebebi rivâyetlerinden hiçbirini
zayi etmemenin daha makûl ve izah edilebilir yolları vardır. Mesela,
bazılarını Fâtiha’nın Medine’de ikinci kez indiği sonucuna götüren
nüzûl sebebi rivâyetleri, sahabenin Kur’an’a “inmiş bitmiş” bir kitap
gibi değil, her an hayatlarına inmekte olan bir hitap gibi baktıkları
şeklinde bir değerlendirmeye mesnet olabilir. Zira sahabe çok önceden
inmiş âyet veya sûrelerle, ondan yıllarca sonra olmuş bir olay arasında
sebep-sonuç bağlantısı kurabiliyordu. “Şu şu âyetler falancanın
şu olayı hakkında inmiştir” gibisinden bir değerlendirme, âyetin inişi
ile olayın oluşu arasındaki zamansal nedenselliğe delalet etmemekteydi.
Olsa olsa bu değerlendirme, yaşanan hayatla vahyi aynı gözede
buluşturmanın bir yöntemiydi. Bu, sahabenin, vahye her an nâzil olan,
hayatın içinde, aktif ve aktüel bir hitap gözü ile baktığını gösterir.
Sözün özü, Fâtiha sûresi tartışmasız Mekkî bir sûredir.
alıntı..............