Ben de bir zamanlar “Öğret! Demiştim; Şimdi bildiklerime şefkatli, bilmediklerime düşmanım. Bütün sorulara cevap arayan ben, şimdi neden kaçıyorum öğrenmekten?”
Ateşe yaslanmak mı?
Ateşte yanmak mı?
Bâtında gereği yapılmıştır, zâhirde birdenbire önüne çıkan yüksek ilâhî eserlerin tâlip olanlara ulaştırılması gereği sâdece bunun sebebidir. Sen ise sebeblerle değil müsebbib ile ilgilisindir, onun için hiç soru sormazsın. Sistem yenidir, her ne kadar bâtında ilerlemekte ise de zâhirî olarak zorluklarıyla karşılaşman çok doğaldır.
“Yolun başındasın; Hemen karar ver; Bu yol can yakar; diğer yolu tercih et! En güzel hayal vâsıtaları ile ferah, rahat, havadar olarak muhakkak ulaşırsın oraya; “Hayal Dünyâsına”
Cenâb-ı Hakk’ın işleri hayret vericidir, “Benim yolumda sana yalnızlık iyidir, bana dön” der, sen “tamam güzel Allah’ım, iyisini sen bilirsin, sana döndüm, mâsivâdan yüz çevirdim” dersin. Yoğunlaşırsın, içe dönersin, Cenâb-ı Hakk’ı ilmî olarak temâşaya girişirsin, herşey muazzamdır, islâmiyyet güzeldir, şerîatı uygulamak rûha huzûr verir, günlerin böyle geçer. Hep yazılır a’yân-ı sâbite denilir, kazâ kader denilir, bunlar öğretilir, sen de öğrenirsin, uygularsın, çok güzelsindir, dînin tamâma ermek üzeredir, her ne kadar beşeriyyet baskıları olsa da rûhun mutmaindir.
“Oysa sen cesûrsun, yiğitsin; Başaracaksın; Ateşi talep etmeseydin; O menzillerde gezinmezdin”
Çok derinden bir kalp çarpıntısı başlar, bu çarpıntının zâtı öyle bir zât idir ki kendisinde sarsıntı başlayınca herşey sarsılsın ister, sen karşı koysan da bir evliyâullâhın karşısında ağlayarak kendine bir habîb ister bir halde bulursun kendini, oysa bayramdır. Bayramdır çünkü müezzinler aykırırlar bugün bayram, bunlar bunlar şunu şunu demişler, gereğini yapın diye en yanık sesleriyle seslenirler, bayramdır çünkü. İşte bu bayramlarda, bu çok derinlerden gelen kalp çarpıntılarının sarsmalarından çıkan seslerle gereken yapılır.
“Kendini nereye âit hissediyorsun? Aşk seni nereye atıyor? Kalbindekiler duâdan öteye geçiyor mu? Sâdece duâ mı? Cevap veren kimin sesi?
“Dehr, Allah’tır” “Allah” “Allah” “Allah”
“Dehr Allah ise? Sorguladın mı ? ? ?
“Hiç kucaklaştın mı?”
“Mahbûb’un habîbini kucaklaması gibi….”
Artık dehrin o “bir gün”de durduğunu anladığında ise olan olmuştur, geçen geçmiştir, evvel âhirdir, âhir evvel.
İlâhî gönül âlemine karıştıktan sonra geriye sâdece beşeriyetin gereklerini yapmak ve insana verilebilecek en büyük ni’met ile ni’metlenmek kalır ki o ni’met habîblik ni’metidir. Artık mahbûb habîbdir, habîb ise mahbûb. Sen artık her şey için dersin ki;
“levlake levlâk lemâ halaktül eflâk.”
alıntı....
Ateşe yaslanmak mı?
Ateşte yanmak mı?
Bâtında gereği yapılmıştır, zâhirde birdenbire önüne çıkan yüksek ilâhî eserlerin tâlip olanlara ulaştırılması gereği sâdece bunun sebebidir. Sen ise sebeblerle değil müsebbib ile ilgilisindir, onun için hiç soru sormazsın. Sistem yenidir, her ne kadar bâtında ilerlemekte ise de zâhirî olarak zorluklarıyla karşılaşman çok doğaldır.
“Yolun başındasın; Hemen karar ver; Bu yol can yakar; diğer yolu tercih et! En güzel hayal vâsıtaları ile ferah, rahat, havadar olarak muhakkak ulaşırsın oraya; “Hayal Dünyâsına”
Cenâb-ı Hakk’ın işleri hayret vericidir, “Benim yolumda sana yalnızlık iyidir, bana dön” der, sen “tamam güzel Allah’ım, iyisini sen bilirsin, sana döndüm, mâsivâdan yüz çevirdim” dersin. Yoğunlaşırsın, içe dönersin, Cenâb-ı Hakk’ı ilmî olarak temâşaya girişirsin, herşey muazzamdır, islâmiyyet güzeldir, şerîatı uygulamak rûha huzûr verir, günlerin böyle geçer. Hep yazılır a’yân-ı sâbite denilir, kazâ kader denilir, bunlar öğretilir, sen de öğrenirsin, uygularsın, çok güzelsindir, dînin tamâma ermek üzeredir, her ne kadar beşeriyyet baskıları olsa da rûhun mutmaindir.
“Oysa sen cesûrsun, yiğitsin; Başaracaksın; Ateşi talep etmeseydin; O menzillerde gezinmezdin”
Çok derinden bir kalp çarpıntısı başlar, bu çarpıntının zâtı öyle bir zât idir ki kendisinde sarsıntı başlayınca herşey sarsılsın ister, sen karşı koysan da bir evliyâullâhın karşısında ağlayarak kendine bir habîb ister bir halde bulursun kendini, oysa bayramdır. Bayramdır çünkü müezzinler aykırırlar bugün bayram, bunlar bunlar şunu şunu demişler, gereğini yapın diye en yanık sesleriyle seslenirler, bayramdır çünkü. İşte bu bayramlarda, bu çok derinlerden gelen kalp çarpıntılarının sarsmalarından çıkan seslerle gereken yapılır.
“Kendini nereye âit hissediyorsun? Aşk seni nereye atıyor? Kalbindekiler duâdan öteye geçiyor mu? Sâdece duâ mı? Cevap veren kimin sesi?
“Dehr, Allah’tır” “Allah” “Allah” “Allah”
“Dehr Allah ise? Sorguladın mı ? ? ?
“Hiç kucaklaştın mı?”
“Mahbûb’un habîbini kucaklaması gibi….”
Artık dehrin o “bir gün”de durduğunu anladığında ise olan olmuştur, geçen geçmiştir, evvel âhirdir, âhir evvel.
İlâhî gönül âlemine karıştıktan sonra geriye sâdece beşeriyetin gereklerini yapmak ve insana verilebilecek en büyük ni’met ile ni’metlenmek kalır ki o ni’met habîblik ni’metidir. Artık mahbûb habîbdir, habîb ise mahbûb. Sen artık her şey için dersin ki;
“levlake levlâk lemâ halaktül eflâk.”
alıntı....