BU ÖYKÜ SİZE ÖĞRETMENİM
NESİBE ŞAHİN
Tuhaf bir hisle dolu içim. Hem hüzünlü hem sevinçliyim. Hüznüm biraz ağır basıyor sanki. Ama birazdan tam tersi olacak. Çünkü az sonra sizinle buluşacağız öğretmenim. Bir haftadır süren sıkıntılı bekleyişimiz son bulacak.
Çantamı çabucak topladım. Fırçalarımı, kâğıtlarımı, resim yapmaya ara verdiğimde okuduğum kitabı içine koyup fermuarını çektim. Mantomu da giyersem, artık hazır sayılırım.
Birkaç arkada*şımla çabucak düştük yola. Kapıda karşılaştıklarımız, size gittiğimizi duyunca katıldılar bize. İyice kalabalık olduk. Yolda hep sizden, bir de yokluğunuzda yarım kalan resimlerimizden konuştuk. Tabii sürprizlerimiz de vardı. Yokluğunuzda yaptığımız resimleri görünce ne diyeceğinizi o kadar merak ediyorduk ki.
Çiçekçiye vardık. Heyecanım dorukta. Beyaz bir orkide mi almalı size, yoksa mor menekşeler mi… Zambak da olur sanki, sarı laleler de. Ben artık yoruldum öğretmenim. Bu çiçeklerin hepsi de sizin gibi güzel…
Yattığınız hastanenin kapısından girince heyecanım katlandı. Çabucak bulduk odanızı. Yattığınız yer, camekânlı küçücük bir odaydı. Ve işte siz karşımızdaydınız. Yorgun yüzünüze o sakin gülüşünüzü takmıştınız yine. Bizi görünce şöyle bir toparlanmak istediniz. Hareket edince acıyla buruştu yüzünüz. Sevineceğimi zannetmişken sizi böyle görünce, içim yine hüzünlenmişti.
Odanızın büyük camından, dışarısı o kadar güzel görünüyordu ki. Kalın gözlükleriniz yine gözünüzdeydi. “Boş durmaya alışkın değilim ya, sıkılıyorum burada. Atölyemizi özlüyorum.” diyordunuz.
Kendinizi iyi hissettiğinizi söylüyordunuz bir de. Ameliyatınız iyi geçmişti. Bir aksilik olmazsa bir hafta sonra aramıza dönecektiniz.
Arkadaşlarım teşekkür üstüne teşekkür ediyordu size. “Bize çok şey öğrettiniz.” diyorlardı. Çizgilerimiz kötü olsa da heyecanımızı kırmayıp her zaman ‘Güzel olacak inşallah. Çalışmaya devam edin.’ dediniz bize...” Gülümsüyordunuz bunları duyunca, “Ben sadece bir yol açtım size.” diyordunuz alçakgönüllülükle.
Ben hep geriden duruyordum. Sadece geçmiş olsun diyebilmiştim. Boğazımdaki düğümler konuşmama izin vermiyordu sanki. Bir ara bana dönüp,
— Ah, yine o büyük resim çantanla gelmişsin. Çok duygulandım seni böyle görünce, dediniz.
Şaşkınca elimde sıkı sıkı tuttuğum siyah çantama baktım. Hüznüm dağıldı. İçimde kelebekler uçuştu. İçten bir tebessüm taktım yüzüme.
Düşündüm. Yaşı ne olursa olsun insanın bir öğretmeninin olması ne güzel bir duyguydu. Sevecen, alçakgönüllü ve daima ilerlemeyi öğütleyen bir öğretmenin olması hem de… Ah ne güzel…
Sizin adınızı boş yere “Nardane” koymamışlar öğretmenim. İçinde sayısız nar ağaçlarını saklayan bir nar tanesi gibisiniz gerçekten de. Bambaşka bir nar tanesi.
Şimdilerde sevdiklerime beraber çalıştığımız resimlerden yapıyorum. Size olan sevgimi nasıl resmedeceğimi düşünürken, en güzellerini sizin tuvalinizde görüyorum. İşte o zaman öğretmenim, açıyorum bembeyaz sayfaları ve seçtiğim en güzel kelimelerle sizi yazıyorum.
Dedim ya öğretmenim, bu öykü size…
alıntı....
NESİBE ŞAHİN
Tuhaf bir hisle dolu içim. Hem hüzünlü hem sevinçliyim. Hüznüm biraz ağır basıyor sanki. Ama birazdan tam tersi olacak. Çünkü az sonra sizinle buluşacağız öğretmenim. Bir haftadır süren sıkıntılı bekleyişimiz son bulacak.
Çantamı çabucak topladım. Fırçalarımı, kâğıtlarımı, resim yapmaya ara verdiğimde okuduğum kitabı içine koyup fermuarını çektim. Mantomu da giyersem, artık hazır sayılırım.
Birkaç arkada*şımla çabucak düştük yola. Kapıda karşılaştıklarımız, size gittiğimizi duyunca katıldılar bize. İyice kalabalık olduk. Yolda hep sizden, bir de yokluğunuzda yarım kalan resimlerimizden konuştuk. Tabii sürprizlerimiz de vardı. Yokluğunuzda yaptığımız resimleri görünce ne diyeceğinizi o kadar merak ediyorduk ki.
Çiçekçiye vardık. Heyecanım dorukta. Beyaz bir orkide mi almalı size, yoksa mor menekşeler mi… Zambak da olur sanki, sarı laleler de. Ben artık yoruldum öğretmenim. Bu çiçeklerin hepsi de sizin gibi güzel…
Yattığınız hastanenin kapısından girince heyecanım katlandı. Çabucak bulduk odanızı. Yattığınız yer, camekânlı küçücük bir odaydı. Ve işte siz karşımızdaydınız. Yorgun yüzünüze o sakin gülüşünüzü takmıştınız yine. Bizi görünce şöyle bir toparlanmak istediniz. Hareket edince acıyla buruştu yüzünüz. Sevineceğimi zannetmişken sizi böyle görünce, içim yine hüzünlenmişti.
Odanızın büyük camından, dışarısı o kadar güzel görünüyordu ki. Kalın gözlükleriniz yine gözünüzdeydi. “Boş durmaya alışkın değilim ya, sıkılıyorum burada. Atölyemizi özlüyorum.” diyordunuz.
Kendinizi iyi hissettiğinizi söylüyordunuz bir de. Ameliyatınız iyi geçmişti. Bir aksilik olmazsa bir hafta sonra aramıza dönecektiniz.
Arkadaşlarım teşekkür üstüne teşekkür ediyordu size. “Bize çok şey öğrettiniz.” diyorlardı. Çizgilerimiz kötü olsa da heyecanımızı kırmayıp her zaman ‘Güzel olacak inşallah. Çalışmaya devam edin.’ dediniz bize...” Gülümsüyordunuz bunları duyunca, “Ben sadece bir yol açtım size.” diyordunuz alçakgönüllülükle.
Ben hep geriden duruyordum. Sadece geçmiş olsun diyebilmiştim. Boğazımdaki düğümler konuşmama izin vermiyordu sanki. Bir ara bana dönüp,
— Ah, yine o büyük resim çantanla gelmişsin. Çok duygulandım seni böyle görünce, dediniz.
Şaşkınca elimde sıkı sıkı tuttuğum siyah çantama baktım. Hüznüm dağıldı. İçimde kelebekler uçuştu. İçten bir tebessüm taktım yüzüme.
Düşündüm. Yaşı ne olursa olsun insanın bir öğretmeninin olması ne güzel bir duyguydu. Sevecen, alçakgönüllü ve daima ilerlemeyi öğütleyen bir öğretmenin olması hem de… Ah ne güzel…
Sizin adınızı boş yere “Nardane” koymamışlar öğretmenim. İçinde sayısız nar ağaçlarını saklayan bir nar tanesi gibisiniz gerçekten de. Bambaşka bir nar tanesi.
Şimdilerde sevdiklerime beraber çalıştığımız resimlerden yapıyorum. Size olan sevgimi nasıl resmedeceğimi düşünürken, en güzellerini sizin tuvalinizde görüyorum. İşte o zaman öğretmenim, açıyorum bembeyaz sayfaları ve seçtiğim en güzel kelimelerle sizi yazıyorum.
Dedim ya öğretmenim, bu öykü size…
alıntı....