Sevgi Ve Mehabbetimiz Kime Nasıl Olmalıdır…
Cenâb-ı Hak ve feyyaz-ı mutlak, efendimiz Muhammed (s.a.v.) hazretlerine vahiy buyurduğu, Kur’ân-ı kerim’inde “İnsanlardan nicelerinin Allah’ı (c.c.) bırakarak, başka dostlar ittihaz ettiklerini, Allah’ı (c.c.) seviyormuş gibi onları sevdiklerini, halbuki ehli imânda ise Allah (c.c.) sevgisinin çok daha üstün-şiddetli olduğunu, nefislerine zulm eden o zalimlerin ise, azabı gördükleri zaman, bütün kuvvet ve kudretin Allah’a (c.c.) ait ve sevilmesi icap eden tek varlığın Allah’mış (c.c.) olduğunu anlayacaklar.. Ve O’nun azabının ne kadar şiddetli ne kadar korkunç olduğunu görüp bilecekler.. Onlar, dost edindikleri, tabi oldukları kişilerle şiddetli azabı görünce aralarında ki bütün bağlar, dünyadaki sevgiler, birbirleriyle olan munasebetlerin hepsi sona ermiş olacak.” Buyurmuşdur..
Evet hangi sevgi, hangi mehhabet nereye götürür, nereye ulaştırır. Kısaca izaha çalışacağım.. Günümüzde sevgi-muhabbet anlatılırken mangalda kül bırakılmıyor. Fakat bu sevgi nasıl bir sevgi? Nasıl bir muhabbettir. Bu muhabbetlerin bir kaydı bir yolu vardır. Sınırsız hürrüyet olur mu? Cevap “olmaz” hürriyetlerinde sınırı vardır. Konuşamanın hürrüyeti istediğimiz gibi konuşabilir miyiz? Konuşamayız, konuşmanında sınırları vardır. Elimizin-ayaklarımızın sınırları vardır. Heryere gidemeyiz.. Kalbinde bir sınırı vardır. O nereye bağlanacak nereye bağlanmayacak, bütün bunlar sınırlı ve ölçülüdür. İşte bunun gibi ne nasıl sevilecek, neye nasıl muhabbet edilirse kişi halas-mutluluğa ulaşacak, neyi nasıl severse felakete gidecek. Tüm bunlar âyeti kerimede beyan buyrulmaktadır. Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Kişi sevdiyle beraberdir” hadis-i şerifini beyan buyurmuşdur. Çok veciz-mutlak bir ifade, kişi dünyada da âhirettede sevdiyle beraberdir. Bize, insanların iradesine bırakmış” Ey ümmetlerim kimi seveceğini hesap et, zira bil ki öldükten sonrada sevdiğinle beraber olacaksın. Hub; kalbin hoşlandığı bir şeye meyletmesi-bağlanmasıdır. Bu bağlanmada iki türlüdür. Makbul olanı vardır, merdud-mazmum olanı vardır. Yani kalbi bir şeyi severek-meşru bir şekilde bağlarsın yada gayri meşru olarak.. Mu’minlerin kalbi “alâ vechi’l-mehabbe” sevgiyle-mehabbetle Allah’ımıza (c.c.) bağlıyız. Onun emirlerine, O’nun Rasulu Ekrem, nebiyi muhteremine bağlı, kalbimiz ona meyilli. Allah ve Rasûl’unun sevdiklerine meylettirmişiz (ashab-ı kiram, ehl-i beyt, Allah dostları, eazzım-ı ümmet) şimdi bu sevgiler meşru-me’mur olduğumuz, mükellef olduğumuz sevgilerdir. Bir de merdud-mazmum olmayan sevgiler vardır ki Rabbim (c.c.) o sevgilerden muhafaza buyursun. Peygamber sevgisini, dinî vecibeleri yerine getirme sevgisini, orucun edâsında bir sevgi mehhabet var zevkle tutuyor doyamıyoruz . Namazları edâ edişimiz, teravih namazlarını zevkle kılmamız bir sevgiye dayanmaktadır. Yani Allah’ın (c.c.) bütün emirlerini ifâ ve icrada sevgi ve mehhabet vardır. Sevdiğin bir yemeği yersin, sevmediğin bir yemeğin yüzüne bile bakmazsın. Binâleyh Allah’u zü’l-celâl ve’l-kemâl hazretlerine olan, O’nun Habine olan mehabetin, bir boş bardağa koyulan su gibi olduğunu, suyu doldurduğunuz zaman hava v.s. o suyu doldururken çıkar oradan, bu fiziki bir kanundur. Allah sevgisinin koyulduğu yerde, şeytan-dünya-para-makam-mevki sevgisi asla mevzu bahis değildir. Otomatik olarak fırlar çıkar oradan. Havanın bardaktan, suyu doldurunca çıkması gibi. Eğer şeytani-dunyevi-maddi-makam-para sevgisini hakim kılarak, kalbi oraya meylettirerek bu bardağın içerisine onu doldurursan, orada Allah ve Rasulunun sevgisi asla yoktur. İkisi beraber bir kapta barınmaz. Hepimizin ilâhi sevgisi, Allah’tan korkumuz, Allah’ın Rahmetini ümid edişimiz farklıdır. Herkesin kalbindeki bağlılığı, hubbu çok değişiktir aynı derecede değildir. Bir peygamberin Allah’a bağlılığı-muhabbetiyle, ümmetinin Allah’a bağlılığı-muhabbeti bir olur mu? Eâzım-ı ümmet (ümmetin önde gelenleri) ile bizim bağlılığımız bir olmaz. Hepsi derece derecedir. Peygamber efendimiz birgün ashabıyle birlikte otururken, ashabdan bir kişi sorar:
-Yâ Rasulallah, ben ne zaman gerçek-hakiki sağlam bir Müslüman olabilirim? Bunun ölçüsü alameti nedir? O nur peygamber:
-Evet, Allah’ı sevdiğin zaman,
-Peki ben Allah’ı ne zaman sevmiş olabilirim.
-O’nun Rasulunu sevdiğin zaman.
-Peki ben onun Rasulunu ne zaman sevmiş olurum.?
-O’nun Rasulunun yoluna zahiren-batinen tabi olduğun zaman, O’nun sünnetlerini uyguladığın zaman. Onun sevdikelerini sevip yine onun buğzetiklerine buğzettiğin zaman buyurmuştur. Yani sevgi mutlak değil, kayıtlı olması lazımdır. Sevilmemesi gereken bir şeye mehabet edersen kaybedersin. Küfürle iman ayrı şeydir, onların bir arada cem olmasına imkan ve ihtimal yoktur. Bu eşyanın hakikatinede aykırıdır. Bunlara dikkat edeceksiniz buyuruyor Rasulullah efendimiz, işte benim sevdiklerimi sevecek, bana aduv olanlara aduv-düşman olacaksınız. Peygamber efendimizin bir numaralı düşmanı kimdir? Şeytan-ı aleyhilane. O zaman biz de ona düşman olacağız. Zira müteaddit ayetlerde şeytanın mü’min kullara apacık düşman olduğu beyan buyrulmaktadır. Peki savaş hâlinde insan düşmanını sevebilir mi? Bütün mukaddesatına saldırmış, seni içten ve dıştan yıkmaya çalışan kişiye sevgi mevzu bahis olabilir mi? Nasıl sevebilirsin, sevdiğin zaman onun tarafında oldun demektir. O zaman imanın alameti olan Peygamber efendimizin düşmanına düşman olacaksın. Bu imanın vasfı mümeyyizidir.
İnsan bir şeyi garaza , bir maksata mebni sever, o maksat devam ettikce ilginiz sevginizde devam eder. O maksat ortadan kalktığı zaman sevgide nihayete erer. Meselâ para; paraya karşı insanların ilgisi vardır. Niçin seviliyor bu para? İşimizi görüyor ondan dolayı seviyoruz. Maksat için. “Aman paracıklarım, aman kasam” diye feryat eder insan. Çünki onunla ihtiyacını görüyor. Şimdi elimizde tirilyonlar var ne kadar çok para. Ama paracıkların hiçbir hükmü yok, hiçbir işe yaramaz dendiği zaman, o paraya alaka ve sevgin kalır mı? Demek ki bir işimize yaradığı için gönlümüz kaymışdır. Evet bir böylesi sevgi vardır. İşte kafirler gideceği ve birgün hükmü kalmayacağı kasasını-parasını ev de koyup sadece ameliyle kabre gideceğini düşünemeyen, sırf paraya bel bağlayanlar ne kadar kendilerine yazık edenlerdir. Halbuki onlar dünyada işlerini görmek içindi, işleri görüldü bitti. Ahirette işini görecek ameller nerede? O halde kalbi ona göre ilgi kuracak, ona göre hükmedeceksin.
Bazende mehabbet kendinde kemal olduğu için sevilir. Onda öyle bir güzellik öyle bir kemal var ki ondan dolayı seversin. Makbul-mahbub olan bir sevgidir. Meselâ ümmetin önde gelenlerine, ashab-ı kirama, ehli beyte, dini celili bize kadar getiren büyüklerimize duyulan sevgimiz gibi. Bakın burada bir garaz-maksat yok, onlarda bir kemal-olgunluk var onlar Allah dostlarıdır. Kezalik ilkbaharın güzellikleri, akan sular, etrafındaki yeşillikler, rengarenk açmış çiçekleri, öten bülbüller, o gördüğümüz güzellikler, kalbimizin meyletiği güzelliklerdir. Bunlara duyduğumuz muhabbette güzeldir. Ama ne olarak, bunun sahibi Allah’tır, bütün bu manzarayı- bedi’ halk eden Hâlık-ı zü’l-celâldir, o düşünce ve tefekkürle mehabbet ettiğimiz zaman..
Ya Rabb dünyadayken bizi sana götürecek, sana ulaştıracak, sevgiler ihsan eyle!
Allah’ım senin red ettiğin merdud-mazmum sevgilerden bizi muhafaza eyle!
Ya Rabb ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurdu Habibin, biz de senin habibini, habibini sevenleri sevmeye gayret eden onların mehabetiyle içlerimizi dolduranlarız. Onlarla beraber bizi haşreyle!
Dualarımızı müstecap eyle!
Gülyaprak
alıntı..
Cenâb-ı Hak ve feyyaz-ı mutlak, efendimiz Muhammed (s.a.v.) hazretlerine vahiy buyurduğu, Kur’ân-ı kerim’inde “İnsanlardan nicelerinin Allah’ı (c.c.) bırakarak, başka dostlar ittihaz ettiklerini, Allah’ı (c.c.) seviyormuş gibi onları sevdiklerini, halbuki ehli imânda ise Allah (c.c.) sevgisinin çok daha üstün-şiddetli olduğunu, nefislerine zulm eden o zalimlerin ise, azabı gördükleri zaman, bütün kuvvet ve kudretin Allah’a (c.c.) ait ve sevilmesi icap eden tek varlığın Allah’mış (c.c.) olduğunu anlayacaklar.. Ve O’nun azabının ne kadar şiddetli ne kadar korkunç olduğunu görüp bilecekler.. Onlar, dost edindikleri, tabi oldukları kişilerle şiddetli azabı görünce aralarında ki bütün bağlar, dünyadaki sevgiler, birbirleriyle olan munasebetlerin hepsi sona ermiş olacak.” Buyurmuşdur..
Evet hangi sevgi, hangi mehhabet nereye götürür, nereye ulaştırır. Kısaca izaha çalışacağım.. Günümüzde sevgi-muhabbet anlatılırken mangalda kül bırakılmıyor. Fakat bu sevgi nasıl bir sevgi? Nasıl bir muhabbettir. Bu muhabbetlerin bir kaydı bir yolu vardır. Sınırsız hürrüyet olur mu? Cevap “olmaz” hürriyetlerinde sınırı vardır. Konuşamanın hürrüyeti istediğimiz gibi konuşabilir miyiz? Konuşamayız, konuşmanında sınırları vardır. Elimizin-ayaklarımızın sınırları vardır. Heryere gidemeyiz.. Kalbinde bir sınırı vardır. O nereye bağlanacak nereye bağlanmayacak, bütün bunlar sınırlı ve ölçülüdür. İşte bunun gibi ne nasıl sevilecek, neye nasıl muhabbet edilirse kişi halas-mutluluğa ulaşacak, neyi nasıl severse felakete gidecek. Tüm bunlar âyeti kerimede beyan buyrulmaktadır. Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Kişi sevdiyle beraberdir” hadis-i şerifini beyan buyurmuşdur. Çok veciz-mutlak bir ifade, kişi dünyada da âhirettede sevdiyle beraberdir. Bize, insanların iradesine bırakmış” Ey ümmetlerim kimi seveceğini hesap et, zira bil ki öldükten sonrada sevdiğinle beraber olacaksın. Hub; kalbin hoşlandığı bir şeye meyletmesi-bağlanmasıdır. Bu bağlanmada iki türlüdür. Makbul olanı vardır, merdud-mazmum olanı vardır. Yani kalbi bir şeyi severek-meşru bir şekilde bağlarsın yada gayri meşru olarak.. Mu’minlerin kalbi “alâ vechi’l-mehabbe” sevgiyle-mehabbetle Allah’ımıza (c.c.) bağlıyız. Onun emirlerine, O’nun Rasulu Ekrem, nebiyi muhteremine bağlı, kalbimiz ona meyilli. Allah ve Rasûl’unun sevdiklerine meylettirmişiz (ashab-ı kiram, ehl-i beyt, Allah dostları, eazzım-ı ümmet) şimdi bu sevgiler meşru-me’mur olduğumuz, mükellef olduğumuz sevgilerdir. Bir de merdud-mazmum olmayan sevgiler vardır ki Rabbim (c.c.) o sevgilerden muhafaza buyursun. Peygamber sevgisini, dinî vecibeleri yerine getirme sevgisini, orucun edâsında bir sevgi mehhabet var zevkle tutuyor doyamıyoruz . Namazları edâ edişimiz, teravih namazlarını zevkle kılmamız bir sevgiye dayanmaktadır. Yani Allah’ın (c.c.) bütün emirlerini ifâ ve icrada sevgi ve mehhabet vardır. Sevdiğin bir yemeği yersin, sevmediğin bir yemeğin yüzüne bile bakmazsın. Binâleyh Allah’u zü’l-celâl ve’l-kemâl hazretlerine olan, O’nun Habine olan mehabetin, bir boş bardağa koyulan su gibi olduğunu, suyu doldurduğunuz zaman hava v.s. o suyu doldururken çıkar oradan, bu fiziki bir kanundur. Allah sevgisinin koyulduğu yerde, şeytan-dünya-para-makam-mevki sevgisi asla mevzu bahis değildir. Otomatik olarak fırlar çıkar oradan. Havanın bardaktan, suyu doldurunca çıkması gibi. Eğer şeytani-dunyevi-maddi-makam-para sevgisini hakim kılarak, kalbi oraya meylettirerek bu bardağın içerisine onu doldurursan, orada Allah ve Rasulunun sevgisi asla yoktur. İkisi beraber bir kapta barınmaz. Hepimizin ilâhi sevgisi, Allah’tan korkumuz, Allah’ın Rahmetini ümid edişimiz farklıdır. Herkesin kalbindeki bağlılığı, hubbu çok değişiktir aynı derecede değildir. Bir peygamberin Allah’a bağlılığı-muhabbetiyle, ümmetinin Allah’a bağlılığı-muhabbeti bir olur mu? Eâzım-ı ümmet (ümmetin önde gelenleri) ile bizim bağlılığımız bir olmaz. Hepsi derece derecedir. Peygamber efendimiz birgün ashabıyle birlikte otururken, ashabdan bir kişi sorar:
-Yâ Rasulallah, ben ne zaman gerçek-hakiki sağlam bir Müslüman olabilirim? Bunun ölçüsü alameti nedir? O nur peygamber:
-Evet, Allah’ı sevdiğin zaman,
-Peki ben Allah’ı ne zaman sevmiş olabilirim.
-O’nun Rasulunu sevdiğin zaman.
-Peki ben onun Rasulunu ne zaman sevmiş olurum.?
-O’nun Rasulunun yoluna zahiren-batinen tabi olduğun zaman, O’nun sünnetlerini uyguladığın zaman. Onun sevdikelerini sevip yine onun buğzetiklerine buğzettiğin zaman buyurmuştur. Yani sevgi mutlak değil, kayıtlı olması lazımdır. Sevilmemesi gereken bir şeye mehabet edersen kaybedersin. Küfürle iman ayrı şeydir, onların bir arada cem olmasına imkan ve ihtimal yoktur. Bu eşyanın hakikatinede aykırıdır. Bunlara dikkat edeceksiniz buyuruyor Rasulullah efendimiz, işte benim sevdiklerimi sevecek, bana aduv olanlara aduv-düşman olacaksınız. Peygamber efendimizin bir numaralı düşmanı kimdir? Şeytan-ı aleyhilane. O zaman biz de ona düşman olacağız. Zira müteaddit ayetlerde şeytanın mü’min kullara apacık düşman olduğu beyan buyrulmaktadır. Peki savaş hâlinde insan düşmanını sevebilir mi? Bütün mukaddesatına saldırmış, seni içten ve dıştan yıkmaya çalışan kişiye sevgi mevzu bahis olabilir mi? Nasıl sevebilirsin, sevdiğin zaman onun tarafında oldun demektir. O zaman imanın alameti olan Peygamber efendimizin düşmanına düşman olacaksın. Bu imanın vasfı mümeyyizidir.
İnsan bir şeyi garaza , bir maksata mebni sever, o maksat devam ettikce ilginiz sevginizde devam eder. O maksat ortadan kalktığı zaman sevgide nihayete erer. Meselâ para; paraya karşı insanların ilgisi vardır. Niçin seviliyor bu para? İşimizi görüyor ondan dolayı seviyoruz. Maksat için. “Aman paracıklarım, aman kasam” diye feryat eder insan. Çünki onunla ihtiyacını görüyor. Şimdi elimizde tirilyonlar var ne kadar çok para. Ama paracıkların hiçbir hükmü yok, hiçbir işe yaramaz dendiği zaman, o paraya alaka ve sevgin kalır mı? Demek ki bir işimize yaradığı için gönlümüz kaymışdır. Evet bir böylesi sevgi vardır. İşte kafirler gideceği ve birgün hükmü kalmayacağı kasasını-parasını ev de koyup sadece ameliyle kabre gideceğini düşünemeyen, sırf paraya bel bağlayanlar ne kadar kendilerine yazık edenlerdir. Halbuki onlar dünyada işlerini görmek içindi, işleri görüldü bitti. Ahirette işini görecek ameller nerede? O halde kalbi ona göre ilgi kuracak, ona göre hükmedeceksin.
Bazende mehabbet kendinde kemal olduğu için sevilir. Onda öyle bir güzellik öyle bir kemal var ki ondan dolayı seversin. Makbul-mahbub olan bir sevgidir. Meselâ ümmetin önde gelenlerine, ashab-ı kirama, ehli beyte, dini celili bize kadar getiren büyüklerimize duyulan sevgimiz gibi. Bakın burada bir garaz-maksat yok, onlarda bir kemal-olgunluk var onlar Allah dostlarıdır. Kezalik ilkbaharın güzellikleri, akan sular, etrafındaki yeşillikler, rengarenk açmış çiçekleri, öten bülbüller, o gördüğümüz güzellikler, kalbimizin meyletiği güzelliklerdir. Bunlara duyduğumuz muhabbette güzeldir. Ama ne olarak, bunun sahibi Allah’tır, bütün bu manzarayı- bedi’ halk eden Hâlık-ı zü’l-celâldir, o düşünce ve tefekkürle mehabbet ettiğimiz zaman..
Ya Rabb dünyadayken bizi sana götürecek, sana ulaştıracak, sevgiler ihsan eyle!
Allah’ım senin red ettiğin merdud-mazmum sevgilerden bizi muhafaza eyle!
Ya Rabb ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurdu Habibin, biz de senin habibini, habibini sevenleri sevmeye gayret eden onların mehabetiyle içlerimizi dolduranlarız. Onlarla beraber bizi haşreyle!
Dualarımızı müstecap eyle!
Gülyaprak
alıntı..