“Tek taraflı kucaklaşma olmaz”
Bu söz ne güzel oldu ve bu hal, tamam oldu..
İşte bunu düşünüyordum tam olarak ki bu söz ile tahakkuk etsin bari yeri gelmişken, diyor ki :
“Sımsıkı yapış,bu işi zamana bırakma,gitmesin tut onu”
Bunu uygulamak da böyle olur herhalde, seher vaktinde göreceksin sevdiğini ve onunla her tecelliyi tahakkuk ettireceksin.
Hz Mevlânâ (k.s) boşuna mı dönüyor; Gönder diyor, bana yenisini, bende hepsi zuhura çıkacak; diyor…
İşte artık aynı anda hareket başladıysa Hak Teâlâ zuhurdadır. Ben hepsi zuhûra çıkacak diye düşünürken, sen de aynı şeyi düşündün.
Zamanı gelince dönem dönem çıkmak gerekir ve sehere devam etmekten vazgeçilmeyeceği Allah’ın indinde tahakkuk ettiği sürece, sâdece o hal ile o link her zaman sağlamdır. Bu oluşum için zamanı katlamaya bile gerek yoktur. Arada daha önceki seherlerde yapılan tefekkürlere ve yaşanan hakikatlere mektuplar yazılır. Konuşmalar devâm eder, rüzgar ile deniz ile kuşlar ile.
İyi ki VAR’sın; ey hakîki VAR’lık….
“Onlar, mağaralarında 9 fazlasıyla 300 yıl kaldılar” (Kehf, 25) âyet-i kerîmesi gereğince, bu yolda her mertebede yalnızlık dönemleri o mertebenin gereği olan mağaralarda yaşanır. Sonra gelen işâret ile mağaradan çıkılır çünkü aşağıdaki âyet-i kerîmenin yaşantısına geçilir:
“İki bahçenin ikisi de meyvelerini verdi; Ve ondan bir şey eksik kalmadı; İkisinin arasından bir nehir akıttık” (Kehf, 33)
Aşağıdaki âyet-i kerimelerdeki yaşantısı sonrası bu meyveleri verecek ve onlarda eksiklik bırakmayacak olan seherlere doğru akış tahakkuk eder.
“Ve Musa, genç arkadaşına: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar (yoluma) devam edeceğim veya senelerce gideceğim” demişti.” (Kehf, 60)
“Böylece ikisinin birleştiği yere ulaştıkları zaman ikisi de balığı unuttu. O zaman (balık), denizin içine doğru kendi yolunu tuttu.” (Kehf, 61)
Balığı unuturlar tabii ; çok normal….
“(Buluşma yerini) geçtikten sonra genç arkadaşına dedi: “Sabah kahvaltımızı getir. Andolsun ki bu yorgunluğa, yolculuğumuz sebebiyle maruz kaldık.” (Kehf, 62)
Sabah kahvaltısı, çok dikkat çekilmiş…
İşte bunlar yaşanılacak ve iyice mühürlenecek âyet-i kerîmelerdir ki ben şimdi onları sizlerle mühürlüyorum, ondan sonrası artık kolay.
“(Genç şöyle) dedi: “Gördün mü kayaya sığındığımız zaman ben gerçekten balığı unuttum. Onu hatırlamamı, bana şeytandan başkası unutturmadı. Ve o (balık), acayip bir şekilde denizin içine doğru kendi yolunu tuttu.” (Kehf, 63)
“(Mûsâ a.s): “Bizim aradığımız şey, işte bu.” dedi. Böylece kendi izlerini takip ederek geri döndüler.” (Kehf, 64)
“Böylece indimizden, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledün ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular” (Kehf, 65)
“Mûsâ (a.s) ona şöyle dedi: “Rüşde ulaşmak üzere, sana öğretilenden bana öğretmen için, sana tâbî olabilir miyim?” (Kehf, 66)
Elhamdülillahi Rabbilalemiyn; İşte bu oluşum sonrası aynı seyir içerisinde yaptıkları yolculuk ile her gün yüzyüze olduklarını ve yorulduklarını ki bu yorgunluğa da, karşısında duranı başka yerlerde arama yolculukları sebebiyle maruz kaldıklarını anlar.
Kendi izlerini bulurlar ve ancak oradan da birbirlerini tanıyıp bulurlar, çünkü en çok dolandıkları yerdir burası.
alıntı....
Bu söz ne güzel oldu ve bu hal, tamam oldu..
İşte bunu düşünüyordum tam olarak ki bu söz ile tahakkuk etsin bari yeri gelmişken, diyor ki :
“Sımsıkı yapış,bu işi zamana bırakma,gitmesin tut onu”
Bunu uygulamak da böyle olur herhalde, seher vaktinde göreceksin sevdiğini ve onunla her tecelliyi tahakkuk ettireceksin.
Hz Mevlânâ (k.s) boşuna mı dönüyor; Gönder diyor, bana yenisini, bende hepsi zuhura çıkacak; diyor…
İşte artık aynı anda hareket başladıysa Hak Teâlâ zuhurdadır. Ben hepsi zuhûra çıkacak diye düşünürken, sen de aynı şeyi düşündün.
Zamanı gelince dönem dönem çıkmak gerekir ve sehere devam etmekten vazgeçilmeyeceği Allah’ın indinde tahakkuk ettiği sürece, sâdece o hal ile o link her zaman sağlamdır. Bu oluşum için zamanı katlamaya bile gerek yoktur. Arada daha önceki seherlerde yapılan tefekkürlere ve yaşanan hakikatlere mektuplar yazılır. Konuşmalar devâm eder, rüzgar ile deniz ile kuşlar ile.
İyi ki VAR’sın; ey hakîki VAR’lık….
“Onlar, mağaralarında 9 fazlasıyla 300 yıl kaldılar” (Kehf, 25) âyet-i kerîmesi gereğince, bu yolda her mertebede yalnızlık dönemleri o mertebenin gereği olan mağaralarda yaşanır. Sonra gelen işâret ile mağaradan çıkılır çünkü aşağıdaki âyet-i kerîmenin yaşantısına geçilir:
“İki bahçenin ikisi de meyvelerini verdi; Ve ondan bir şey eksik kalmadı; İkisinin arasından bir nehir akıttık” (Kehf, 33)
Aşağıdaki âyet-i kerimelerdeki yaşantısı sonrası bu meyveleri verecek ve onlarda eksiklik bırakmayacak olan seherlere doğru akış tahakkuk eder.
“Ve Musa, genç arkadaşına: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar (yoluma) devam edeceğim veya senelerce gideceğim” demişti.” (Kehf, 60)
“Böylece ikisinin birleştiği yere ulaştıkları zaman ikisi de balığı unuttu. O zaman (balık), denizin içine doğru kendi yolunu tuttu.” (Kehf, 61)
Balığı unuturlar tabii ; çok normal….
“(Buluşma yerini) geçtikten sonra genç arkadaşına dedi: “Sabah kahvaltımızı getir. Andolsun ki bu yorgunluğa, yolculuğumuz sebebiyle maruz kaldık.” (Kehf, 62)
Sabah kahvaltısı, çok dikkat çekilmiş…
İşte bunlar yaşanılacak ve iyice mühürlenecek âyet-i kerîmelerdir ki ben şimdi onları sizlerle mühürlüyorum, ondan sonrası artık kolay.
“(Genç şöyle) dedi: “Gördün mü kayaya sığındığımız zaman ben gerçekten balığı unuttum. Onu hatırlamamı, bana şeytandan başkası unutturmadı. Ve o (balık), acayip bir şekilde denizin içine doğru kendi yolunu tuttu.” (Kehf, 63)
“(Mûsâ a.s): “Bizim aradığımız şey, işte bu.” dedi. Böylece kendi izlerini takip ederek geri döndüler.” (Kehf, 64)
“Böylece indimizden, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledün ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular” (Kehf, 65)
“Mûsâ (a.s) ona şöyle dedi: “Rüşde ulaşmak üzere, sana öğretilenden bana öğretmen için, sana tâbî olabilir miyim?” (Kehf, 66)
Elhamdülillahi Rabbilalemiyn; İşte bu oluşum sonrası aynı seyir içerisinde yaptıkları yolculuk ile her gün yüzyüze olduklarını ve yorulduklarını ki bu yorgunluğa da, karşısında duranı başka yerlerde arama yolculukları sebebiyle maruz kaldıklarını anlar.
Kendi izlerini bulurlar ve ancak oradan da birbirlerini tanıyıp bulurlar, çünkü en çok dolandıkları yerdir burası.
alıntı....