Müjde olarak diyordu ki;
“Dünden kalan iki mavi şekeri alın.”
İşte yoğun bir İslâmî yaşantının müjdesi ancak böyle olurdu; Bu şekerler ile özden öze tefekkür başladı…
Ben dışarıdan okuduğum yazıların hiçbirini dışardan gelmiş görmüyorum. O yazmış veyâ bu yazmış diye de bakmıyorum. Hepsi benden banadır.
“Ali bendendir, ben Ali’denim” hükmünce, kendimden bir hatırlatma sâdece çünkü yetîmin yitik malı bunlar ve biz yetimler heryerden topluyoruz.
Bu tefekkürlerin de bir kâtibin olmadan te’yidi olmuyormuş ki bu kendi özüme olan yolculuk hep bu kâtipten sonra oldu. Kâtip kâtip denildi;
OL’anlar OL’du…
Elhamdulillah, biz de bu anlatılmak istenene ârif olduk; Bizden karanlığı sıyırıp aydınlık verene hamd olsun…
Bu öze olan yöneliş ile kendin pişir kendin ye, deniliyor bize kendi yemeğimizi yapmayı öğretiyorlar.
Çünkü fakîriz, yetîmiz, hazırdan yana bu lüksün tanınmaması rahmettir bize.
Öyle bir yetîmiz ki hem de nasıl. Ancak diğer yetîmleri görünce yetimligimizi anladık. Artık tek yetime ya’nî Muhammed (sav) ulaşırız inşallah…
Hubb yazım ile kuru kuruya olan bir yazım ne kadar farkediliyor. Hubbiyyettin rûhu ile nûru var. Hubbiyyetle olan yazımında canlı mı canlı vücûd hissediyor oysa dışarıdan olan kuru bir söylemi ne kadar hisseder ki…
Hubbiyyet ile açığa çıkana hamd olsun….
Akşam şöyle dendi; Âlem isimlerini ve sıfatlarını; İnsan ise zâtını. İşte, bizim bizliğimizden başka herşeyimiz isim ve sıfattır. Zâtı ile hubb halindeyiz belki de.
Kendinden kendine yapmıyor mu herşeyi; Ama hükmî olarak önceliği ona vererek. Ve bundan sonra da burada hem öyle hem değil kuralı edeben işler; Ve bu da bizi “ya öyledir ya öyle değillerden” kurtarır.
Bu seyr sırasında birkaç günlüğüne bu seher linkinde zayıflamalar hatta kopukluklar görülebilir. Halkla biraz fazla vakit geçirme durumları olabilir. Fakat herşey bir şekilde yazılmaya devam eder ve sonuçta hakîki link sağlam ve dâimdir. Allah Teala seher vaktinin duâlarından ve ibâdetlerinden bizi ayırmasın…
Âmîn….
alıntı..
“Dünden kalan iki mavi şekeri alın.”
İşte yoğun bir İslâmî yaşantının müjdesi ancak böyle olurdu; Bu şekerler ile özden öze tefekkür başladı…
Ben dışarıdan okuduğum yazıların hiçbirini dışardan gelmiş görmüyorum. O yazmış veyâ bu yazmış diye de bakmıyorum. Hepsi benden banadır.
“Ali bendendir, ben Ali’denim” hükmünce, kendimden bir hatırlatma sâdece çünkü yetîmin yitik malı bunlar ve biz yetimler heryerden topluyoruz.
Bu tefekkürlerin de bir kâtibin olmadan te’yidi olmuyormuş ki bu kendi özüme olan yolculuk hep bu kâtipten sonra oldu. Kâtip kâtip denildi;
OL’anlar OL’du…
Elhamdulillah, biz de bu anlatılmak istenene ârif olduk; Bizden karanlığı sıyırıp aydınlık verene hamd olsun…
Bu öze olan yöneliş ile kendin pişir kendin ye, deniliyor bize kendi yemeğimizi yapmayı öğretiyorlar.
Çünkü fakîriz, yetîmiz, hazırdan yana bu lüksün tanınmaması rahmettir bize.
Öyle bir yetîmiz ki hem de nasıl. Ancak diğer yetîmleri görünce yetimligimizi anladık. Artık tek yetime ya’nî Muhammed (sav) ulaşırız inşallah…
Hubb yazım ile kuru kuruya olan bir yazım ne kadar farkediliyor. Hubbiyyettin rûhu ile nûru var. Hubbiyyetle olan yazımında canlı mı canlı vücûd hissediyor oysa dışarıdan olan kuru bir söylemi ne kadar hisseder ki…
Hubbiyyet ile açığa çıkana hamd olsun….
Akşam şöyle dendi; Âlem isimlerini ve sıfatlarını; İnsan ise zâtını. İşte, bizim bizliğimizden başka herşeyimiz isim ve sıfattır. Zâtı ile hubb halindeyiz belki de.
Kendinden kendine yapmıyor mu herşeyi; Ama hükmî olarak önceliği ona vererek. Ve bundan sonra da burada hem öyle hem değil kuralı edeben işler; Ve bu da bizi “ya öyledir ya öyle değillerden” kurtarır.
Bu seyr sırasında birkaç günlüğüne bu seher linkinde zayıflamalar hatta kopukluklar görülebilir. Halkla biraz fazla vakit geçirme durumları olabilir. Fakat herşey bir şekilde yazılmaya devam eder ve sonuçta hakîki link sağlam ve dâimdir. Allah Teala seher vaktinin duâlarından ve ibâdetlerinden bizi ayırmasın…
Âmîn….
alıntı..