Düşman (nefsin) her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar taneden, yemden bahsederse de sen onu tuzak say!
Sana şeker verirse sen onu zehir bil; bir lütufta bulunursa onu kahır bil!
Bu nefis cehennemdir; cehennem ise bir ejderhâdır ki harâreti denizlerle bile sönmez
Bütün bir âlemi, bir lokma edip yutar da yine midesi “Daha fazla yok mu?” diye bağırır
Bizim nefsimiz de cehennemin bir parçasıdır Onun için cüzler, daima küllün tabiatındadır
Nefsi öldürecek ayak da ancak Hakk’ın ayağıdır Zaten nefsin yayını Hak’tan başka kim çekebilir?
Şunu bil ki; safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır; asıl aslan ise, nefsini mağlûp edendir
Vücudunda nefsi ölen kişinin emrine güneş de tâbidir, bulut da
Âdem Peygamber, nefis zevkine bir adım attı da cennetin baş köşesinden ayrılma zinciri, boğazına geçti
Melek, Şeytandan kaçar gibi Adem’den kaçmaya başladı Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü
Ercesine onu savaşa çek, yiğitçe onunla vuruş ki, Allah da sana vuslatıyla karşılık versin!
Nefsin sağ elinde tespih ve Kur’ân vardır; ama yeninde de hançer ve kılıç gizlidir
Onun Mushafına, riyasına kanma; kendini onunla sırdaş, hâldeş yapma!
Kendine gel de kargaya benzeyen nefsin ardından koşma Çünkü o, seni mezarlığa götürür; bağa, bahçeye değil!
Sen, onun elini bağlamazsan o, senin elini bağlar Sen, onun ayağını kırmazsan o, senin ayağını kırar
Ey hevâ ve hevesini gizlice tazeleyen! (Sen) imanını tazele, fakat (sadece) dilinle değil!
Hevâ ve heves taze oldukça iman taze olmaz; zira hevâ, o kapının kilidinden başka bir şey değildir
Gönlümüzdeki bütün bu gamlar, hevâ ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir
Bu kökümüzü söken gamlar, ömrümüzün orağına benzer ‘Bu böyle oldu, şu şöyle oldu’ demeler de kuruntularımızdır
Hevâ ve hevesle, nefsin isteğiyle az dost ol; zira seni Hakk’ın yolundan çıkaran, yolunu şaşırtan, odur
Hakk’a (karşı) mest olmuş (kişilerden) başka bütün halk, çocuktur Hevâ ve hevesinden kurtulmuş kişiden başka bâliğ yoktur
Ey Allah’tan yalnızca “hu” ismiyle yetinen! İlâhi kadeh olmadıkça hevâ ve heveslerden nasıl geçeceksin?
Şüphe yok ki hevâ ve hevesi terk etmek acıdır; ama Allah’tan uzak olma acılığından elbette daha iyidir
(I/1192, 1193, 1375, 1380, 1382, 1383, 1389, 3004, II/15, 16, III/1061, 2554, 2555, IV/1312, V/3491, I/1078, 1079, 2296, 2297, 2957, 3430, 3453, VI/1768)
Mesnevi’den
alıntı....
Sana şeker verirse sen onu zehir bil; bir lütufta bulunursa onu kahır bil!
Bu nefis cehennemdir; cehennem ise bir ejderhâdır ki harâreti denizlerle bile sönmez
Bütün bir âlemi, bir lokma edip yutar da yine midesi “Daha fazla yok mu?” diye bağırır
Bizim nefsimiz de cehennemin bir parçasıdır Onun için cüzler, daima küllün tabiatındadır
Nefsi öldürecek ayak da ancak Hakk’ın ayağıdır Zaten nefsin yayını Hak’tan başka kim çekebilir?
Şunu bil ki; safları bozup dağıtan aslanla savaşmak kolaydır; asıl aslan ise, nefsini mağlûp edendir
Vücudunda nefsi ölen kişinin emrine güneş de tâbidir, bulut da
Âdem Peygamber, nefis zevkine bir adım attı da cennetin baş köşesinden ayrılma zinciri, boğazına geçti
Melek, Şeytandan kaçar gibi Adem’den kaçmaya başladı Bir lokma ekmek için ne kadar gözyaşı döktü
Ercesine onu savaşa çek, yiğitçe onunla vuruş ki, Allah da sana vuslatıyla karşılık versin!
Nefsin sağ elinde tespih ve Kur’ân vardır; ama yeninde de hançer ve kılıç gizlidir
Onun Mushafına, riyasına kanma; kendini onunla sırdaş, hâldeş yapma!
Kendine gel de kargaya benzeyen nefsin ardından koşma Çünkü o, seni mezarlığa götürür; bağa, bahçeye değil!
Sen, onun elini bağlamazsan o, senin elini bağlar Sen, onun ayağını kırmazsan o, senin ayağını kırar
Ey hevâ ve hevesini gizlice tazeleyen! (Sen) imanını tazele, fakat (sadece) dilinle değil!
Hevâ ve heves taze oldukça iman taze olmaz; zira hevâ, o kapının kilidinden başka bir şey değildir
Gönlümüzdeki bütün bu gamlar, hevâ ve hevesimizin, varlığımızın tozundan, dumanından meydana gelir
Bu kökümüzü söken gamlar, ömrümüzün orağına benzer ‘Bu böyle oldu, şu şöyle oldu’ demeler de kuruntularımızdır
Hevâ ve hevesle, nefsin isteğiyle az dost ol; zira seni Hakk’ın yolundan çıkaran, yolunu şaşırtan, odur
Hakk’a (karşı) mest olmuş (kişilerden) başka bütün halk, çocuktur Hevâ ve hevesinden kurtulmuş kişiden başka bâliğ yoktur
Ey Allah’tan yalnızca “hu” ismiyle yetinen! İlâhi kadeh olmadıkça hevâ ve heveslerden nasıl geçeceksin?
Şüphe yok ki hevâ ve hevesi terk etmek acıdır; ama Allah’tan uzak olma acılığından elbette daha iyidir
(I/1192, 1193, 1375, 1380, 1382, 1383, 1389, 3004, II/15, 16, III/1061, 2554, 2555, IV/1312, V/3491, I/1078, 1079, 2296, 2297, 2957, 3430, 3453, VI/1768)
Mesnevi’den
alıntı....